Türk sinemasının güçlü bir lobisi olmalı

//
30 dakikada okunur

Akademisyen Mustafa Aslan Uluslararası Film  Araştırmaları Derneği’nin misyonunu ve vizyonunu şöyle anlatıyor: “Derneği kurarken iki temel sorun üzerine daha çok kafa yorduk. Bu iki temel soruna çözüm getirebilecek işler yapmayı kendimize vazife edindik diyebilirim. Bunlardan ilki Türk sinemasında üretilen her türden bilginin arşivlenmesi sorunu. Arşivin tutulması ve tasnif edilmesi ve kullanıma açılması gerekiyor. Bunu Türk sinemasının gelişimi için son derece önemli görüyoruz. Derneği kurarken ikinci temel düşüncemiz; Türk sinemasının yurt dışında güçlü bir temsili olmalıdır düşüncesiydi. Yurt dışında yapılan festivallerde sempozyumlarda bilimsel toplantılarda sanatsal ve kültürel faaliyetlerde  güçlü bir lobimizin olması gerektiğine inanıyoruz.”

Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Radyo Sinema Televizyon Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aslan ve akademisyen arkadaşları sinema alanında kurdukları Uluslararası Film Araştırmaları Derneği uluslararası arenada ülkemizi temsil etmeye başladılar. Mevcut derneklerin misyon ve vizyonuna bakıldığında Uluslararası Film Araştırmaları Derneği farklı bir yerde durduğunu çok net görülüyor. Derneğin amacı meslek birliğinin ötesinde Türk sinemasını yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek. Sinemayla ilgili yapılan araştırma ve belgelerin arşivlenmesini sağlayarak halka sunmak. Bu önemli derneğimizin başkanı Doç. Dr. Mustafa Aslan’la uzun bir sohbet gerçekleştirdik.

Uluslararası Film Araştırmaları Derneğini biraz tanıyalım? Amacı ve varmak istediği hedef neresidir?

Uluslararası Film Araştırmaları Derneğini bir grup akademisyen arkadaşla 2019 yılında kurduk. Zaten Türk sineması üzerine kafa yoruyor, araştırmalar yapıyorduk. Dernek yapılan bu araştırmaları belirli bir amaç etrafında bir araya getirmek, birbirini tamamlayana araştırmalara evirmek, günü sonunda daha derli toplu yazılar ve raporlar ortaya koymak düşüncesinden doğdu. Türk sineması üzerine yapılan araştırmaların büyük bir kısmı üniversitelerde üniversite akademisyenler tarafından yapılıyor. Fakat bu araştırmalar akademi camiası dışında pek bilinmiyor, okunmuyor ve bir bütünlük arz etmiyor. Bu çalışmaların derlenip, toplanıp bir bütünlük içinde sunuluyor olması bir kazanım olabilir diye düşündük. Bunu görev yaptığımız mevcut üniversitelerimizde, bölümlerimizde yapmamın kimi zorlukları vardı. Bu düşünce bizi inisiyatif almaya itti ve dernek kuruldu.

(Ahmet Dur, Burçak Evren ve Mustafa Aslan)

Uluslararası arenada güçlü bir lobi olması gerekiyor

Derneği kurarken iki temel sorun üzerine daha çok kafa yorduk. Bu iki temel soruna çözüm getirebilecek işler yapmayı kendimize vazife edindik diyebilirim. Bunlardan ilki Türk sinemasında üretilen her türden bilginin (bu film olabilir, bir yazı olabilir, bir röportaj olabilir, bir karikatür olabilir ya da sette çekilmiş bir fotoğraf olabilir) arşivlenmesi sorunu. Arşivin tutulması ve tasnif edilmesi ve kullanıma açılması gerekiyor. Bunu Türk sinemasının gelişimi için son derece önemli görüyoruz. Derneği kurarken ikinci temel düşüncemiz; Türk sinemasının yurt dışında güçlü bir temsili olmalıdır düşüncesiydi. Yurt dışında yapılan festivallerde sempozyumlarda bilimsel toplantılarda sanatsal ve kültürel faaliyetlerde  güçlü bir lobimizin olması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için ilişki kurmak, paydaşlarla tanışmak, ortak iş yapmak ve onların faaliyetlerine katılmak Türkiye’de yapılan faaliyetlere onları davet etmek gerekiyor. Gerek arşiv, tasnifleme ve bunların araştırmacıların hizmetine sunulması meselesi, gerekse de uluslararası alanda temsili konusunda gördüğümüz eksiklikler bizi bu alanda çalışmaya mecbur etti. Bu eksikliğin üzerine gidebilecek, ortadan kaldırabilecek her türlü çalışmayı faaliyeti yapmayı kendimize bir ödev bildik ve bunları amaçlarımız olarak belirledik. Dernek çalışmalarına ilk başladığımızda Türkiye Film Araştırmaları Dergisini yayınlama kararı aldık. Dergipark sistemi üzerinden yılda iki defa haziran ve aralık aylarında yayınlanan dergimizin dördüncü sayısı da yayınlandı. Ulusal ve uluslararası birçok endeks tarafından dergimiz akredite edildi ve taranmaya başlandı. Yani Türkiye Film Araştırmaları Dergisi’nde yayınlanan makaleler, dünyanın bir diğer ucunda araştırma yapan akademisyenin kullanımına sunuldu. Bu Türk sineması üzerine üretilen akademik bilginin uluslararası dolaşımda olması anlamına geliyor. Türkiye Film Araştırmaları Dergisi yanında bir de yılda bir kere Uluslararası Film Araştırmaları Sempozyumunu düzenliyoruz. Bu yıl ikincisini Ekim ayında düzenlediğimiz sempozyuma 90 akademisyen bildiri sunmak için başvuru yaptı. Hem dergide hem de sempozyumda sadece sinema üzerine yapılan akademik çalışmaları kabul ediyoruz. Bu her iki çalışma bize, ülkemizde sinema üzerine çalışan akademisyenlere temas etme, onlarla bir ağ kurma fırsatı sunuyor. 

Dernek bu alanda bir ilk midir? 

Ülkemizde sinema alanında film alanında faaliyet gösteren başka dernekler de var. Film Araştırmaları Derneği bu alanda ilk değil. Örneğin festival yapma amacıyla bir araya gelen sinema gönüllülerinin oluşturduğu dernekler var. Ya da oyuncularının bir araya gelerek kurduğu dayanışma dernekleri var. Film yönetmenlerinin bir araya geldiği, yapımcıların ya da sinema emekçilerinin vs. bir araya gelerek kurdukları dernekler var. Mevcut derneklerin misyon ve vizyonuna bakıldığında, farklı olduğumuz hususlar olduğunu düşünüyorum. Amacımız, mesleki birlikteliğin ötesinde Türk sinemasını yurt içinde ve yurt dışında temsil etmek. Türk sinemasının birçok meselesi var fakat biz en önemli iki meselenin arşiv ve uluslararası alanda temsiliyeti olduğunu düşünüyoruz.  Bu alanda faaliyet gösteren bir yapı şu an için yok. Mutlaka görmediğimiz, bilmediğimiz ve faaliyetlerinden haberdar olmadığımız dernek ve diğer muhtelif yapılanmalar vardır. En azından bizim tespitlerimize göre yok diyebilirim.

Arşiv problemi konusunda siz ne düşünüyorsunuz? 

Bize göre Türk sinemasının şu an içinde bulunduğu en önemli sorun elde ettiği birikimin arşivlenmesi, tasniflenmesi ve araştırmacıların kullanımına sunulamaması sorunudur. Türk sinemasındaki arşivleme çalışmalarının daha çok bireysel olduğunu düşünüyorum. Sinema filmleri, afişleri, yazıları, setlere ilişkin fotoğraflar vs. arşivleme çalışması yapan kişiler var. Şu anki hafıza bireysel çabalarla tutuluyor. Kurumsal bir bakış açısına ihtiyacımız var. Çünkü bireysel çabalar bir yerde eksik kalabilir. Bir kere arşivcilik büyük bir merak ve tutku yanında bir sermaye de gerektiriyor. Bu türden bir arşivlemede toplanan materyallerin daha çok koleksiyoneri ilgi alanına göre şekillendiği görülmektedir. Fakat Türk sineması dediğimizde birden fazla dinamiği olan bir yapıdan bahsediyoruz. Bu çalışmalar oldukça kıymetli fakat artık kurumsal bir yapı içinde bir bütünlük içinde bu işin ele alınması gerekiyor.

Arşiv hafızadır geleceğe aktarımdır

Eğer arşivi doğru düzgün kuramazsak, sinemamız üzerine sağlıklı bir akademik bilgi üretemeyiz. Biz gelecek nesillere Türk sinemasını nasıl anlatacağız? Bugün Türk sinemasına emek vermiş, gönül vermiş her bir yönetmen, yapımcı, oyuncu, senarist vs. vefat ettiğinde onunla birlikte koca bir tarihi de kaybediyoruz. Kişilerin yıllarca biriktirdikleri arşiv materyalleri en iyi ihtimalle bir bodrum katında ya da evin bir odasında çürümeye terk ediliyor. Aslında çürümeye terk edilen bir tarihtir ve dolayısıyla geleceğimizdir. Geçmişe sahip çıkmak ve geleceğe ilişkin plan yapmak istediğimiz şey bu. Türk sinemasını gelecek nesiller doğru bir şekilde anlatabilmek ve bizden sonraki kuşağa güçlü bir vizyon bırakmanın hedeflerimiz arasında olduğunu söyleyebilirim.

Derneğin çalışmalarında üniversitenin rolü nedir?

Dernek üyelerinin büyük bir kısmının akademisyen olmasından kaynaklı faaliyetlerimizde daha çok üniversitelerle ortaklık yapıyoruz. Bu durum doğal olarak bu şekilde gelişiyor. Fakat dernek yapılanması içinde üniversitenin bir payı yok. Bu tamamen sivil bir yapılanma ve tıpkı diğer derneklerde olduğu gibi Valiliğe, İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir hukuki statüsü mevcut. Üniversitelerin çalışma prensipleriyle derneklerin çalışma prensipleri birbirlerinden farklı. Dolayısıyla biz sadece Sakarya Üniversitesi ya da sadece işte Marmara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi ile sınırlı bir iş birliğini düşünmedik. Edirne’den Kars’a Antalya’dan Sinop’a kadar bütün o ülke coğrafyasında sinema ile dertlenen Türk sineması ile ilgili çalışma yapmak isteyen, akademisyen olsun ya da olmasın gönüllülük esasıyla iş üretebilecek sinema sevdalılarıyla çalışma yapmak istiyoruz. Bu kapsamda hemen herkesle proje bazlı iş birliği yapabilmek adına böyle bir dernekleşme yoluna gittik. Aslına bakarsanız dernek olmak bizim temel amacımız değil. Biz derneği bir araç olarak görüyoruz. Dernek bizim çalışmalarımıza zemin oluşturmak için var. Bu esnekliği kazanabilmek için böyle bir sivil bir yapılanmayı tercih ettik.

Biz Türk sinemasına merak uyandırmayı hedefliyoruz

Yurt dışına seyahatleriniz oluyor festivallere katılıyorsunuz buralarda ki çalışmalarınızı da anlatabilir misiniz?

Türk sinemasının uluslararası arenada güçlü olması için fırsatları değerlendiriyor ve çoğu zaman imkanları da zorlayarak yurt dışında Türk sinemasını anlatabilmek için festivallere, toplantılara gidiyoruz. Buralarda arkadaşlarımızla Türk sineması ile ilgili sunumlar yapıyoruz. Ülkemiz sinemasına dair iyi örnekleri göstermeye gayret ediyor, gelen soruları ilgiyle cevaplamaya çalışıyoruz. Katılımcılardan mutlaka bir Türk filmi izlemelerini istiyor, onları Türkiye’ye davet ediyoruz. Çoğu zaman hiç Türk filmi izlememiş katılımcılar oluyor. Çünkü dünya geneline bakıldığında her yıl binlerce film gösterime giriyor. Özellikle ülke sineması takip etmek özel ilgi ve merak istiyor. Bizim yapmaya çalıştığımız şey aslında katılımcılarda bu merakı uyandırmak. Zaten kişide merak oluşursa ve Türk sineması ile iyi örnekler üzerinden tanışırsa bu ilk adım olarak yeterli olacaktır. Zaten bu festivalleri, bilimsel toplantıları takip edenler çoğunlukla sinefiller. Siz sinefillerde bu ilgili uyandırdığınıza büyük bir iş de yapmış oluyorsunuz aslında.

Yurt dışından nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Yurt içinde ilgiyle karşılandığını söyleyebilirim. Çünkü dernek bünyesinde faaliyet gösteren arkadaşlarımızın çoğu tırnak içerisinde söylüyorum “genç” arkadaşlar. Bunu neden söylüyorum: çünkü hala hayalleri olan, gidecek yolu olduğuna inanan Türk sineması için çalışmaya enerjisi olan, mücadele etmek için enerjisi olan arkadaşlar bunlar. Bu pozitif enerji bir şekilde sahaya yansıyor. Yurt içine bu sebeple ilgiliyle karşılandı. Tabii daha yeni bir oluşum. Kendisini yeni yeni gösteriyor. Yapılan çalışmaların yansımaları, etkileri henüz görünmeye başlandı. Biraz daha zamanımızın olduğunu düşünüyorum. İki yıl sonra Film Araştırmaları Derneğini daha farklı bir yerde göreceğiz, buna inanıyoruz. 

Festivale  genç yönetmenlerimizi de götürdük

En son Romanya’nın Temeşvar şehrine gittik. Romanya’ya TAIFAS festivaline giderken kısa film çeken iki genç yönetmen arkadaşı da birlikte götürdük. Bu genç yönetmen orada Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen genç kısa film yönetmenleriyle bir araya gelerek atölyelere katıldılar. Ortak proje geliştirme noktasında görüşmeler yaptılar. Herkes kendi filmini gösterdi ve sonrasında filmler üzerine eleştiriler yapıldı. Bir etkileşim meydana geldi. Atölyeye katılan Avrupalı genç yönetmenler Türk sineması hakkında güzel deneyimler elde ettiler. Tabii ki bizim de kazanımlarımız söz konusu. Biz de farklı ülke sinemalarını deneyimleme ve bakış açımızı geliştirme imkânı yakalıyoruz. Buna birbirini besleyen bir döngüsel süreç diyebiliriz.

Romanya’daki festivalin paydaşı olduk

Temeşvar 2023 yılı Avrupa Başkenti. O sebeple şehirde bir; müzikten edebiyata gastronomiden, halk danslarına resimden sinemaya kadar birçok farklı alanda balkan Kültür Festivali (TAIFAS) düzenlendi. Sakarya Üniversitesi ve Film Araştırmaları Derneği olarak biz bu festivalin paydaşı olduk ve festival boyunca Türk sineması, ülkemizdeki film festivalleri hakkında eğitimler verdik, workshoplar düzenledik. Uluslararası organizasyonlar aksiyon alabilecekleri muhataplar istiyor. Bir festival ya da bir toplantı bir sonraki toplantının ilk adımı olabilir. Orada inisiyatif alarak organizasyon komitesine Türk sineması gösterimi, Türk sineması hakkında atölyeler önermek, daha hızlı sonuç getiriyor. 

Sinema için farklı iş birliklerine açığız

Peki bende dahil olmak istiyorum diyenler var mı?

Evet. Yaptığımız çalışmaları görüp biz de dahil olmak istiyoruz diyen arkadaşlarımız var. Fakat bu talepler daha çok şimdilik kendi çevremizden geliyor. Kendi çevremiz dışında, gerek yayınladığımız Film Araştırmaları Dergisi’ne makale gönderen, gerekse de Uluslararası Film Araştırmaları Sempozyumuna katılarak bildiri sunan akademisyenlerden de, derneğin faaliyetlerinde gönüllü olarak yer almak istediğini ifade edenler var. Bu katılımlar, bu yöndeki talepler tabii ki bizi mutlu ediyor ve çalışma azmimizi diri tutuyor. Dernek bir vefa derneği değil, bir dayanışma derneği değil, bir meslek birliği değil, bir arkadaş derneği değil. Böyle bir kurgumuz yok. Amacımız Türk sinemasının gelişimine katkı sunmak isteyen, Türk sineması nasıl daha iyi ve daha güçlü kılabiliriz meselesine kafa yoran herkesle çalışmak isteriz. Bu çerçevede iş odaklı birlikteliklere açık olduğumuzu ve diğer derneklerle, kurum, kuruluşlarla proje bazlı çalışmaya gönüllü olduğumuzu ifade etmek isterim.

Uluslararası arenada Türk sinemasını nerede görüyorsunuz? Sizce neler yapılmalıdır?

Türk sinemasının uluslararası arenadaki yerinin iyi olmakla beraber hak ettiği yerde olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Öncelikle bu “uluslararası arena” meselesini açmamız lazım. Uluslararası arena dediğimizde ne anlıyoruz. Sorusunun cevabı biraz burada gizli. Eğer siz Türk dizilerinin son dönemdeki ticari başarısından bakarsanız evet oldukça iyi bir konumdayız. Fakat uluslararası alanda temsil edilmek sadece ticari anlamda dizi-film ihracat pazarındaki payımızın artmasıyla ölçülmüyor. Buna elbette ihtiyacımız var. Fakat uluslararası lobi yapabilmek için başka adımların da atılması gerekiyor. Uluslararası arenada var olabilmek için ticari olarak bir başarı elde etmenin yanında; sinema üzerine bilgi üreten akademi ve festivallerle sağlıklı bir ilişki kurulması gerekiyor. Dahası bu ilişkinin sürdürülebilir bir zemine oturmasında önemli. Bir yönetmenin uluslararası bir festivalde ödül alması, seçici kurulda yer alması tabii ki önemli, fakat başkaca iş birliklerinin de kurulması gerekiyor. Sürdürülebilir ve yaygın etki oluşturacak adımların atılması şart. 

Bazı ülkelere bu tür etkinlikleri takip için bütçeler ayırıyor

Dünya ölçeğinde bakıldığında farklı boyutlarda yüzlerce festival ve akademik toplantılar var. Bunların hepsinin takip edilmesi ilk etapta güç. Fakat ülke içinde katılımı yaygınlaştırmak için teşvik edici projeler geliştirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa’da bazı ülkelerin bu etkinliklere katılım için ayrı bir bütçe ayırdıkları ve kendi sinemacılarını bu anlamda teşvik ettiklerini biliyoruz. Bizde de benzer bir uygulamayla uluslararası bağlantılarımızı güçlendirecek festival ve toplantılara katılım özendirilebilir. Bunlar desteklenebilir. Sonrasına toplantı/festivalden elde edilen kazanımlar raporlaştırılabilir. Bu uzun vadede bir dip dalga etkisi yaratır. Kısacası ilişki kurmak gerektiğine inanıyorum. Ne kadar çok temas ederseniz o kadar çok görünür olursunuz. Festivallere gittiğimizde çoğu insanın Türk sineması hakkında fikir sahibi olmadığını, olanlarında ya da çok az bir bilgi üzerinden Türk sineması hakkında kanaat edindiklerine şahit oluyoruz. Ben burada sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinden bahsediyorum. Biz Film Araştırmalar Derneği olarak kendimize bunu yönde bir misyon edindik. Bunun için projeler planlıyoruz. 

Sinema insanlığın hafızası olacak

Gündemle alakalı sinema da neler yapabiliriz: Bu açıdan sinemanın rolü neler olabilir?

Sinemanın güçlü bir anlatım türü olduğunu hepimiz biliyoruz. Temelinde bir eğlence aracı olmasına rağmen sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla sinema aracılığıyla birçok fikri düşünceyi anlatmak mümkün. Zaten filmde bunun için yapılıyor. İsrail soykırımı ile alakalı sinema ne yapabilir sorusunu, düşüne her sinemacının kendisine sorduğu bir soru. Sektörde İsrail’in katliamına ve uyguladığı soykırımına ilişkin hâlen bir cümle dahi kurmayanlar var. Yani sokak hayvanlarına karşı duyarlı olunması için bildiri üstüne bildiri yayınlayan, kadına yönelik şiddete hayır mesajlarıyla ortalığı kasıp kavuranların İsrail’in Filistin’e yönelik soykırımına sessiz kalması üzerine çokça düşünmek gerekiyor. Bu aslında bir şeylerin ters gittiğinin göstergesi bence. Amerika’da ve Avrupa’da bazı aktör ve aktrislerin, bazı yönetmenlerin İsrail soykırımına ilişkin açıklamalarına benzer tepkileri ve eylemleri ülkemizde maalesef yeteri şekilde görememiş olmak beni düşündürüyor. İnsanlar dışlanmaktan korkuyorlar. Sektörü domine eden film şirketlerinin ve yapımcıların projelerde kendilerine iş vermeyecekleri endişesini, onları haksızlığa karşı sessizliğe itiyor. Bu böyle olmamalı ama maalesef şu an durum bu. Sinemanın savaşı durdurmasını bekleyemeyiz belki ama savaşı durduracak vicdanı harekete geçirebilir. Farkındalığı artırabilir mesela. Benim kanaatime göre sinema İsrail’in katliamını öylesine işleyecek, soykırımı öylesine belgeleyecek ki nesiller İsrail’in soykırımını konuşacak. Filistin’in halkına yapılan bu insanlık dışı muamele ileride filmlere konu olacak ve eli kanlı İsrail’in bu zulmü asırlarca unutulmayacak, hep hatırlanacak. İsrail sinema sayesinde elindeki kanı unutturamayacak. Sinema insanlığın hafızası olacak.

Önceki Yazı

Yorum mu aşırı yorum mu?

Sonraki Yazı

Tasavvuf müziği popüler olma derdinde değil 

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine