Vahşi yaşam bir seyahat değildir

/
18 dakikada okunur

Vahşi yaşam fotoğrafçısı Süha Derbent: “Vahşi yaşam ortamında bulunmak asla seyahat değil bir yaşam deneyimidir. Afrika’ya gitmek, vahşi yaşamı izlemek aslında kendimize dair bilgiler edineceğimiz ve kendimize doğru çıktığımız bir yolculuktur…”

Vahşi yaşam kelime anlamı itibariyle birçoğumuza olumsuz şeyler çağrıştırıyor olabilir fakat bu yaşam alanı binlerce canlı türünün yuvası, doğum yeri. Üstelik sadece hayvanların değil belki de insanoğlunun özü; saf ve temiz kısmının memleketi. Bizler ‘modern’ olarak tanımladığımız yaşam alanlarımızdan çok uzağız elbette vahşi yaşama. Sadece belgesellerde görmeyi tercih ederiz, kimimize ürpertici hatta korkutucu bile gelebilir ama vahşi yaşamda bulunmayı, sürekli oraya gitmeyi bir yaşam felsefesi haline getirmiş insanlar da var elbette. İşte o insanlardan biri vahşi yaşam fotoğrafçısı Süha Derbent. İskandinavya’dan Madagaskar’a, Sri Lanka’dan Kanada’ya kadar 80’den fazla ülkede bulunmuş bir isim kendisi. Kendisiyle Litros Sanat’ın yeni sayısı için çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik; 19 Mayıs’a kadar Maximum Uniq Hall’de devam edecek olan ve Afrika doğası ile insan portreleri fotoğraflarından oluşan “Harmoni” adlı sergisi vesilesiyle. Buyurun; kişisel arşivinde 2 milyondan fazla fotoğraf yer alan, 40 yılı aşkın zamandır vahşi yaşam fotoğrafçılığı alanında adından dünya çapında övgüyle söz edilen Süha Derbent ile sohbetimize…

Fotoğraf ve fotoğrafçılığın mesleki ve teknik anlamlarının dışında sizdeki karşılığı nedir?

Genel olarak fotoğrafçılıktan bağımsız olarak yaban hayatı fotoğrafçılığı bağlamında yanıtım, hayatta durduğum yeri ve kendimi anlamlandırış biçimimi ifade ederken kullandığım bir araç niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Zira bir insan hayatta nerede duruyor, hayatı ne kadar ve nasıl algılıyorsa çektiği fotoğrafta o kadar olacaktır. Hiç kimse kendinden fazlası değildir.

Her şeyi bizim keşfettiğimizi sanmak bir yanılgı

Vahşi yaşamda mutlu musunuz? Bu mutluluktaki motivasyonunuzu nasıl açıklarsınız? Bir insan vahşi yaşamda neden ve nasıl mutlu olur ya da tekrar tekrar gitme motivasyonuna sahip olur?

Her şeyin mükemmel örneğinin bulunduğu bir ortam olması, yalansız, saf gerçek ve rol yapılmayan bir dünya olması gibi birçok çekici yanı olmasının yanı sıra gerçek vahşi yaşamın insanlar arasında olduğunu bildiğim için doğada huzurlu ve mutluyum. Biz insanların kendimize katmaya çalıştığımız yetilerin hepsi hayvanlarda doğuştan ve mükemmellik seviyesinde mevcut. Onları izleyerek kendinize dair öğrenebileceklerinizi şehir yaşamında öğrenmeniz mümkün değil. Yüzyıllarda kusursuz bir döngüye sahip olarak varlığını sürdüren doğadaki her şeyi bizim keşfettiğimizi sanmak bir yanılgı. Bunu orada olmadan anlamak, öğrenmek ve kabullenmek mümkün değil. İşte tam da bu nedenle bir vahşi yaşam ortamında bulunmak asla seyahat değil bir yaşam deneyimidir. Afrika’ya gitmek, vahşi yaşamı izlemek aslında kendimize dair bilgiler edineceğimiz ve kendimize doğru çıktığımız bir yolculuktur. Bu nedenle de tekrar gitme motivasyonu oluşması normaldir.

Her kare yeganedir

Vahşi yaşamda iyi bir kare yakaladığınızda ne hissediyorsunuz? Bunun belki de tekrarlanmayacak bir kare olması sizi heyecanlandırıyor mu?

Bu önemli bir nokta. Vahşi yaşam fotoğrafçılığının doğal sonucu bu. En iyi ve en kötü yanı da budur. Her kare yeganedir. Aynı fotoğrafı ne siz ne de bir başkası tekrar çekemez. Bu yanı da sizin belirttiğiniz gibi heyecan verici olarak nitelendirilebilir.

Fotoğraflarımla bir perspektif sunuyorum

Çektiğiniz fotoğraflar; sosyal medyanız ve çeşitli fotoğraf platformları dışında şimdi de bir sergiyle karşımızda. İnsanların sergiyi gezerken, sizin çektiğiniz fotoğrafları yakından görecek ve üzerine bir şeyler düşünecek olmaları size ne hissettiriyor? Onların bu fotoğraflara bakarak belli duygulara kapılacak olmalarını önemsiyor musunuz?

Fotoğrafları çekerken böylesi bir kaygı hiç taşımıyorum. Kendim için çekiyorum. Ancak elbette her gören ve izleyen farklı yorumlayabiliyor ve bu yorumlar her zaman benimki ile örtüşmeyebiliyor ki bu da çok doğal. Benim fotoğraflarımla izleyicilerin yorumlarını belirlemek gibi bir amacım ve hedefim hiç yok. Sadece onlara kendi yaşam deneyimleri ve yaşamı algılama seviyelerinde özgürce yorumlayabi­lecekleri bir perspektif sunuyorum. Bu da benim için yeterli.  Tek bir fotoğraf ile birçok şey söylenebileceği gibi özel bir amaçla bir araya getirilmiş fotoğraflar ile de bir söylem oluşturulabiliyor. Bu sergide doğayı tüketerek var olabileceği yanılgısındaki insana doğa ile uyum içerisinde olabileceğini hatta eğer inti­har gibi bir hedefi yoksa bunu yapmak zorunda olduğunu hatırlatmaya çalıştım. Bunu vahşi hayvanların ve bölgede yaşayan insanların doğa ile uyumunu göstererek yapmayı hedefledim. İnsan bu tüketim alışkanlığını sürdürürse bugün bazı türlerin sadece fotoğraflarını görebildiğimiz gibi bu sergidekilerinde sadece fotoğraflarını görebilmekle yetinmek zorunda kalacak. Ama hepsinin birden sadece fotoğrafını görebileceği bir gün yok çünkü o gün kendisi de tükenmiş olacak. Öte yandan fotoğraflarıma web sayfam (www.suhaderbent.com) ve Instagram hesabım @suhaderbent üzerinden ulaşılabilir. Benimle seyahate gelmek isteyenler bana sosyal medya hesabımdan mesaj atarak veya e-mail suha.derbent@gmail.com atarak iletişime geçebilirler.

Fotoğrafı bir araç olarak kullanıyorum

“Bitti, tekrar gitmeyeceğim” dediğiniz oldu mu hiç vahşi yaşama? Böyle bir an yaşadınız mı, tehlikeli veya başka türlü?

Bu değil ama tam tersi uzun zamandır kendime söylediğim bir şey. “Bitti, artık bir daha şehre dönmemeliyim ve bunu başarmak için elimden geleni yapmalıyım” dediğim çok olmuştur. Bunu tam olarak başarabilmenin koşullarını oluşturamadım ama mümkün olduğunca insandan ve doğada hiçbir işe yaramayan öğretilmiş bilgiden arınarak yaşadığımı söyleyebilirim. Benim için sadece gördüğüm, deneyimlediğim ve yaşadığım şeyler var. Gerisiyle ilgilenmiyorum. Bu işe ilk başladığım yıllarda fotoğraf çekmek için seyahat eden ve etmek zorunda olan biriydim. Şimdi ise orada olmak için fotoğraf çeken biriyim. Fotoğrafı oraya ulaşmak için bir araç olarak kullanıyorum.

Bu alanda üretimlerde bulunmak isteyen, vahşi yaşam veya benzeri türden bir fotoğrafçı olmak isteyen yeni ya da genç fotoğrafçılara ne söylemek istersiniz? Sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu sürece dahil olmalılar?

Ben hayatım boyunca sevmediğim hiçbir işi yapmadım. Yani birinci koşul sevdiklerinden ve tüm zorluklarına katlanırken bunları bir zorluk gibi hissetmeyeceklerinden emin olmalılar. O zaman doğada yaşadıklarından mutlu olacakları kesin. Sonrası için ise pek de olumlu bir şey söylemek zor. Vahşi yaşam alanlarına (yurt dışı) gitmek oldukça yüksek bütçe ister. Bir vahşi yaşam fotoğrafçısının her seyahatte tüm çektiklerinin eğer iyi günlerindeyse en fazla yüzde 10’u işe yarar kalitede olduğunu unutmamalı. Dolayısıyla çok fazla kez yaban hayatına gitmeli ve çok seyahat etmeli. İyi bir arşiv oluşturmalı ama bu arşivin Türkiye’de neredeyse hiç kullanım alanı olmadığını ve bu nedenle işlerinin maddi bir değeri de olmadığını, yurt dışında ise bu alanda ciddi rekabet olduğunu unutmamalı. Yani sadece bu işi yapıp bu işten kazandığı bütçe ile tek bir seyahate bile gidemez. Ama imkânı olup seyahat edebilecekler için ise harika bir hobidir diyebilirim kesinlikle.

İnsanın ham halini çekmek gibi bir isteğim oluştu

Aynı zamanda insan fotoğrafları da çekiyorsunuz. İnsan fotoğraflarındaki tarzınızı nasıl tanımlar ve adlandırırsınız? İnsan fotoğraflarındaki motivasyonunuz nedir tam olarak? 

Ne tür insan fotoğrafları çekmeyi seviyorsunuz?

Yaban hayatı çekimleri için gittiğim bölgelerde yaşayan insanları çektim uzun zaman. Ardından insanın ham halini çekmek gibi bir isteğim oluştu. Ham derken benim kendimde öğretilmiş bilgiyi unutarak ulaşmaya çalıştığım seviyeden söz ediyorum. Yani öğretilmiş bilginin ulaşamadığı yerlerdeki insanların yaşam alanlarına gidip onları çekmeye başladım. Ancak günümüzde artık insan ve özellikle misyonerlerin ulaşmadığı yer çok az. Şehirde yaşayana kıyasla nispeten ham halini bulabildiğim kabilelere yöneldim ve daha çok da portre çekmeyi tercih ediyorum. Bu alanda henüz yayınlamadığım geniş bir arşivim var.  Bu portreleri çekerken de aslında yaban hayatında yaşadığıma benzer bir süreç yaşıyorum benim için hiç yabancı değil bu süreç. Çünkü fotoğrafını çekmek istediğim kabile bireylerinin dillerini bilmiyor ve iyi bir portre için samimi bir iletişim kurmak zorunda kalıyorum. Sanırım bu konuda kabilenin dilini bilmiyor olmamı önemsizleştirecek hatta bunu bir avantaja çevirebilecek bir iletişim beceresi göstermeyi başarabiliyorum.

Hayvanlarla kurduğum saf ve çıkarsız iletişim beni etkiliyor

Özel bağ kurduğunuz hayvanlar ya da anlar oldu mu? Bu tarz durumlarda kendinizi nasıl toparladınız?

Burada bağ kurmaktan kasıt iletişim kurmak ise nadiren de olsa (her seyahatte 1-2 kez) oluyor. Benim için elbette çok etkileyici oluyor. Etkileyici tarafı hayranlık duyduğum bir canlı ile saf ve çıkarsız kurulan iletişim ve onun da buna katılımı. Onu sevdiğimi anladığını hissettiğim anlar oluyor. Doğada ilk kurallardan biri de vahşi hayvanları dokunmadan sevmeyi öğrenmek. Onların dünyasında başka bir türün gelip kendisine dokunarak sevmesinden mutlu olmak diye bir duygu yok. Dokunmadan sevmeyi öğrenmek gerek ve bu mümkün. Sadece onun izin verdiği ve bunu istediğini somut olarak gösterdiği durumlarda dokunuyorum. Bu sadece yavru dağ gorilleri ile aramda geçen bir durum. Ve genelde sevgi ifadesinden ziyade oyun amaçlı oluyor.

Fillerle ilgili kitap yazmak istiyorum

Bundan sonrası için plan, programınız veya projeleriniz nedir? Daha önce yapmadığınız/gitmediğiniz bir şey/yer var mı şimdi veya daha sonra gideceğiniz? “Mutlaka şunu yapmalıyım” dediğiniz şeyler var mı ayrıca, paylaşır mısınız?

Hayatımın yarıdan fazlası vahşi doğada geçtiği için büyük bir arşivim var. Son yıllarda özel olarak ilgimi çeken ve sevdiğim dağ gorilleri ve fillerle ilgili kitap yapmak gibi bir niyetim var. Arşivim bunlar için fazlasıyla yeterli. Hatta sanırım dağ gorili konusunda dünyada kimsede olmayacak kadar büyük bir arşiv. Bu noktada amacım sadece bir kitap yapmanın ötesinde bu işin iletişim planının da hayvanlara yarar sağlaması olduğu için projeler zaman alıyor ve gerçekleşeceğinin bir garantisi de olmuyor. Bunu yanı sıra rutin hayatım tanıdığım acenteler aracılığı ile Afrika’ya benimle gelmek isteyenlerle Afrika’ya gidip özel bir deneyim yaşamalarına yardımcı olmak ve bu nedenle sürekli seyahat etmek şeklinde geçiyor.

Önceki Yazı

“Biraz gökyüzü verin bana”

Sonraki Yazı

Dünyadaki savaşları bilge edebiyatçılar durdururlar

Son Yazılar

“Afgan Kızı” İstanbul’da

İstanbul Sinema Müzesi Stanley Kubrick sergisi sonrasında iddialı sergilerine Steve McCurry’nin fotoğraflarından oluşan “Fotoğrafçı” sergisiyle devam