Türkiye’nin münevveri Alev Alatlı’nın ardından

21 dakikada okunur

Düşünür, yazar, fikir insanı… Ülkesine, hayata, insanlığa, dünyaya ve dünyasına dair derdi, kaygısı ve meselesi olan biri… Değerli kalem, usta isim, Türkiye’nin münevveri Alev Alatlı, 2 Şubat 2024 tarihinde hayatını kaybetti. Ardında ise hepimiz için gıpta edilesi insanlığıyla beraber Türkiye fikir ve yazın dünyasına derin bir miras bıraktı. Biz de kendisini rahmetle anarken Litros Sanat’ın yeni sayısında; onu ve mirasını daha iyi anlamak adına yazın dünyasından değerli isimlerle konuştuk. Gazeteci-yazar Gülcan Tezcan, çevirmen Ayçin Kantoğlu, gazeteci-yazar Bedir Acar ve yazar Sadık Yalsızuçanlar yanıtladı sorularımızı. Hepsi farklı bir pencereden baktı ona ama buluştukları ortak nokta Alatlı’nın “münevverliği” oldu… 

Türkiye fikir ve düşünce dünyasına yön vermiş; yazı, makale, kitap ve söylemleriyle ufuk açmış, sadece belli kesimler tarafından değil, geniş kitlelerce sözleri dikkate alınmış ve içselleştirilmiş, sayısız öğrencinin hayatına dokunmuş bir isim, Alev Alatlı. Eleştirileri ve yorumları siyasetçisinden halkına, okurundan sanatçısına kadar birçok insana rehber olmuş usta bir eğitimci aynı zamanda… Kapadokya Üniversitesi’nin kurucusu, büyük düşünce insanı, yol gösteren değerli isim Alev Alatlı 2 Şubat 2024 tarihinde bedenen aramızdan ayrıldı… Ancak 79 yıllık yaşamına sığdırdığı biricik söylemleri, üretimleri ve her türden yazınsal eylemiyle hayatımızda yaşamaya, anılmaya ve “okunmaya” devam edecek elbette. Biz de kendisinin ardında bıraktığı “her şeyi” daha iyi anlamak, algılamak ve anlatmak adına, onu yazın dünyasından kıymetli isimlerle konuştuk. Gazeteci-yazar Gülcan Tezcan, çevirmen Ayçin Kantoğlu, gazeteci-yazar Bedir Acar ve yazar Sadık Yalsızuçanlar yanıtladı sorularımızı. Neler söylediklerine geçmeden önce bir kez daha nasihatine ve vasiyetine dikkat kesilelim Alatlı’nın: “Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz. Tarih ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat değil, devirli bir oluşumdur. Gün olur, en gerideki en öndekinden ileride olur. Aristarkus, Kopernik’e ‘zıpçıktı astrolog’ diyen devrimci Martin Luther’den daha ilericidir. Ahmet Yesevi, Kadızade Mehmet’in çok ötesinde. Siz istihkâmlarınızı güçlendirin, zor zamanları fırsata çevirin. Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olamadığım kadar hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olun. Aziz ülkemize gelince, ille de bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı adet edinin. Unutmayın ki düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendisine has bir kimliği vardır, Türkiye’nin. Batmaz. Batarsa, okyanuslar taşar. Mademki son temsilcileriyiz gezegenin iyiliği için yaşatılması elzem bir medeniyetin, bizi durduracak tek ‘gerçek’, soğuyan Güneş’in dünyamızı yarı yolda bırakması ihtimali olmalı.”

 

Bilginin ve yorumun peşinden koşuyordu

Alev Alatlı deyince aklınıza ilk gelen şey nedir, onun zihninizdeki yansımasını paylaşır mısınız? 

Gülcan Tezcan: Yaşadığı coğrafyanın kodlarını çok iyi bilen, okuyan, toplumun ideolojik arazlarını, neyi ne kadar anlayıp, algılayıp, nerede açmazları olduğunu net bir biçimde gören ve çıkış yolunu da gösteren bir münevver. Onu ilk okuduğumda sarsılmış ve zihninin pırıltısına hayran olmuştum. Dünyayı, Türkiye’yi okuma, anlama, olup biteni yorumlama konusundaki bakış açısı susuzluğumu gidermişti. 1990’lar Türkiye’sinde hem o dönemi hem öncesini hem de sonrasını hesaba katarak yazdığı romanlarla benim ve benim kuşağım için ciddi bir zihin açıcıydı. Hunharca satırların altını çize çize okudum yazdıklarını.

Bedir Acar: İbn Haldun’un Mukaddime‘sinde “İnsan, ancak yararlı olanı elde etme ve zararlı olanı reddetme, ahlakını da bu hedefe kilitlemeye gayret etme ölçüsünde insandır.” diyor. Alev Alatlı, İbn Haldun’un işaret ettiği hedefe kilitlenmiş bir münevverdi. Kolaya kaçmayan, ihmal etmeyen, ertelemeyen; bilginin, eleştirinin ve yorumun peşinden koşan bir rikkat abidesi…

Eleştirmekle kalmıyor, dönüştürüyordu

Sizce Alev Alatlı’yı Türkiye düşünce, fikir ve yazarlık ortamında biricik, değerli ve özel kılan şeyler neydi?

Gülcan Tezcan: Kimseyi kayırmadan yazıyordu. Sağ, sol, liberal, kapitalist, dindar herkes eleştirilerinden nasibini alıyordu. Ve okurlarıyla inanılmaz bir iletişim halindeydi. Bir süre okurlarından oluşan mail grubuna dahil olmuştum. Yazdığı iki kapak arasında kalmıyor okuyanlar arasında konuşmalara, tartışmalar yol açıyordu. Bir de tabi kuru kuru eleştirmekle kalmayıp eleştirdiği şeyi değiştirecek dönüştürecek adımlar atmayı da ihmal etmiyordu. Bunun en somut delili Kapadokya Üniversitesi’dir.

Bedir Acar: Bir kere (az bulunur biçimde) fikir namusuna sahip entelektüellerden biriydi. Bir ayağı bu topraklarda olan, öte yandan, geniş ilgi alanlarıyla bütün kültürlerden ve düşünce sistemlerinden beslenerek entelektüel kimliğini inşa eden bir şahsiyetti. Tarihten hukuka, medeniyetten siyasete, şehircilikten dinler tarihine kadar aklınıza gelebilecek hemen her alanda alın teri döktü, emek verdi, eser üretti. Onun kadar çalışkanı az bulunur.

Türkiye’den ümidini kesmedi, bize de bunu miras bıraktı

Onun en çok hangi söylemini, eylemini ya da yönünü önemsiyorsunuz? Veya hangi söylemi veya üretiminin sizin için çok daha önemli bir anlamı var?

Gülcan Tezcan: Sürekli Türkiye’nin sahip olduğu potansiyele dikkat çekmesi ve dünyanın iyiye doğru dönüşümünde bu potansiyelin itici güç olacağına dair inancı benim için çok kıymetli ve anlamlı. Zira son 200 yıldır bütün umudunu ve kurtuluşunu Batı’da gören bir anlayış dikte edilmeye çalışıyor bizlere. Ama Alatlı, sistematik bir şekilde zihinsel kodlarımızla oynanmasına, özgüvenimizin yok edilmek istenilmesine rağmen Türkiye’den ümit kesmedi, bize de bunu miras bıraktı. “Türkiye akılla anlaşılmaz. Hesaba kitaba da gelmez. Kendisine has bir kimliği vardır. Türkiye’ye sadece iman edilir cancağızım.” der Alev Alatlı Beyaz Türkler Küstüler romanında. Gerçekten de öyledir, bunu anladığınızda kavga etmekten vazgeçip ülkenizle barışıyorsunuz.

Bedir Acar: İnandığı fikirleri cesurca ve altını doldura doldura, yedire yedire söylemesi… Siz anlayıncaya kadar, bir meseleyi en açık şekliyle, bıkmadan ve usanmadan, farklı argümanlarla anlatmaya çalışırdı. Geniş ilgi alanlarından damıtarak oluşturduğu entelektüel kimliğine saygı duymamak imkânsız… Herkesin Mersin’e gittiği yerde (doğru olduğuna inanmışsa şayet) tersine gitmekten çekinmeyen cesur karakterine de hayrandım.

Geniş kesimler tarafından takip edilen bir entelektüeldi

Alev Alatlı herhangi bir siyasi görüş ya da parti ile doğrudan özdeşleşmeyen ve özdeşleştirilmeyen, tüm kesimlerin kıymet verdiği ve saygı duyduğu bir isimdi, buna katılıyor musunuz? 

Gülcan Tezcan: Türkiye’ye inanan ve güvenenler hangi siyasi görüşten olsa da Alev Alatlı’ya ve söylediklerine kıymet verdi. Ancak ne yazık ki bu ülkede iktidardaki partinin yaptığı iyi şeyleri takdir etmek bir sanatçının, yazarın, entelektüelin üstünün çizilmesi için yeterli. Alatlı da kendi tezi ile en örtüşen bakış açısına sahip olduğu için AK Parti ve Erdoğan lehine bir duruş sergiledi. Doğru bildiğini söylemekten geri durmadı. Eleştirmesi gerektiği yerde eleştirdi, hakkı teslim etmek gereken yerde de sözünü esirgemedi. Bu tabi bazılarını fazlasıyla rahatsız etti. Bu kitlenin nasıl bir muhalefet anlayışına sahip olduğunu da yine Alev Alatlı romanlarında tarif etmişti yıllar önce. 

Bedir Acar: Önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan zordur derler. Ön yargıları bir tarafa bıraktığınızda Alev Alatlı ile konuşulmayacak konu yoktur. Geniş kesimler tarafından takip edilen bir entelektüeldi. Söyledikleri önemsenirdi. 

Yeni Alev Alatlı’ların yetişmesi için…

Ülkemizde tam da Alatlı profilinde kıymetli ve donanımlı yazarların, düşünürlerin ve fikir insanlarının yetişmesi ve yetiştirilmesi adına sizce neler yapılmalı? 

Gülcan Tezcan: Bir defa ülkesini, toprağını, insanını seven nesiller yetiştirmek zorundayız. Sevmek için tanımak ve bilmek gerekir. Her fırsatta yaşadığı coğrafyayı kötüleyen, kompleks duyan, Avrupa ve ABD’yi daha yaşanılır bulan taklitçi zihinler bu ülkenin eğitim sistemi, medyası ve toplumsal hayatında yetişiyor. Öyleyse eğitim sisteminden başlayarak çocuklara, gençlere kimlik ve aidiyet bilinci kazandırmalıyız. Özgüvenle yetişip dünyanın dört bir yanında eğitimlerini pekiştiren gençlere edindikleri donanımı, zihinsel birikimi ülkesi ve milletinin hizmetine sunacakları zeminler oluşturmalı, ezberler ve önyargılarından azade olup özgürce düşünmelerini sağlayacakları bir iklim sunmalıyız. Soru sormalarının, sorgulamalarının, komplekslerinden arınıp kendi gerçekleriyle tanışmalarının önünü açmalıyız.

Bedir Acar: Alatlı’dan bana gelen son postada onun emeğiyle hazırlanmış ‘Bize Yön Veren Metinler’ serisinin 3, 4 ve 5. ciltleri yer alıyordu. Mütevelli Heyet Başkanı ve kurucusu olduğu Kapadokya Üniversitesi’nin yayını olan seride dünyamızı şekillendiren düşünce serüveninin 750-2001 arasındaki yaklaşık 1250 yıllık gelişiminin izi sürülüyordu. Aynı serinin öncesinde ise Batı’ya Yön Veren Metinler yayınlanmıştı. Bakın Alev Alatlı’dan hareketle kitap diyorum, üniversite diyorum, hayatımıza yön veren metinler diyorum. Onun yaptıklarından söz ediyorum. Bilim insanı olmaya niyetlenmiş olanlar en az onun kadar çalışmak, kendini ve dünyayı anlamak için çaba göstermek zorundalar. Başka kolay bir yolu olmasa gerek. 

Onu ayrıcalıklı kılan Türk olmayı tercih etmiş  olmasıdır

 

Ayçin Kantoğlu: Alev Alatlı deyince zihnime düşen yansıması bir çalı böğürtlenidir. Dallarında hem dikenleri hem yeni sürgünleri hem çekirdekli ve lezzetli meyveleri olanlardan… Yol kenarında sınır, hudut bekçisi olan. Uyursa kötü şeyler olur diye uyumayan… Onu fikriyat bakımından ayrıcalıklı kılansa Türk olmayı tercih etmiş olmasıdır. Tüm diğer yetenekler, biricikler bu öz üzerinde halkalanmıştır. İradesini aşmayan bir yer ediş, bunu çok kıymetli bulurum. Ayrıca onun “Her meşru olan helal değildir.” diye bir sözü var. İnsanı ve tüm tercihleri sığdırabileceğim böylesi bir ifade karşımda dimdik ve dipdiri dururken başka söylem aramam. Kendisi siyasetin üzerinde bir yerde konumlanmayı; gündelik hayatın tam içinde kalarak başardı. Böyle olmayı ciddi bir yaşam tecrübesi, zekâ ve rafinelik hali olarak tanımlarım. 

 

Kendisi bir aydin değildi, münevverdi

Sadık Yalsızuçanlar: Alev Alatlı’yı Aydın Despotizmi’yle tanımıştım. Sonrasında oluşturduğu o muazzam külliyatı ilgiyle takip ettim, okudum, tavsiye ettim. Kendisi, bir “münevver”di, aydın değildi, hakikatin peşindeydi. Sanırım onu, çağdaşı pek çok okur-yazardan, düşünürden ve aydından ayıran şey hakikat tutkusuydu. Aynı zamanda vicdani ve ahlaki olanın izindeydi. Yasal olanla ahlaki olana ilişkin imasını hatırlayalım. Bu, Alatlı’yı doğru nitelemede bize en kıymetli ipucunu veriyor. Onun “doğru bilgi”ye, “veri”ye dayalı analiz yapma eğilimini çok önemsiyorum. Ayrıca iz sürücü olması, Doğu’yu ve Batı’yı ayrı ayrı merak edip öğrenmesi ve bu iki dünya arasındaki ilişkileri, etkileşimleri bilmesi de çok değerli. Bir de tabi, kendini sürekli yenilemesi, gençlerle yarenliği, onlara destek olması, onları takdir ve teşvik etmesi… Alatlı’nın adalet duygusu güçlü idi. Vicdanlı ve namuslu bir münevverdi. Dünyayı gözyaşı ve kana boğan zalimlere karşı sesi gürdü. Bu bağlamda zaman zaman bazı politik aktörlerle bir arada görünmesi, beynini siyasal bağnazlığa ve körlüğe tutsak etmiş kimilerince haksızca suçlandı. Bu, maalesef aşırı biçimde politize olan kültürel vasatımızın yol açtığı bir sorun. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…

 

Önceki Yazı

Filistin’i yazarken romantizme düşmeyelim

Sonraki Yazı

Tanpınar’a dair neler okunabilir?

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde