“TÜRK SİNEMASI DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ ANLATI BİRİKİMİNE SAHİP”

/
13 dakikada okunur

Kavur adlı belgesel filmiyle 4. Esenler Film Festivali Yakın Plan Türkiye Seçkisi’nde yer alan yönetmen Fırat Özeler, “Türk sinemasının, dünyadaki en önemli anlatı birikimlerinden birine sahip olduğunu düşünüyorum. Yıllardan beri anlatmayı tercih ettiği hikayelerle, karakter edindiği insanlarla, barındırdığı birçok farklı biçimsel çeşitlilikle gerçekten dünya sinemasında önemli bir yer taşıdığına inanıyorum. Ancak hak ettiği ilgiyi hala tam olarak görebilmiş değil bana göre.” diyor.

Esenler Film Festivali bu yıl 4. kez düzenleniyor. Genç sinemacıların ve usta yönetmenlerin filmlerinin seyirciyle buluşacağı ve sinemaya dair birbirinden farklı etkinliklerin gerçekleştirileceği 4. Esenler Film Festivali’nde, son dönemin dikkat çeken genç kuşak yönetmenlerinden Fırat Özeler de yer alıyor. Ömer Kavur’a başrolde yer veren Kavur isimli belgesel, 4. Esenler Film Festivali Yakın Plan Türkiye Seçkisi’nde izleyicisiyle buluşacak. Film, kadrosunda sanatçılar Cem Yılmaz, Funda Eryiğit ve Tilbe Saran’ı buluşturuyor. Kariyerinin başından bu yana ulusal ve uluslararası pek çok film festivaline katılan yönetmen Fırat Özeler ile 4. Esenler Film Festivali’ni, Kavur filmini, Türkiye ve dünya sineması ve festivallerin önemini konuştuk. Özeler, festivallerin sinema sanatına olan önemi ve katkısı hakkında, “Festivallerin en önemli tarafı izleyici ve filmi yapanlar arasında mesafesiz bir iletişim alanı açması. Çünkü aslında izleyici sadece filmi değil, o filmin geçtiği yolları da merak ediyor. Filmin kendisi kadar, bütün o üretim süreci de izleyicinin ilgisini çekiyor. Tabii aynı zamanda izlediği filmi bir de yapan kişilerden dinlemek; neyi farklı düşündüğünü görmek ve anlamak istiyor. Dolayısıyla sadece bir gösterim alanı değil festivaller, bir iletişim platformu.” ifadelerini kullanıyor. 

SİNEMA SAYESİNDE BİR ŞEYLER ANLATABİLİYORUM

Sinemanın sizdeki karşılığı nedir?

Benim için “konuşmak” demek sinema. Sinema sayesinde konuşabiliyorum, birilerine bir şeyler anlatabiliyorum ve hatta onlarla -yani seyirciyle- bunun üzerine uzun uzun diyalog kurabiliyorum. Bu günümüzde, çok sahip olmadığımız bir lüks bence. Sinema bana bu lüksü sağlıyor. 

Bir yönetmen olarak değerlendirmenizi istesem, festivaller sinema için neden önemli?

Bana göre festivallerin en önemli tarafı izleyici ve filmi yapanlar arasında mesafesiz bir iletişim alanı açması. Çünkü aslında izleyici sadece filmi değil, o filmin geçtiği yolları da merak ediyor. Filmin kendisi kadar, bütün o üretim süreci de izleyicinin ilgisini çekiyor. Tabii aynı zamanda izlediği filmi bir de yapan kişilerden dinlemek; neyi farklı düşündüğünü görmek ve anlamak istiyor. Dolayısıyla sadece bir gösterim alanı değil festivaller, bir iletişim platformu. Bunu çok önemsiyorum. Günümüzde her filmin vizyona girme fırsatı eşit değil. İzleyici ile buluşamadan dahi rafa kalkan filmler var. Dolayısıyla festivaller birçok film açısından da can suyu oluyor. 

TÜRK SİNEMASI HAK ETTİĞİ İLGİYİ GÖREBİLMİŞ DEĞİL

Türk sineması özelinde baktığımızda, uluslararası pek çok büyük ödül sinemamıza kazandırıldı. Geçmişten bugüne bir değerlendirme yapacak olsanız, Türk sineması hakkında neler söylersiniz?

Türk sinemasının, dünyadaki en önemli anlatı birikimlerinden birine sahip olduğunu düşünüyorum. Yıllardan beri anlatmayı tercih ettiği hikayelerle, karakter edindiği insanlarla, barındırdığı birçok farklı biçimsel çeşitlilikle gerçekten dünya sinemasında önemli bir yer taşıdığına inanıyorum. Ancak hak ettiği ilgiyi hala tam olarak görebilmiş değil bana göre.

Türkiye ve dünya sinemasında filmlerini beğeniyle takip ettiğiniz yönetmenler var mı?

Özellikle güncel Türk ve dünya sinemasını takip etmeye çalışıyorum. Son yıllarda Deniz Tortum’un filmleri benim açımdan çok ufuk açıcı oldu. Bunun dışında, çok büyük bir Martin Scorsese hayranıyım. Filmleri benim için her zaman “sinema sevgisi”nin tam karşılığı oldu. 

ÖMER KAVUR ÜZERİNE ÇOK DÜŞÜNDÜĞÜM BİR YÖNETMEN

Peki biraz da Kavur’dan bahsedelim… 

Kavur aslında hibrit bir belgesel, kurmaca bir tarafı da var. Ömer Kavur’un filmlerini çok seven bir karakter, onun filmlerinden etkilenerek bir yolculuğa çıkıyor ve Kavur da ona bu yolculukta hayali olarak eşlik ediyor. Bir yandan hem bu yolculuğa, biri hayal diğeri gerçek iki insanın yollarının kesişmesine tanık oluyoruz; bir yandan da Kavur’un hayat hikayesini kendi ağzından dinliyoruz. Ömer Kavur çok uzun yıllardır filmlerini tekrar tekrar izlediğim ve üzerine çok düşündüğüm bir yönetmendi. Bir noktadan sonra, “Bu filmleri çeken insan nasıl biri acaba?” sorusuna cevap aramaya başlamamla böyle bir film yapma isteği de ortaya çıkmış oldu. 

Filminizde Cem Yılmaz, Funda Eryiğit ve Tilbe Saran, sesleriyle yer alıyorlar…

Bütün bu kişiler çalışmalarına gerçekten hayran olduğum, filme bir şekilde yeni bir bakış açısı ve yeni bir dokunuş katabileceklerine inandığım isimlerdi. Öyle de olduğunu düşünüyorum, üçü de seslendirdikleri üç karakteri gerçekten benimsedi, onları yaşadı, hissetti. Filmin metnini kendilerine götürdüğümüz zaman üç isim de yer almak istedi ve bu bizim için büyük şanstı. 

HER HİKÂYE KENDİ BİÇİMİNİ BARINDIRIYOR

Daha önce kısa filmler çektiğinizi biliyoruz. Kısa filmcilik sizin için uzun metraja geçişte bir basamak oldu mu? 

Olmadı diyebilirim. Ben hem kısa filme öyle bakmıyorum hem de kısa film formunu bu şekilde kullanmayı çok doğru bulmuyorum. Çünkü her hikâye kendi biçimini barındırıyor. Benim için bir hikâye kısa film formunda anlatılması gerekiyorsa, onu uzun metrajlı bir filme çevirmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Ya da tam tersi… Tüm bunlar hikâyenin gerektirdikleriyle ilgili gibi. Dolayısıyla “kısa film yönetmeni” ya da “uzun metraj yönetmeni” vs. gibi kavramları da çok doğru ve sağlıklı bulmuyorum. 

FİLM YAPMAK, HAYATA TUTUNMAMI SAĞLIYOR 

Filminiz Kavur, Esenler Film Festivali Yakın Plan Türkiye Seçkisi’nde bir kez daha seyirciyle buluşacak.

Esenler Film Günleri’ni zaten takip ediyordum, bu sene tam bir festival formatına dönmesini ve birçok farklı seçkide birçok filmi izleyici ile buluşturmasını mutlulukla karşıladım. İzleyiciye ulaşmak o kadar kıymetli ki bizim için, Esenler Film Festivali’nin buna alan açıyor olması harika bir şey. Festivalin teması bu yıl umut olarak belirlendi. Benim için umudun hayattaki karşılığı üretmek. Ben üretebildikçe umutlu olabilen bir insanım. Benim için sinemaya karşılık geliyor bu. Film yapmak veya en azından buna emek harcamak, hayata da tutunmama, sürekli umut etmeme sebep oluyor.

Sinemacıların desteklenmesi çok önemli. Özellikle genç sinemacılar için… Katılıyor musunuz?

Tabii ki, hem de çok. Günümüzde film yapmak gerçekten birçok açıdan çok yıpratıcı bir süreç haline gelebiliyor. Özellikle genç sinemacılarda bu zorluklar birkaç kat daha fazla yaşanıyor. Dolayısıyla bu destekler film üretimine katkı sağladığı gibi, aslında genç sinemacılar için bir umut, bir üretme şevki de oluyor. O yüzden çok kıymetli buluyorum. 

Sinemaya yeni adım atacak olan ve bu alanda eğitim gören genç meslektaşlarınıza neler söylemek istersiniz?

Ben naçizane onlara yılgınlığa düşmeden üretmeye çalışmalarını tavsiye ederim. Evet film yapmak zor bir süreç; ancak her zorluğa bir şekilde çare bulabiliriz. Ama “ben üretemiyorum” deyip yılgınlığa düşmek, aşılması en zor şey bence.  

Önceki Yazı

“DEDEM TÜRK SİNEMASI’NA ‘HULUSİ KENTMEN’İ KATTI”

Sonraki Yazı

KÜLT PROJELERİN MİMARI: OSMAN SINAV

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde