Ustalar olmasaydı bugünlere gelemezdik!

17 dakikada okunur

Yıllardır tiyatrolarda, dizilerde, televizyonda, sinemada, yarışma programlarında izlediğiniz çok değerli bir isimle tanıştıracağım sizleri. Gördüğünüzde hepinizin aslında yakından tanışmış kadar iyi bildiği bir isim Hakan Bilgin. Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Münir Özkul, Erol Günaydın, Tuncel Kurtiz, Zeki Alasya, Haluk Bilginer, Uğur Yücel, Çetin Tekindor gibi çok değerli oyuncularla çalışmış bir isimden bahsediyorum size. Gelin isterseniz Hakan Bilgin’le gerçekleştirdiğimiz keyifli röportajımıza geçelim hep birlikte.

Deneyimli tiyatro oyuncusu Hakan Bilgin, tiyatroya ve kendisine dair her şeyi bütün içtenliğiyle Litros Sanat okuyucuları için paylaştı: “Ustalarımızın yaptıklarıyla, gösterdikleriyle ve onlardan öğrendiklerimizle büyüdük. Sadece oyunculuk değildi öğrendiklerimiz, bu bir hayat dersiydi aslında. Bu işin adaleti, ahlakı, düzeni ve disiplini olduğuna dair. En önemli dersi çıraklığını yapmaya çalışarak başladığım Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular Tiyatrosu’nda öğrendim. O kulisin masasında Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Münir Özkul, Erol Günaydın ve Tuncel Kurtiz’in sohbetlerine şahitlik edebilmiş şanslı insanlardan biriyim. Televizyonda da Haluk Bilginer, Uğur Yücel ve Çetin Tekindor gibi değerli oyuncularla çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. Bir diğer şansım o insanların hepsinin de bir şeyler vermeyi sevmiş olmaları. Onun içinde şanslı bir şekilde birçok şey biriktirdim.”

Kendimi en iyi hissettiğim yer tiyatro

Bize Hakan Bilgin’i kısaca anlatır mısınız?
Hakan Bilgin 1967 doğumlu. Karadeniz’de; Terme, Bafra ve Çarşamba’da çocukluğu geçmiş, Ordu’da liseyi bitirmiş, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazanarak sonrasında İzmir’e gitmiş birisi. İlkokuldan itibaren hobi olarak kendimi fark ettirmeye çalışarak hep tiyatro yaptım. Birçok faaliyette bulunan sosyal bir çocuktum ama bunların içerisinde kendimi en iyi hissettiğim yer tiyatroydu. Sonra üniversitede işletme okurken, okulun amatör tiyatro topluluğunda oynadım. Memur çocuğu olduğum için bir tiyatroya ya da konservatuvara girmek gibi ekonomik durumum yoktu. Ailem benden iş hayatında daha başka şeyler bekliyordu. Sonrasında bir şirkette çalışmaya başladım, girdiğim bu şirket de battı ve boşta kaldım. O zamana kadar biriktirdiğim şeylere baktığımda en yoğun mesleki deneyimim oyunculuktu. Oyunculuğa devam etmek istedim. Şansıma Yılan Hikâyesi dizisi çıktı. O sırada Ortaoyuncular Tiyatrosu’nda oynuyordum Ferhat Şensoy’un çırağı olarak. Sonrasında tiyatro ve televizyonla beraber artık oyunculuktan para kazanmaya başladım. Boş kaldığım dönemlerde oldu; kafelerde çalıştım, garsonluk yaptım, bir vakıfta da görev aldım.

Oyunculukta eğitim sizce ne kadar önemli?
Oyunculukta eğitim çok kıymetli. Bir konservatuvar eğitimi alan bir de usta-çırak ilişkisiyle eğitim alan alaylı oyuncular var. Ben alaylı bir oyuncuyum. Birçok ustam oldu ama ben de teori bilen ve konservatuvar okumuş bir oyuncu olmayı çok isterdim. Konservatuvar eğitiminin çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Çünkü onlar mesleki bir eğitim aldılar. Biz ustadan aldığımız eğitimle birçok şeyi öğrendik ve yapmaya çalışıyoruz. Eğitimsiz oyuncularında sektörde yer alması mümkün tabii ki her meslekte olduğu gibi. Kendini geliştiren herkese saygım var. Oyunculuk kimsenin tekelinde değildir. Herkes oyuncu olabilir eğitimini aldıktan ve kendini geliştirdikten sonra. Dolayısıyla bu noktada katı bir insan değilim. Sadece tipiyle ve var olan etkisiyle, başka bir noktada ünlenmiş birisi, şarkıcı ya da influencer da televizyon ve sinemada yer alabilir ama tiyatroda oynayamaz. Ben tiyatro yapan bir oyuncuyum. Tiyatro biraz daha iddialı er meydanıdır, kolay bir yer değildir. Bir oyuncu bunu yapabiliyorsa zaten o zaman bazı sınıfları geçmiş demektir ama çok çalışması lazım.

Oyuncu olmasaydınız ne yapmak isterdiniz?
Oyuncu olmasaydım ya aşçı ya da üniversitede öğretmen olmayı çok isterdim. İnsanların hayatlarını geliştirmeyi ve onlara faydalı olmayı çok seviyorum. Bundan 6 sene önce bir üniversiteyle beraber Türkiye’yi dolaşmıştık. 40 binin üzerinde lise öğrencisine konuşmalar yaptım. Oradaki çocukların geri dönüşlerini görünce eğitmenlerin insanların hayatında nasıl bir önem taşıdığını görmüş oldum. Onun için de benden daha az bilgiye sahip olan ya da daha az tecrübeye sahip birisine bilgilerimi ve tecrübelerimi paylaşmak çok keyif vermişti bana.

Ustalar olmasaydı bugünlere gelemezdik
Kendinize rol model aldığınız ve bugünlere gelmenizi sağlayan ustalarınızı da sormak istiyorum size.
Ustalar olmasaydı bugünlere gelemezdik. Onların yaptıklarıyla, gösterdikleriyle ve onlardan öğrendiklerimizle büyüdük. Sadece öğrendiğimiz şey aslında oyunculuğa dair değildi, bu bir hayat dersiydi aslında. Bu işin adaleti, ahlakı, düzeni ve disiplini olduğuna dair. Bazı ustalarımızın disiplini, bazı ustalarımızın adalet duygusu, bazı ustalarımızın ahlak duygusu çok yüksekti. Dolayısıyla bunların hepsinin en iyi huylarını bulmaya, görmeye, önemsemeye ve kaydetmeye veya bunu hayata nasıl geçirmeye çalıştığını öğrenmeye çabaladım. En önemli ders aldığım yer Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular Tiyatrosu’ydu. O kulisin masasında Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin, Münir Özkul, Erol Günaydın ve Tuncel Kurtiz’le aynı masada onların sohbetlerine şahitlik edebilmiş şanslı insanlardan biriyim. Çünkü geçmişe, tiyatroya ve yaşadıklarına dair anlattıkları her şey bizim için çok kıymetli ve değerliydi. Ama almayı ve kaydetmeyi biliyorsan, buna değer veriyorsan kendini hala bir hiç görüyorsan, bilmiyorum demeyi biliyorsan o zaman öğrenmesi çok daha kolay. Televizyona geçtikten sonra Haluk Bilginer, Uğur Yücel ve Çetin Tekindor gibi değerli oyuncularla çalışabilmiş şanslı insanlardan biriyim. Şansım o insanların hepsinin de bir şeyler vermeyi sevmiş olmaları. Onun içinde şanslı bir şekilde birçok şey biriktirdim.

Projelerinizden bahseder misiniz?
Şu anda “Dönme Dolap” isimli bir tiyatro oyununda oynuyorum. Televizyonda ATV’de yayınlanan “Yalnız Kurt” isimli dizide Urfalı bir karakteri oynayacağım. Bu yaz boyunca 4-5 tane sinema filminde oynadım. Bunlardan en bilineni “Çakallarla Dans” filmi.

“Mekanın Sahibine Geldik” programınızı da sormak istiyorum…
Sohbet programı çekelim istediler YouTube’da. Pandemi döneminde “Mekanın Sahibine Geldik” YouTube yayınlarına başladık böylece. İstediğiniz konuğu getirebilirsiniz ama ben istediğim soruları sormak istiyorum, dedim. Amacım da insanlarla sohbet etmekti sadece. Bizim programımızda ne magazin ne siyaset ne de özel hayat var. Sadece o kişinin kim olduğunu tanımlamaya, neler yaşamış, U dönüşleri var mı, bir problemle karşılaştığında nasıl tepkiler vermiş gibi soruların cevabını arıyoruz yayınlarımızda. İnsan çünkü her olaya başka bir reaksiyon veriyor. Şu anda 124 bin üzerinde bir seyirci kitlemiz var. 1 milyonun üzerinde izlenmelerimiz var. Benim maddi olarak kazandığım bir şey değil ama manevi olarak çok mutlu eden bir şey. 120’nin üzerinde videomuz oldu. Videolarda Türkiye’nin bir şekilde az veya çok tanıdığı birçok insanın hayat hikayeleri ve başarı hikayeleri var. Samimi bir anlatım var yayınlarda, o yüzden de böyle kalmasını çok istiyorum. Daha çok tutsun diye mücadele vermiyoruz. İnsanlara abone olsun diye baskı da yapmıyoruz. Geri dönüşler de çok güzel gerçekten.

Kitabın ilk baskısı hemen tükendi

“Farkıma Takılanlar” isimli bir kitabınız da mevcut geçen sene çıkardığınız…
Pandemi döneminde çıktı bu kitabımız. 40 binin üzerinde gençle konuştuktan sonra Ahmet Şerif İzgören’le tanıştım. O da kişisel gelişim noktasında konuşmalar yapan bir abimiz ve ustamız olduğu için; ‘Ben böyle bir yola girdim, bunun devamı nedir?’ diye sorduğumda bana kitap yazmamı ve denememi söyledi. Ben de pandemi döneminde nasılsa boştayım diye 50 sayfa yazdım önce. Elma Yayınları editörleri yazdığım sayfalara pozitif geri dönüş yaptı. Dilimi samimi buldular, o da hiç beklemediğim bir karşılıktı bu arada. İlk baskı hemen tükendi. Öğretmenlerden ve öğrencilerden çok talep geldi kitaba. Çok güzel geri dönüşler aldım, çok mutlu etti beni bu durum. İkinci baskı da bitti, böyle böyle gidiyoruz. Bir daha kitap yazar mıyım bilmiyorum ama “Farkıma Takılanlar”ı 50 senedir yaşadıklarım üzerine kaleme aldım.

Son olarak eklemek istedikleriniz?
Gerçek olmayı, kendi farkımızı kabul etmeyi, karşımızdaki insanın farkını kabul etmeyi başardığımızda toplum çok daha güzel bir yere doğru gidecek. İnsanların nereli ya da hangi meslekten olduğuna, giyimine, baş örtüsüne bakmadan yaşamayı başardığımız gün bir şeyler değişecektir. Çok güzel toprakların üzerinde yaşıyoruz. Bunların hepsinin kıymetini bilelim. Beraber yaşamayı, önce kendimizle barışmayı başarırsak, sonrasında komşumuzla ve mahallemizle barışmayı denersek çok daha güzel olacak her şey. Ne olur güzel yaşamayı öğrenelim çünkü bu güzellikler bizim için, kimse için değil.

Hayalim kendi çapımda dünyayı değiştirmekti
Oyunculuk gibi bir hayalim yoktu, sadece mutlu olduğum yer oyunculuktu. Ortaokul yıllarımda ilk tiyatro sahnesine çıkmıştım. İlk defa tiyatronun insanların hayatını nasıl etkilediğini orada gördüm. Hiç tanımadığım insanları eğlendirmek, onları düşündürmek çok keyif veren bir şeydi. Sonra bu durum hayat felsefem gibi oldu. İnsanlara faydalı olma duygusunu ilk keşfettiğim yer tiyatroydu. Hayalim tiyatrocu olmak değildi, dünyayı değiştirmekti kendi çapımda. Dolayısıyla tiyatronun da bunun çok güzel bir aracı olduğuna inandığım için tiyatroyla beraber büyüdüm.

Zeki Alasya’yla çalışmak Allah’ın bana bir hediyesi
Yaklaşık 30 senelik bir oyunculuk geçmişi olunca unutulmaz hikâyesi çok oluyor insanın. Benim için en kıymetli anlardan birisini rahmetli Zeki Alasya’yla beraber 1,5 sene “Küçük Ağa” dizisinde çalıştığım dönemde yaşadım. Yıllarca Metin Akpınar ve Zeki Alasya ikilisini izleyen ve hatta kendisini Metin Akpınar zanneden, onun oynadığı rolleri oynamaya çalışan birisiydim. Yıllar sonra Zeki Alasya’yla oynama şansının verilmesi Allah’ın bana verdiği bir armağan olarak tanımladığım bir şey. Zeki Alasya’yla Küçük Ağa dizisinde oynadığımız dönem rol metinleri dışında doğaçlama yaptığımız anlar benim için en kıymetli anlardı. Çünkü Zeki abi de mütevazı bir oyuncuydu ve ben onun için çok genç ve çok tecrübesiz bir oyuncuydum. Bana uyum gösterip beraber eğlenmeyi ve oynamayı seçtiği için çok mutlu olmuştum. O anlar benim için en unutamadığım anlardır gerçekten.

Önceki Yazı

İstanbul için bienal vakti

Sonraki Yazı

Taklit müzikteki değersizliktir

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de