Uduna Dünyanın Sesini Sığdıran Anouar Brahem

/
21 dakikada okunur

Sedat Anar
Dinleyicilerim ve dostlarım sıkı bir Anouar Brahem hayranı olduğumu bilir. Ne zaman bir albümü çıksa heyecanla alıp dinlerim tekrar tekrar. Sonra da santur, cura ve lavta ile evimde çalar dururum. Birçok bestesini sokak müziği yaptığım sıralar icra etmiştim. Müziğinden feyz aldığım müzisyenler arasında birinci sıradadır Brahem.
Uzun süredir Brahem’in müziği üzerine bir yazı kaleme almak istiyordum. Hatta birkaç başarısız denemem oldu ama nedense bitiremedim. Bu yazıyı yazmama vesile olan ise Orhan Kahyaoğlu’nun Yort Yayınları’ından çıkan Duru, derin, çıplak – Anouar Brahem Müziği adlı kitabı oldu. Kitabı iki defa okudum. Bir Brahem hayranı olarak Orhan Kahyaoğlu’na ne kadar teşekkür etsem azdır. Sayesinde Brahem’in müzik dünyasıyla ilgili çok şey öğrendim ve onu daha da yakından tanıdım.
Bu yazıda Brahem’in biyografisinden yola çıkarak müziğini anlatmaya çalıştım. Şimdiden keyifli okumalar.
Anouar Brahem 1957’de Tunus’un Medine bölgesinin Halfaouine kentinde doğmuştur. (Halfauine adlı bestesi en sevdiğim bestesidir. Bu beste derin hüzünlü, dingin ve içli hislerle yapılmış bir bestedir. Yazıyı okurken dinlemenizi isterim.)

Sanatın diğer alanlarıyla da içli dışlı
Brahem’in doğumundan bir yıl önce Tunus bağımsızlığını kazanmıştır. On yaşındayken babası tarafından Tunus’un önemli müzisyenlerinden birisi olan Ali Sriti’den müzik ve ud dersleri alan Brahem ud eğitiminin beşinci yılında yerel orkestralarda çalmaya başladı. Arap müziğinin yanı sıra farklı türlerde de müziklere de ilgi duydu. Akdeniz, Hint, İran ve Türk müziğine karşı ilgilisini uduna da yansıttı. Müzisyenliğinin yanı sıra sinema, tiyatro ve plastik sanatlarla da ilgilenmiştir. (Yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı belgesel filmler de olmuştur.) Bergson, Fellini, Pasolini, Truffaut, Modart gibi yönetmenlerin filmiyle tanıştıktan sonra Tunus’ta film müzikleri yapmaya başladı. (Daha çok Tunuslu muhalif yönetmenlerin çektiği filmlere.) Yapmış olduğu film müziklerinden bazılarını albümlerinde de yeni aranjelerle yer verdi.
Brahem’in caza olan tutkusu on sekiz yaşında Keith Jarrett’in “The Köln Concert” albümünü dinledikten sonra başladı. Bu albüm, müzikal anlamda Brahem’in hayatında bir dönüm noktası oldu.
Geleneksel Arap ud repertuarının makamsal bir yapıya sahip olmasından ötürü taksim açışları yani doğaçlama çalım yaygındır. Müzisyenlerin kendine ait teknik ve müzikal değerleri, yapmış oldukları taksimde ortaya çıkar. Bir yandan makam etkilerini koruyarak makam dizilerinin sınırlarını aşıp ses alanlarını genişleten icralardır taksimler. Brahem cazda da bunu gördüğü için müziğinde doğaçlamalara hep yer vermiştir. Tabii bu taksimleri udu ile musikinin yapısına uygun, kendine ait küçük armoni ve akorlarla bir perspektif vererek yorumlamıştır. Ud taksimlerinin aralarında arpejler vardır. Doğu müziğinde duymadığımız kendine ait bir armoniyi de duyarız icrasında. Mesela ilk albümü Barzakh’ta ud taksimi yaptığı Raf Raf adlı eserinde zaman zaman küçük akorlar duyarız. Doğu müziği çok sesli değildir ve dolayısıyla armonik bir yapıya sahip değildir. Brahem’in ilk albümünden itibaren çok fazla olmasa da armonik tınılar duyarız. Tıpkı J.S Bach’ın çello süitleri tek sesli olmalarına karşın armonik yapıda bestelerini duyduğumuz gibi.
Udunu caz ile tanıştırır…
Geleneklerden yeniliklere açılan bir icralar ve besteler sunar Brahem. Udu hiç de alışık olmadığı bir müzik türüne yani cazın içine sokar. Tabii bunu büyük bir ustalıkla yapar. Tıpkı Şerif Muhiddin Targan gibi enstrümanına yeni bir boyut kazandırması gibi. Burada konudan biraz uzaklaşarak bir anımı anlatmak istiyorum. Neyzen Niyazi Sayın hocamızı ara ara ziyaret ederim. Bir ziyaretimde Şerif Muhiddin Targan’ın icracılığı hakkında sohbet ettik. Niyazi hoca Targan’ın hayatında gördüğü en çalışkan insan olduğunu söyleyince şaşırmadım. Targan, radyo programı olduğunda radyoya üç saat önceden gelip provalar yaparmış. Ayrıca o dönemde ud ile Koşan Çocuk ve Kapris adlı besteleriyle kendi camiasında adından epey söz ettirmiş birisidir Targan. Udun sapı kısa gelince uzun sapın boyutunu arttırıp öyle icra etmiş. Udun henüz keşfedilmemiş olan kapasitesini ortaya çıkararak yeni teknikler getirmiş. Klasik makamlar yerine majör ve minör gamlar ve bunların modülasyonlarını bizi göstererek Türk musikisi çalgılarına solo eserler yazılması ve onların kişilik kazanması adına önemli rol oynamıştır. Yaşadığı dönemde yaptığı icralarla halen birçok genç müzisyene ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Brahem’de de bunu görüyorum. Sürekli bir arayış içerisinde belki de her albümünde farklı ülkelerden virtüözlerle çalışması da bundandır. Bir müzisyen olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim. Enstrümanın da kendini geliştirme süreci asla bitmez. Sürekli çalışmak gerek ama bir de diğer kültürlerin müziklerini dinlemek, anlamak, onlara kendi sazıyla yaklaşmak, tanımak ve deneysel çalışmalara açık olarak müzisyen kendini geliştirir epey. Rahmetli İhsan Özgen hocamızın Sanatı Yaşamak adlı deneme kitabını okurken muhteşem bir cümle ile karşılaşmıştım. ‘‘Hiçbir kültüre ait sanat bir diğerinden üstün veya düşük değildir. Yeter ki gereği gibi icra edilebilsin’.’ İşte Brahem her kültüre bu şekilde bakıyor. Çünkü yüzlerce klarnetçi arasından Tarlabaşında yaşayan Barbaros Erköse’yi bulup birlikte müzik yaparak dünyayı dolaşıyorlar. Bu müthiş bir şey.
1970’li yıllarında sonunda Paris’e gidiş gelişler yapan Brahem müziği için hep arayıştaydı. Bir yandan uduyla Tunus’ta solo konserler verirken bir yandan da 70’li ve 80’li yılların başında Tunus’ta oturmuş bir müzik sektörünün olmamasından ötürü Paris’e gidiş-gelişler yapmaya devam etmiştir. 28 yaşındayken Tunus’ta “ulusal müzik ödülü” alır. Tunus’ta yaptığı film müziklerinin de katkısı ile hatırı sayılır bir dinleyiciye ulaşan Brahem, Paris’te bunu başaramamıştır. Ta ki evinde yaptığı teyp kayıtlarını dünyanın en önemli caz şirketi olan ECM firmasının sahibi Manfred Eicher’e gönderene kadar.
Brahem’in ECM firmasından çıkan Barzakh albümü ud gibi bir çalgıyla (o zamana kadar örneği yok) farklı ve kendine özgü yeni çalım teknikleriyle muhteşem icralarıyla dinleyenleri kendilerine hayran bırakmıştır. Bu albüm Brahem’in dünyaya açıldığı kapı olmuştur bir nevi. Uda kendi özgün yorumunu katmıştır. Brahem ile birlikte ud caz müziğinin içinde yerini almıştır. Brahem dünya müziğinde de feyz alarak geleneksel Arap müziği çalgısı olan ud ile tamamen caz icrası diyemesek de Doğu-Batı sentezinde bulunuyor. Udun karakteristlik yapısında Arap ve Ortadoğu müziğinin tınılarından yola yepyeni bir tarz ortaya koyuyor. Yaptığı müzik türü de World müzik olarak tanımlanıyor.
80’li yılların sonunda Avrupa’da ve özellikle Fransa’da yeni caz deneyimleri ortaya çıkar. Bu deneyime ortak olan üç udi vardır. Brahem’le aynı yaşta olan ve klasik jazz repertuarına hakim olan ve kendi çoğrafyasının geleneksel müziğiyle cazı buluşturup modern ve kendine özgü yorumuyla Lübnanlı udi Rabih- Abou Khalil ve Brahem ve Abou Khalil’den yaşça daha küçük olan müezzin dedesi tarafından yetiştirilen ve hem udi hem de gazelhân olan Dhafer Youssef ile birlikte üçüncü dünya müzisyenleri içerisinde ud sazı artık dünyada sesini duyurmaya başlıyor. Elbette bu üçlü dışında ve bu üçlüden önce dünyanın birçok yerinde konserler veren ud üstatları vardır. Türkiye’den Çinuçen Tanrıkorur, ud ile harikalar yaratan büyük üstat virtüöz Şerif Muhittin Targan ve onun öğrencileri Munir Bashir kardeşler, Iraklı Jamil, Mısırlı Hamza El Din ve Marcel Khalife gibi udiler dünyada udun sesini duyurmuşlardır ama bu müzisyenler daha çok kendi ülkelerinin geleneksel müziğini icra etmişlerdir. (Burada, Brahem’den iki yaş büyük olan Ara Dinkjian’ı da unutmamak gerek. İyi bir ud icracısı olmasının yanı sıra iyi de bir bestecidir. Türk ve Ermeni müziğinin tınılarını kendine özgü çalım tekniği ile harmanlayarak özgün besteler yapmıştır Ara Dinkjian).
Anouar Brahem’in ECM firmasından udu ile birçok albüm yaptı ve yapmaya devam ettirmiştir. ECM dünya sanatçılarına kucak açar. Hintli tabla üstadı Shaukat Hussain ve Polonya asıllı Norveçli, İskandinav cazının büyük ismi Jan Garberek (Saksafon) ile birlikte yaptıkları Madar albümüyle Batılı plak şirketlerinin dünya müziğini yayma konusunda cesaret toplatır. Şevket Akıncı’nın Öteki Caz adlı kitabında ‘‘Dünya Cazı’’nın Karl Berger’in Don Chrerry ve Ornette Coleman’ın öncülük ettiği Woodstock’ta Creative Music Studio (CSM) 1970’ler ve 1980’lerde dünyanın her yerinden doğaçlama, deneysel müzik ve özgür doğaçlama ile ilgilenen birçok müzisyene, bir araya gelme fırsatı verir. Ayrıca Paeter Gabriel’in Real World Records’u kurması ve Womad gibi önemli bir dünya müziği festivaline öncülük etmesi birçok dünya sanatçısını Batı dünyasına tanıtır. (Ayrıca ilgilenenler Şevket Akıncı’nın Öteki Caz kitabının dünya müziğinden etkilenen ABD’li izlenimciler bölümü ve Dünya Cazı bölümünü okuyabilirler.)
Brahem, albümleriyle dünyanın sesini duymamızı sağlamıştır. Tabii bunu başta yaptığı muhteşem bestelerinden ve farklı farklı yerlerinden müzisyenlerle bir araya gelip ona bestelere eşlik eden müzisyenlerle birlikte duyuyoruz. Madar albümünden zaten bahsettik. Klarnette harikalar yaratan, Barbaros Erköse, Neyzen Kudsi Ergüner, Brahem’in soundunun oluşmasında önemli katkıları bulunan Fransız jazz piyanisti François Couturier, caz tarihi boyunca gelmiş geçmiş bütün bas çalış stillerini kendi müziğinde hemojenleştiren Amerikalı Kontrabas üstadı Dave Holland, Tunuslu Keman virtüözü Becher Selmi gibi dünyanın farklı ülkelerinden müzisyenlerle bir araya gelip çalışmıştır. Onu dinlerken bedenimiz olduğumuz yerde çakılı halde durur ama ruhumuz dünyayı gezer. Anadolu’da, Balkanlarda, Hindistan’da, İskandinavya’da, Afrika’da, ortadoğu’da, Arap coğrafyasında kısacası dünyanın her yerini dolaşır.
Yaşadığı coğrafya müziğinde yaşıyor
Brahem, aynı zamanda doğup büyüdüğü çoğrafyasının kültürünü ve o çoğrafyada yaşananları müziğine yansıtmaya çalışan bir müzisyen. Irak’tan, Endülüs’e kadar müziğiyle adını duyuran 9.yüzyılın büyük ud üstadı Ziryap’ın Anauar Brahem’in müziğinde büyük bir etkisi olmuştur. Şöyle ki Le Voyage de Sahar (2006) albümündeki kompozisyonları ziryap’tan esinlenerek yaptığını dile getirir bir söyleşisinde. Thimar (1998) adlı albümünde Iraklı kadın Sufi Rabia Al Adawiye (d.714-ö.801) bir şiiri albüme feyz olmuştur. Şiiri albüm kitapçığında Fransızca ve İngilizce olarak yer vermiştir. Arap halkının özgürlük mücadelesine yakın duran bir müzisyendir Brahem. Filistin Özgürlük Hareketi’nin sembollerinden birisi olan Filistinli şair Mahmud Derviş’in “The Astoundig Eyes Of Rita” şiirini albüm adı yapar. Arap Baharı’ndan sonra Tunus’ta yaşanan devrim sürecini Souvennance (2014) albümünde besteleriyle anlatmaya çalışmıştır.
Son olarak Brahem müziği ile ilgili şunu söyleyebilirim. Brahem dingin, hüzünlü ve bazen de sessizliğinden içinden çoşkulu bir ana dönüşen müziğiyle benim gibi birçok müzisyenin ilham kaynağı olmuştur. Onun müziği için tamamen caz diyemeyiz. Onun müziği için diyebileceğim tek cümle şu olur: ‘‘Ne Doğu, ne Batı tamamen dünya müziği. Uduna dünyanın sesini sığdıran insan.’’

Önceki Yazı

Anadolu’da Bir Ahlâk Okulu: Âhi Evran

Sonraki Yazı

“Kendi Üretimlerimi Gerçekleştirmek İçin Hayaller Kuruyorum”

Son Yazılar

15-31 Ekim Ajanda

KONSER Yarım Yüzyıla Beş Kala / Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu 17 Ekim Pazar 11:30 Cemal

Çamurlu Erdem

Ana haber bültenleri, -mecbur kalmadıkça- izlenilmemek için sarf edilen çabalar bütünü oldu günümüzde. Büyük bir bölümü