Tüm İnsanlığın Kudüs’e Sahip Çıkmasını Amaçlıyorum

15 dakikada okunur

M. Emre YAPRAKLI

Kudüs meselesini tiyatro sahnesine evrensel insan hak ihlalleri çerçevesinde işlemeyi tercih ettiğini söyleyen Tiyatro Sanatçısı Onur Yenidünya “Kudüs’le ilgili bir oyun yazmayı çok istedim. Oyunu, sadece Müslümanların değil tüm insanlığın Kudüs’e sahip çıkmasını amaçlayan tarzda kaleme aldım” diye konuştu.

Tiyatro sahnelerinde çok az işlenen ve istenilen etkiyi bir türlü sağlayamayan bir konu Kudüs meselesi. Kudüs’te yaşanan insanlık zulmünü anlatan ‘Bir Ruh’ adlı tiyatro oyunu, canımızı yakan ve kalbimizi derinden yaralayan Kudüs meselesini sahneye farklı bir dille aktarıyor. Tiyatro sanatçısı Onur Yenidünya’nın yazıp yönettiği oyun, başlar başlamaz atmosferiyle izleyiciyi kendine kilitliyor. Onur Yenidünya’ya etkileyici oyunculuğuyla Nesrin Özyurt da eşlik ediyor. Sahnede izleyiciye yansıtılmak istenilen mezarlık alanı (Türk tiyatrolarında bu atmosfere pek rastlanmıyor.) izleyicinin kendini bir gece yarısı Filistin’de bir mezarlıkta hissetmesini sağlıyor. Kudüs’teki mezarlıkta bir bacağını İsrail bombasıyla kaybetmiş Filistinli Hanzala ve kaybettiği eşi Zeynep’i de görüyoruz.
Kudüs’teki insan hakları, kadın ve çocuk ihlallerinden değinmeler yaparak sergilenen ‘Bir Ruh’ adlı oyunun yazarı, yönetmeni ve oyuncusu Onur Yenidünya ile konuştuk.
Oyunu yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Bir Ruh oyununun yazım süreci nasıl gelişti?
Sokakta yürürken ve gezerken kifayetsiz bir şekilde gezemiyorum. Bundan önce madde bağımlılığı ile ilgili ‘Beni Affet Anne’ adlı oyunu ortaya koymuştum. Bir şeyleri gördüğümüzde oraya dokunmamız lazım ki bu zamanın sıkıntılarına çare üretebilelim. Etraftaki insanlar da bizim için üretebiliyor desin. Etraftan bazı oyunlar alınıp günümüze uyarlanabilir fakat günümüzde yaşamış olduğumuz bazı sıkıntılar var bunları görmezden gelip yolumuza devam edemezdik. Ben Kudüs’le ilgili bu oyunu çok yazmak istedim. Yalnız benim oyum sadece Müslümanların Filistin’e ve Kudüs’e sahip çıkması yönünde değil. Ben tüm insanlığın Kudüs’e sahip çıkmasını amaçlayan tarzda oyunumu kaleme aldım. Kudüs’te bir insanlık dramı yaşanıyor. Oyunumuzun ana unsurları; evrensel insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları ve bu çerçevede değindiğimiz hak ihlalleri olarak ortaya çıktı. Evrensel bir dil ve bakış açısı geliştirerek bu oyunu ortaya çıkardık. Bir yerde bir zulüm varsa ben de oraya duyarsız kalamazdım ve ben de bu oyunu yazmam gerekiyordu. Bir şeyi yazmak istediğimde de kendimi birçok şeyden soyutluyorum. Bu oyunu da kendimi birçok dünyalık unsurdan soyutlanarak ve odaklanarak yazdım. Güzel bir metin de ortaya çıktı. Bu oyunun metnini kitaplaştırmak da istiyoruz…

Keşke yapsaydım demiyor, bugün bunu yapmalıyım diyorum
Bir Ruh oyununu yazdınız, oynadınız ve yönettiniz. Kudüs’te yaşanan mücadeleye sanatınızla katkı sağladığınızı düşünüyor musunuz?
Hayat bizi o kadar meşgul etmiş ki onların sesini duyamıyoruz. Tiyatro izleyicisine bu oyunlarla insanların hassasiyet içerisinde olması gereken bu oyuna duyarlı olalım çağrısında bulunmuş oluyoruz. Benim mesleğim sahne ve ben de kendimi; yazarak, oynayarak ve yöneterek ifade ediyorum. Oradaki zulmü duyduğumda ben bu konu hakkında bir şey yapmadım dememeliyim. Bu yalnızca insanlık dramı olmayabiliyor. Madde bağımlılığı ile mücadele ve töre cinayetleri gibi toplumsal açıdan kanayan yaramız diyebileceğimiz konularda da kendimi ifade edebilmeliyim. Bu derin yaralar açan konuları sahnede işlemediğimde daha sonra keşke yapsaydım diyeceğime bugün bunu yapmam lazım demeye çalışıyorum.
‘Bir Ruh’ oyununa sosyalistler de ağlıyor mütedeyyinler de…
Bu tür evrensel hak ihlallerine dokunan oyunların daha fazla izleyiciye ulaşması için dünya festivallerine gitmesi gerekmiyor mu? Bu oyun dünya festivallerine gidebilir mi? Uluslararası anlamda bu insanlık dramını daha fazla kişiye nasıl ulaştırabiliriz?
Yaptığım tüm işlerde festivallere ve uluslar arası mecraya açılmaya açığım. Fakat benim yaptığım işler genelde bıçak sırtı konularla ilgili oluyor. Bazı insanlar suya sabuna dokunmak istemiyor. Benim oyunlarım popüler kültüre çok fazla hizmet eden oyunlar değil. Popüler kültürden uzak ve dert içeren oyunlar üretiyoruz. Beni Affet Anne maddeyle ilgili ve komedisi de olan bir oyundu. O da bıçak sırtı bir işti. Kudüs meselesi de bıçak sırtı bir konu. Destek almak ve önümüzün açılabilmesi için popüler kültüre hizmet etmek gerekiyor. Bir ruh oyununu sosyalist insanlar da izliyor ağlayarak çıkıyor, mütedeyyin insanlar da izliyor ve ağlayarak çıkıyorlar. Herkesi kucaklayan duygular veriyor çünkü oyun. Hemen Filistin ile ilgili bir oyun yapılıyor diye yaftalanıyor. Çünkü bu konu çok sömürüldü. Biz Filisin meselesini sömürüden uzak tutmaya gayret ediyoruz.
Oyunlar aynı zamanda oynandıkça açılıyor ve kendini seyirciye daha iyi bırakıyor. Bu oyunda oynandıkça ve açıldıkça çok daha farklı yerlerde görebiliriz diye düşünüyor ve inanıyorum. Belki önümüzdeki sezon Avrupa’da bu oyunu göreceğiz. Özellikle; Hollanda, Fransa ve Almanya gibi yerlerde bu oyunu oynatmak istiyorum. Biz Avrupa’ya ve tüm dünya insanlarına da sesleniyoruz bu oyunda. Evrensel insan hakları hak ihlalleri ise konu bu oyunun muhatabı zaten yalnızca Türkiye olamaz. Bu oyuna herkes muhatap.
Oyunun atmosferi inanılmaz. Bir mezarlık içerisinde oynuyorsunuz. Dekor ve ışık tasarımıyla da heyecan verici. Tiyatronun yaşayan sanat olarak yaşayan bir dekorla ve enerjiyle iç içe olması nasıl bir his veriyor?
Ben evde bu atmosferin içerisine girmiş ve ne planladığımın farkında olarak küçük dekorları canlandırıyordum. İnsan evindeki prova sırasında ağlar mı? Ben evimde o yaptığım provaya ara verip ağlıyordum. Kudüs’e karşı ayrı bir hissiyatım var, metin çok güzel oldu ve dediğiniz gibi atmosfer de çok güzel oldu. Evde yaşadığım bu hissiyata dört yaşındaki oğlum şahit oldu ve beni sahnede çok izlemek istedi.
Çok güzel bir atmosfer oldu. Tabi ki en önemlisi seyirciyi de buranın içerisine dahil edebilmek. İnsanlar belli dönemlerde İsrail’in Filistin saldırıları karşısında belli dönemlerde tepkili kalıyor ve susuyor. Burada onları bu derdin ortağı yapmak istiyoruz. Allah Filistin’in ve Kudüs’ün yardımcısı olsun.

Kendi ecdadımızdan haberdar değiliz
Çok ilginç bir şey görüyoruz, oyunun müzikleri Sultan Abdülaziz’e ait. Özellikle mi Sultan Abdülaziz müziklerini tercih ettiniz? Bu oyunun içerisindeki duygu Sultan Abdülaziz müzikleriyle mi daha çok iç içe geçti?
Bir oyunda Sultan Abdülaziz bestelerini kullanmayı düşünüyordum. Konu Kudüs ve evrensel insan hak ihlalleri olduğunda ve müzikler de yerli yerine oturunca çok yakıştı. Sultan Abdülaziz dediğimizde bir Osmanlı padişahından bahsediyoruz. Osmanlı padişahı denildiğinde bazı insanların aklına çok çarpıtılan konular geliyor. Bir Osmanlı padişahının Batı müziği tarzında beste yapabileceği çoğu kişinin aklına gelmiyor. Müzikleri ilk dinlettiğim arkadaşlarıma tahminleri sordum. Hiçbirinin aklına bir Türk gelmedi. Sultan Abdülaziz’e ait besteler olduğunu söylediğimde çoğu kişi çok şaşırdı. Osmanlı’nın böyle bir kültürünün olduğunu da seyirciye verebilmek istedik. Aynı zamanda da Filistin’in dört yüz yıl boyunca sorunsuz ve huzur içerisinde Osmanlı hâkimiyeti içerisinde bulunmasını vurguluyoruz. Oyunun içerisinde de bu konunun repliği var. Sultan Abdülaziz’in değerini bilmemiz gereken iki parçası var; Valse Davet ve Gondol. Oyunu izleme fırsatı olmayanlar mutlaka dinlesinler.
Biz kendi ecdadımızdan maalesef haberdar değiliz. Geçmişimizi bilmiyoruz ve bugüne yön veremiyoruz. Önce geçmişimizi bilmemiz daha sonra günümüze ayna tutmamız gerekiyor. Bu müzikleri kullanmak da kesinlikle bir mesajdır.
Bu topraklara ayağını basan ve bizle irtibatını sağlayan ‘bizim’ tiyatromuz diyebileceğimiz tiyatroyla aramız bir miktar açılıyor gibi geliyor bana. Oyununuz da geleneksel tiyatroya çok uygun formda bulunuyor. Oyunlarımızda gelenekselle moderni nasıl iç içe geçireceğiz?
Yoklukta bile üretebilen insanlarımız var. Onlara fırsat verildiğinde her şeyi yapabilirler. Yeter ki birazcık daha azmetsinler. Bizler surda gedik açmaya çalışıyoruz. Değer görüp karşılığını alamıyoruz maalesef. Birçok şeyden feragat etmeniz gerekiyor. Değer gördükçe ayakta durmaya çalışıyoruz ve motivasyonumuz yükseliyor.
Geleneksel konusunda da dediğiniz gibi bu oyunda geleneksel ile moderni harmanladık. Batı tarzında keman solosuyla Sultan Abdülaziz bestelerini verdik, ışığı ve sisiyle başka bir ortam sunduk. Oraya çok başka bir dille yaklaşan bir oyun çıkmış oldu. Biz çok rahat bir şekilde Müslümanlar eziliyor ve ümmet kardeş olsun diye bağırırdık. Fakat bizim sahneye insanları insan olma olgusu üzerinden çekmemiz lazım. Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü fethettiğinde Hristiyanlar da ibadetlerini rahat bir şekilde gerçekleştiriyordu. Kimseyi ötekileştirme gibi bir bakış açımız olamaz. Ne kadar fazla insanı oyuna çekebilirsek o kadar iyi.

Önceki Yazı

Dünyaca Ünlü İsimler Filistin’in Yanında Saf Tuttu

Sonraki Yazı

İnsanlığın Sınav Yeri: Kudüs

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.