Toros Tabiatlı Adam

15 dakikada okunur

Osman Yüksel Serdengeçti hayatı, fikirleri, şiirleri, eserleri ile bugünü hazırlayan ‘kurucu’ isimlerden biridir. 33 sayı yayımlanan Serdengeçti dergisinin tamamına bakıldığında ne ile nasıl mücadele ettiği tam anlamıyla anlaşılabilir. Doğduğu toprakların bütün niteliklerini üzerinde taşıyan Osman Yüksel, bugüne de rol model olabilecek lider bir isimdir.

Cumhuriyet sonrası fikir ve edebiyat hayatımızın ender şahsiyetlerinden biri de Osman Zeki Yüksel (Serdengeçti)’dir. Vefatının 38’inci yıldönümünde (doğumu 15 Mayıs 1917- Akseki, vefatı 10 Aralık 1983- Ankara) yad ettiğimiz Osman Yüksel’i kimimiz hazır cevaplılığı, kimimiz nüktedanlığı, kimimiz aksiyon adamlığı, bazılarımız ise şiirleri ve vatanperver konuşmaları ile hatırlar.
Yıllarca yanında yöresinde bulunmuş olan günümüz şairlerinden Yavuz Bülent Bakiler, onun hakkında şöyle der: “Osman Yüksel… Bütün akımların karşısındaydı. Tembelliğe, geriliğe, kültür emperyalizmine, her türlü dikta heveslilerine, taklitçiliğe başkaldırırdı. O, Anadolu’muzun yerli sesidir. Bir Yörük kilimi kadar renkli, çarpıcı ve heyecan verici bir ses… Onun kalemi bir kılıçtı, bir fikir savaşının en ön saflarında bulunuyordu.”
Osman Yüksel, siyasetçidir. Şairdir. Nüktedandır. Boş konuşmaz. Aksiyon adamıdır. Dava adamıdır. Milliyetçidir. Mukaddesatçıdır. Heyecanlıdır. Doğrucudur. Söz konusu vatan olduğunda gözünü budaktan esirgemez. Tabutluklara düşer, geri adım atmaz. Vatan ve millet her şeyin önündedir. Ömrü boyunca bir hırka-bir lokma yaşamıştır. Bundan da şikayetçi değildir. Hayatının neredeyse tamamı yokluk sınavıdır ama ancak 33 sayı çıkabilen Serdengeçti -ki kendisine soyadı olarak da bu adı seçmiştir.
İki İsmet’ten çok çekti
Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le aynı hücreyi paylaşan (78 kere mahkemeye verilmiş, 8 kez hapishaneye düşmüş ve aralıklarla 4 yıl 2 ay hapis yatmıştır)…
Ömrü boyunca iki İsmet’ten (biri İsmet İnönü; onu hürriyetinden sık aralıklarla mahrum eden, mahkum ettiren, bir diğeri ise eşi İsmet; onu zürriyetinden eden) çeken…
Yaşadığı her gün, her an dayatılan düzene muhalif olan…
Bunu bazı muarızları gibi keyfi değil, neyi kaybettiğini hatırlayarak, derinlemesine hissederek yaşayan…
Torosların bu bıçkın evladı, kravatsız milletvekili iken de bir masa-bir sandalyeden müteşekkil bürosunda dostlarıyla bir kimlik inşa ederken de, zindanlarda işkence altında dimdik ayakta dururken de, üzerine atılı suçlara karşı avazı çıktığı kadar bağırırken de asla yorgunluk sergilememiştir. Çünkü çok iyi bilir; düşmesini bekleyenler vardır. Tek başına düşmüş olmasının bir önemi yoktur. Takılan çelmenin sahibinin oyununu bilmektedir. O yüzden bu tuzağa düşmemek içindir bütün mücadelesi…
3 Mayıs dönüm noktası
Antalya’nın Akseki ilçesinde dünyaya gelen Osman Zeki Yüksel, lise eğitiminin ardından Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi’ne kaydolur. Burada felsefe eğitimi alacaktır. Fakat son sınıfta iken 1944’teki o meşhur 3 Mayıs eylemine katıldığı için tutuklanır. Alpaslan Türkeş ve Nihal Atsız’la birlikte hapsedilir. Üstüne okuldan da atılır. ‘Anarşist’ ve ‘tehlikeli’ tehlikeli bir eylemci olduğu gerekçesiyle daha okuluna dönemez. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e hitaben yazıp yayınladığı “Yüksek makamın alçak vekiline” hitabıyla başlayan hal beyanı veya dilekçesi işaret fişeğini ateşler ve artık kulaktan kulağa fısıltı olarak yayılan Osman Yüksel efsanesi ete-kemiğe bürünerek bugünlere kadar gelir. Eğitim hayatı yarım kalmıştır. Artık kaybedecek bir şeyi de kalmamıştır.
Onun hayatı ile birlikte anılan Serdengeçti dergisini çıkarmaya karar verir ve bütün enerjisi ile dergiye yüklenir. Hem kendi adı hem de birçok müstear isimle dönemi, dönemin siyasi işleyişini, adaletsizliklerini, gördüğü arızaları büyük bir cesaretle kaleme alır. Dergi 1947 ve 1962 yılları arasında sadece 33 sayı yayımlanır. Kovuşturmaya uğrar, soruşturma açılır, toplatılır… Yüksek bir zeka ve ironik bir üslupla kaleme aldığı yazılar toplum üzerinde, özellikle milliyetçi kesimlerde büyük etki uyandırır. Her sayısı iktidarı ve düzen koruyucularını, statükocuları ürkütür, korkutur. Ama onun kitabında pes etmek yoktur…
Serdengeçti ve Büyük Doğu
Serdengeçti, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisiyle birlikte değerlendirildiğinde, bugünleri hazırlayan ‘kurucu’, ‘uyarıcı’ metinlerin yayınlandığı iki kahraman mevkute olarak anılabilir. Bugünlerin bedelini onlar peşinen ödemiştir desek yeridir. Her sayısı sürprizdir. Zira bir sonraki sayının çıkıp çıkmayacağı veya ne zaman çıkacağına dair herhangi bir garanti yoktur. O yüzden her sayısının kapağına “Açın kapıları Osman geliyor!” meşhur cümlesini yazmaktadır. Çünkü her sayının ardından cezaevi yolunun açık olduğunu bilmektedir.
Beşinci sayının hemen girişindeki “Serdengeçti, Türkiye’nin en ateşli, en cesur mücadele dergisidir. Arkadaş, Serdengeçti Allah’a vatana, millete vatana koşanların dergisidir. Sen de bu yolda yürüyorsan ona yardım et oku okut. Abone ol, abone bul. Serdengeçti’nin ne zaman nerede çıkacağı belli olmaz. Muhakkak çıkar. Bir çıkar, pir çıkar.” cümleleleri de derginin kaderi hakkında ipucu verir.
1952’de, 34 yaşında iken tek sayı yayımlayabildiği “Bağrıyanık” isimli dergi “Hak yolunda bağrı yanık yolcular” alt başlığı/ sloganı ile çıkmıştır. Mizah dergisi sayılabilirdi. Fakat takibattan kurtulamadı ve kapatıldı.
‘Kravatsız milletvekili’
Yerinde duramaz Osman Yüksel… Şiirler yayınlamakta, yazılar yazmakta, ateşli konuşmalar yapmaktadır. Fakat belki de hayatının en kritik kararlarından birini almıştır. Adalet Partisi’nden Antalya Milletvekili (1965-1968) seçilmiştir. Vekili seçildiği partinin lideri Demirel’in ifadesi ile, “Serdengeçti varsa muhalefete gerek yoktur.” Öyle ki kendi partisini bile acımasızca eleştirebilmektedir. Kravat takmamakta kararlıdır. Hatta Meclis’e geldiği bir gün kravatı beline bağladığı söylenir. Savunması ise, “Yönetmelikte kravat yazmakta, neremize takılacağı belirtilmemekte” olmuştur. Siyasette çok sevilen bir sima olmamıştır elbette. Çünkü nasıl yazıyor ve yaşıyorsa, öyle de siyaset yapmaktadır. Zaten bu davranışları nedeniyle partisinden ihraç edilmiştir.
Vekil olmasına rağmen kıt kanaat geçinmektedir. Eline geçen parayı kendi dünyalığı için değil, bir zamanlar kendisi gibi yoklukla okumaya, ayakta durmaya çalışan öğrencilere burs olarak dağıtmaktadır. Hatta açıklıkla ifade edebiliriz ki, vefat ettiğinde beş kuruş parası çıkmamıştır üzerinde…
‘Bağrı taşlı, gözü yaylı…’
Osman Yüksel, Rousseau’dan Spinoza’ya, Nietzsche’den ve Bergson’a kadar geniş bir okuma yelpazesi ile dağarcığını doldururken, Yunus Emre ve Mevlana’da karar kılmıştır. Bu çok önemlidir. İstiklal şairimiz Mehmet Akif’in deyişiyle, “Batının fennini doğunun idrakine” yedirerek felsefesini/ ülküsünü oluşturmuştur.
Yine yakın dostu Bakiler’den okuyalım: “Bir Anadolu türküsü dinlerken, bir şiir okurken veya toprağa çıplak ayaklarıyla basan bir yoksul çocuk görürken, başının döndüğüne, sesinin titrediğine, gözyaşlarının süzüldüğüne çok şahit olmuşumdur. Alabildiğine derviş gönüllüydü. Bağrı taşlı, gözü yaşlı bir derviş. Ama bazı yazılarında da her kelimesiyle, her cümlesiyle naralar atan öfkeli bir Köroğlu’ydu…”
Çilesi halinden tavrından, yaşayışından… Her halinden belli olan Osman Yüksel, 10 Aralık 1983 yılında parkinson hastalığına bağlı olarak aramızdan ayrıldı. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.
“Allah, Vatan, Millet Yolunda” bir hayat yaşadı. “Davamız Allah davası, millet davası, vatan davasıdır. Bu mukaddes dava karşısında biz, nefsimizi sildik.” diyerek baktı dünyanın nimetlerine…

Ayasofya tek derdi idi
Osman Yüksel Serdengeçti, aralarında Milli Gazete, Yeni İstanbul, Zafer, Türk Yurdu ve Çağlayan gibi gazete ve dergilerde de yazılar kaleme aldı. Sessiz ve suskun Ayasofya hayatının merkezinde yer aldı: “Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabed!..
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?
Hani minarelerinden göklere yükselen
Ta maveradan gelen ezanlar?…”
Serdengeçti’nin yayımlanmış eserleri:
– Mabedsiz Şehir
– Bu Millet Neden Ağlar?
– Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?
– Ayasofya Davası
– Mevlana ve Mehmet Akif
– Türklüğün Perişan Hali
– Gülünç Hakikatlar
– Kara Kitap
– Müslüman Çocuğunun Şiir Kitabı
– Radyo Konuşmaları
– Akdeniz Hilalindir

Önceki Yazı

Her Filmi Bir Dua Olarak Görüyorum

Sonraki Yazı

“Öteki İle Berikinin Arasında Bir Yerdeyim”

Son Yazılar