Türk edebiyatı mı Türkçe edebiyat mı?

21 dakikada okunur

Bazı meseleler birkaç yıl arayla gündeme tekrar tekrar gelir ülkemizde. Otuz yılı aşkın bir tarihi olan, Türkçe edebiyat mı diyelim yoksa Türk edebiyatı mı hatta Türkiye edebiyatı ya da Yerli edebiyat mı desek, tartışmaları Cumhuriyet’imizin 100. yılının ilk günlerinde yine gündemimize girdi. Başta Twitter olmak üzere sosyal medya ağlarında, dost meclislerinde, edebiyat mahfillerinde ve hatta sokaklarda tartışılageldi. Biz de mevzuyu; “Türkçe edebiyat” tabirine sosyal medyada tepki göstererek konuyu gündeme getiren şair Kaan Eminoğlu’na, ülkemizin yayıncılığına değer katan Ötüken Neşriyat Editörü Oğuzhan Murat Öztürk’e, Necmettin Erbakan Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Harmancı’ya, edebiyatçı-yazar ve çevirmen İbrahim Demirci’ye ve Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Güneş’e sorduk.

Edebiyat mahfillerinde, neşriyat dünyasında sık sık gündem olan Türk edebiyatı-Türkçe edebiyat tartışması yeni yılın ilk günlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nin kütüphanesinde bölüm başlıklarına “İngiliz edebiyatı”, “Fransız edebiyatı”, “Alman edebiyatı”, etiketleri asılırken “Türk edebiyatı” yerine “Türkiyeli” etiketinin yapıştırılması ve köklü yayınevlerinin “Türk edebiyatı” yerine “Türkçe” veya “Yerli” edebiyat tabirlerini kullanmaları üzerine, şair Kaan Eminoğlu ve yazar Onur Caymaz sosyal medyadan tepki gösterdiler. Onur Caymaz, “Türk edebiyatına Türkçe edebiyat diyen yayınevlerini boykot ediyor, yayınladıkları kitapları satın almıyor; bu tavrı takınan dergi vb. yayınlara ürün göndermiyorum…” dedi, boykot başlattı. Şair Kaan Eminoğlu ise “Türk edebiyatı” diyemeyen ve bunun yerine alternatif tabirler kullanan ancak yabancı edebiyat eserleri için “İngiliz Romanı, Rus yazar, Alman şiiri” gibi ifadeler kullanan yayınevlerinin listesini paylaştı. Bir aya yakın zamandır mesele gündemden düşmedi. Edebiyatçısından tarihçisine, dilbilimcisinden yayıncısına, öğrencisinden akademisyenine kadar çok sayıda vatandaş sosyal medya platformları ve başka vasıtalarla meseleye dâhil oldu. Boykot edilen yayınevleri, bu yayınevlerinin yazarları ve yayınevlerinin politikasını destekleyen birçok kişi de kendi zaviyelerinden duruma açıklık getirmeye çalışarak Türkçe edebiyat tezlerini savunmaya devam ettiler ve yayınevleri herhangi bir geri adım atmadı. Dünyaca ünlü tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı da köşesinden konuya dâhil oldu: “Türkçe kaleme alınan veya terennüm edilen edebiyata Türk edebiyatı denir. Avusturya’nın yazdıkları Alman edebiyatına, Belçikalı ve İsviçrelilerin yazdıkları da Fransız edebiyatına girer. Yine Avrupa dillerinde Française, English veya Deutsch kelimesi hem lisanı ifade ediyor hem de o dildeki eserlerin ve kimliğin sıfatı oluyor. Galiba bu çakallığı yapanlar Türkçe ve Türk edebiyatı ayrımlarına yaparken grameri bu şekilde kullanmak istiyorlar. Böyle bir ayrım söz konusu değildir.” Türk edebiyatı-Türkçe edebiyat tartışması hiç şüphe yok ki ideolojik, tarihi ve kültürel kaynakları olan bir tartışma ve gündemden düşeceğini hiç sanmıyorum. Gündemden düşmeli mi? Türk edebiyatına karşı negatif ayrımcılık bitene kadar gündemden düşmemeli diye düşünüyorum. Peki, işin uzmanları ne diyor? 

Kaan Eminoğlu (Şair)

Türk edebiyatı ifadesinin doğruluğu su götürmez bir gerçektir

Türk edebiyatında kaşınıp kaşınıp kanatılan bir yara olarak karşımıza çıkıyor “Türk edebiyatı mı yoksa Türkçe edebiyat mı?” tartışması. Sorunun sorunsala dönüşmesine sebep olan tavırsa Türkçe edebiyat savunucularının Türk edebiyatı kavramını kullanan herkesi “faşist, ırkçı, kafatasçı” etiketleriyle bir torbaya doldurup meseleyi tartışma alanından çıkarıp kendi haklılıklarının kabulünde uzlaşılması talebiyle uyguladıkları stratejiden kaynaklanıyor. Meseleyi siyaset bilimi, tarih, şiir teorisi ve dil bilgisi gibi birçok disiplinle tartışma imkânı varken Türkçe edebiyat savunucuları için kendi fikirlerini kabul etmeyen herkes faşizm bayrağı altında birleşmiş barbarlar olarak nitelendirildiği için tartışmada bir arpa boyu yol alınamıyor. Sonuç itibarıyla edebiyatımızda doksanlı yıllardan beri tartışılan bu konu edebiyatın ve dil bilgisinin çeperini aşmış ve siyasal bir yaklaşımın dışavurumu hâline gelmiştir. Edebiyat terminolojisi ve dilbilgisel doğruluk açısından Türk edebiyatı ifadesinin doğruluğu su götürmez bir gerçek olarak görülürken devreye siyasi kanaatlerin belirlediği duygusal tercihler girdiği anda edebiyatçılar nezdinde Türkçe edebiyat ifadesi de itibar görmeye başlamıştır. Özellikle Türkçe edebiyat ifadesini benimseyen büyük tekel yayınevlerinin yaptığı reklam edebiyatçılar üzerinde etkili olmaya başlamıştır. Fransız edebiyatı, İngiliz edebiyatı, Rus edebiyatı, Alman edebiyatı gibi kavramları kullanan yayınevi, dergi, kitabevi ve editörlerin bu kavramların yanında Türkçe edebiyat ifadesini kullanması düşünce dizgelerine göre Türkiye haricinde hiçbir ülkede farklı etnisitelerden insanların olmadığına ilişkin bir kanaatin de dışavurumu olarak algılanmaktadır. Bu ikircikli tutum Türk edebiyatını savunan cumhuriyetçi yazarlarda önemli bir hassasiyet yaratmış ve bu hassasiyet sonucu sert tepki yazıları yazılmaya başlanmıştır. Meseleye daha romantik pencereden bakan orta yol bulma telaşındaki edebiyatçılar ise “Türkçe kelimesinde de Türk ifadesi geçiyor, bırakalım Türkçe edebiyat desinler.” Anlayışının geliştiği ve her iki tarafa da makul davranmaya çalıştıkları görülmektedir. Son tahlilde cumhuriyet rejimine ve Kemalizm’e bakışın bir tepkisel ürünü olarak ortaya çıkan Türkçe edebiyat ifadesinin Türk edebiyatı ifadesine rakip olma serüveni edebiyatın değil, siyasetinde belirlediği bir sonuç olarak edebiyat gündemimizdeki ağırlığını hissettirmeye devam ettirmektedir.

Oğuzhan Murat Öztürk (Ötüken Neşriyat Editörü)

İngiliz edebiyatı, Rus edebiyatı varsa Türk edebiyatı da vardır

Son günlerde Türk edebiyatı/ Türkçe edebiyat tartışmaları tekrardan alevlendi. İsteyen istediği isimlendirmeyi yapabilir şüphesiz buna sözüm yok. Fakat bu “Türkçe edebiyatçılar” Türk’ten esirgedikleri edebiyatı başka milletlere bol keseden dağıtırken bunda hiçbir sorun görmüyorlar. Söz gelimi Rus edebiyatı derken, Alman sineması derken sorun yok, iş Türk’e gelince “Türk edebiyatı” değil Türkçe edebiyat. Soru basit: “Neden Alman edebiyatı oluyor da Türk edebiyatı olamıyor?”

Türk edebiyatı vardır ve ilânihaye olmaya devam edecektir

Bir insan “Ben edebiyatı dil üzerinden okuyorum, Türkçe üretilen edebiyata bu yüzden Türkçe edebiyat, Almanca üretilen edebiyata Almanca edebiyat diyorum,” derse en azından kendi içinde tutarlı olacak ama tutarlı olmak gibi bir gaye de güdülmediği görülüyor. Ayrıca Türk edebiyatı diyenlerin etnik bir vurgusu söz konusu değilken “Türkçe edebiyat” diyenler bunu “Her Türkçe edebiyat üreten Türk değil” sözleriyle gerekçelendiriyorlar. İyi de burada konuyu etnik düzleme çeken kim? Nasıl İngiliz edebiyatı, Rus edebiyatı varsa Türk edebiyatı da vardır. Türkçe yazılan bu edebiyatı kim üretirse üretsin onun etnik kökenine bakılmaz. Türk edebiyatı içindedir. Sosyal medyadaki baskılarla birilerine hoş görünme çabalarıyla bu ikiyüzlülüğe prim verilmesi beklenemez. Türk edebiyatı vardır ve ilânihaye olmaya devam edecektir. 

Abdullah Harmancı (Akademisyen-Yazar)

Esas olan dildir, edebiyatın hangi dilde üretildiğidir

Öncelikle bu tartışmalar yeni değil. Ben en az otuz sene önce de bunların edebiyat dergilerinde tartışıldığını anımsıyorum. O zaman da ciddi bulmamıştım. Yapay tartışmalar… Zaten Türk medyasında da bu konuyu tartışanların adeta tartışmanın gereksizliğini vurguladıklarını söyleyerek tartıştıklarını gördüm. Ancak öyle bir zaman geliyor ki birileri saçmanın saçma olduğunu bildirmek zorunda kalıyor. Aksi halde bu anlamsız durumun meşrulaşması da mümkün. Esas olan dildir. Edebiyatın hangi dilde üretildiğidir. Biz bir edebi metni buna göre kategorize ederiz. Üretilen metnin ve üreten sanatçının hangi havzada olduğu veya eserin içeriğinin ne olduğu elbette önemlidir ama bu eserin üretildiği dil, onun ne şekilde kategorize edilmesi gerektiğini gösterir. Alman edebiyatı kategorisini eserin Almanca yazılmış olması belirler. Ayrıca Almanca edebiyat demek gerekli değildir. Yazarı Türk olabilir ama Alman edebiyatı içerisinde kalır. Değerli bir şairimizin dediği gibi, bir milletin adı neden ırkçılık işaret olsun ki?

Esasında Türk edebiyatında tam da burada başka bir tartışma açmak gerekebilir. Kısmen bu da tartışılmıştır. Türk edebiyatı derken neden Türkiye Cumhuriyetinin sınırları içerisinde vuku bulmuş edebiyatı, yazılmış eserleri anlamaktayız? Diğer Türk boylarının ürettiği edebiyatların aynı kategori içinde bulunması gerekmez mi? “Türk edebiyatı” Oğuz Türklerinin mi edebiyatıdır sadece? Veyahut bunu böyle adlandırırsak genel anlamıyla Türk dünyasını içeren edebiyatı nasıl adlandıracağız? Hazır konuşmaya başlamışken tartışmayı genelleştirmek icap eder. 

İbrahim Demirci (Yazar-Çevirmen)

Türk edebiyatı ile Türkçe edebiyat elbette aynı şey değildir

“Türk edebiyatı” yerine “Türkçe edebiyat” diyenleri yargılamak ve suçlamak yerine anlamayı, iki terim arasındaki ayrımı görmeyi, bu ayrımı doğuran nedenler üzerinde düşünmeyi, tartışmayı tercih ederim. Böyle bir düşünme ve tartışma bizi, devlet ve toplum olarak Tanzimat’tan beri yaşayageldiğimiz “medeniyet krizi”ne ve bu krizi aşmak için üretilen veya dayatılan çözüm arayışlarına götürecektir. Bu arayış sürecinin adını koymakta bile uzlaşamadığımızı hatırlatmak isterim: Muasırlaşma, çağdaşlaşma, modernleşme, Batılılaşma (“Batılaşma” diyenler bile oldu.), millîleşme, uluslaşma. “Türk edebiyatı” ile “Türkçe edebiyat” elbette aynı şey değildir. Bence “beyaz” ile “ak”, “siyah” ile “kara”, hattâ “ana” ile “anne” arasında bile önemli farklar vardır. Ben “anne” demeyi tercih ederim ama “ana” veya “aney” diyenleri küçümsemek veya kınamak aklımın köşesinden bile geçmez. Kelimeler üzerinden yürütülen kavgaların, gerçeği / gerçekliği / hakikati ıskaladığını ve/veya zedelediğini düşünüyorum. 

Mehmet Güneş (Akademisyen-Yazar)

Son zamanlarda zorlama bazı kavramlar dikkat çekmektedir 

Son zamanlarda zorlama bazı kavramlar dikkat çekmektedir: “Türkçe edebiyat”, “Türkiye edebiyatı” vb. Bu eylem ve tavırlar, çoğu zaman ideolojik maksatlı olup bunlarla kasıtlı yapay gündemler oluşturulmaktadır. Geçmişten bugüne dünyanın hiçbir ülkesinde ya da hiçbir toplumda sanat eserleri ait oldukları milletlerin dillerinin adlarıyla anılmaz. Fransızca roman, İngilizce tiyatro, İspanyolca resim, Almanca müzik, İtalyanca opera vb. ifadelere rastlanmaz. Yaygın ve doğru ifade; İngiliz edebiyatı, Hint müziği, Japon tiyatrosu vb. şeklindedir. Şair/yazarın etnik kökeni çoğu zaman bilinmez, yazdığı edebî eserin dili hangi millete aitse   eser de o milletin diliyle anılır. Tıpkı Ömer Seyfettin’in Türk hikâyecisi, yazdıklarının Türk hikâyesi; Süleyman Nazif, Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Haşim ve Cahit Sıtkı Tarancı’nın Türk şairi, yazdıklarının da Türk şiiri olarak anılması gibi. Ahmet Haşim’in Arap, Süleyman Nazif’in Kürt, Mehmet Akif’in Arnavut kökenli olmaları onların Türkçe ya da Türk diliyle yazdığı eserlerinin Türk edebiyatı içinde anılmasına engel değildir. Bir milletin edebiyatı gibi kültürünün ve folklorunun diliyle değil adıyla anılması da benzer yaklaşımla ilintilidir. Türk kültürü, Türk folkloru vb. Sonuç olarak tabii ki Türk edebiyatı, Türk şiiri, Türk hikâyesi, Türk romanı, Türk tiyatrosu, Türk müziği, Türk resmi ve Türk sineması…

Velhasıl…

Tartışmaya konu olan Türkçe edebiyat, Yerli edebiyat ya da Türkiyeli edebiyatı gibi tabirlerin siyasi ve ideolojik bir alt yapısı olduğu açıkça ortada. Soruşturmamızda görüşlerine yer verdiğimiz ülkemizin saygıdeğer editör, yazar, çevirmen ve akademisyenlerimizin ortak odak noktaları Türk edebiyatına karşı takınılan negatif tutumun diğer ulusların edebiyatlarına karşı takınılmaması ve siyasi niyetlerle mantık hatası yapılarak yanlış yönlendirme yapılması ve tavrın genel anlamıyla bilimsel olmaması durumu… 

Önceki Yazı

Yerli sinema dijital mecralarda el yükseltiyor 

Sonraki Yazı

Gönül gözü açık olmayan sanat yapamaz

Son Yazılar