Vazgeçilmeyen Her Şey Sonunda Size Hediyesini Veriyor

12 dakikada okunur

Ali DEMİRTAŞ

Oyuncu ve sinemacı Giray Altınok: “Zor ve engebeli yollardan geçtim. Hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmuyor. Ama vazgeçilmeyen her şey sonunda size hediyesini veriyor. Benim için de oyunculuk mesleğine ulaşma serüveni zor ama keyifli bir süreç olarak hatırlanacak…”

Giray Altınok, onu hem rol aldığı dizilerden hem de sinema filmlerinden tanıyoruz daha çok. Ama yazar ve yönetmen kimliğimizden pek haberimiz yoktu. Şöyle ki Altınok, şu anda da vizyonda olan “Bize Müsaade” adlı sinema filminde hem oynadı hem de filmi yönetti. Yönetmen koltuğunda o oturdu yani. Belki yönettiği ilk sinema filmi ama son değil gibi duruyor. Biz de bu bahaneyle hem yeni projelerini hem de Bize Müsaade’yi konuşmak için bir araya geldik ve Litros Sanat için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşimize geçmeden önce gelin onu daha yakından tanıyalım: “İzmirliyim. Sosyoloji mezunuyum. Öğretmen bir anne babanın tek çocuğuyum. Spora çok yatkındım. Birkaç irili ufaklı sakatlıktan sonra bırakmak zorunda kaldım. O dönem üniversitenin tiyatro kulübüne dahil oldum. Eskiden beridir de bir şeyler yazıp çizmeyi severdim. İkisi de birleşince kariyerimi bu yönde ilerletmeye karar verdim. Sonrası malum. İstanbul’a geliş. Kurtlar sofrasına kafadan dalış… Bugün de buradayız çok şükür.”Ürettiklerimizle mutlu olan insanlarız
Nasılsınız, neler düşünüyorsunuz? Hayata dair şu ara kafanızı ne meşgul ediyor?
İyi olmaya gayret ediyoruz. Ülke gündemi malum. Çok şey olup bitiyor, biz de tüm bu karmaşanın arasında kendimizi mümkün mertebe işimize vermeye çalışıyoruz. Yazmak oynamak genel olarak benim her şeyden uzaklaşma yöntemim. Ürettikleri ile mutlu olan insanlarız. Ben de yeni şeyler yazmak için vakit bulmaya çalışıyorum bu tempoda.
Özgürlüğü kendi emeğinizle satın almak güzel
Şöyle bir dönüp kariyerinize baktığınızda neler düşünüyorsunuz?
Annem bana hep şunu söylerdi. “Bir gün sana sokakta biri şşt diye bağırırsa korkusuzca arkanı dönüp bakabilecek şekilde yaşa” Ben kariyerimde hep bunu düstur edindim. Hak yemeden, çalıp çırpmadan kendi emeğimle, kimseye minnet etmeden çalıştım. Kolay değil. Bu zor yol. Çok daha kolayları var aslında. Ama ben tercih etmedim. Kimseden bir şey istemeden yürümek insanın en büyük gururu. Kendi sevdiğim işleri yazıp çizmek, bunlarda oynamak. Özgürlüğü kendi emeğinizle satın almak güzel. Dönüp baktığımda da iyi ki’lerim hep daha fazla.
Oyunculuk ve oynamak sizin için ne anlam ifade ediyor?
Bu benim mesleğim. Sevdiği şeyi meslek edinen her şanslı insan gibi ben de bundan çok mutluyum. Hakikaten sevdiği işi yapanlar ömrü boyunca çalışmak zorunda kalmıyor. Sanatın her türlüsünü çok değerli buluyorum ama oyunculuk gerçekten farklı geliyor bana hepsinden. Sıfırdan yepyeni bir insan inşa edip ona dönüşmek. Ona sahip çıkmak. Kamera önünde ya da sahnede bu var ettiğiniz yeni gerçekliği seyircisiyle buluşturmak çok özel bir deneyim.Oyunculuğa nasıl başladınız, sizi bu sürece iten şey ne idi?
Sporu bırakmak zorunda kalınca hayatınızın neredeyse tamamını dolduran bu meşgalenin yerine bir şey koymak zorunda kalıyorsunuz. Spor gibi ansambl yapılan şeylere, takım oyunlarına her zaman yakın olmuştum. Ekip içinde de klasik en şakacı olandım. Tiyatro kulübüne katıldım. Çok da sevdim. Mezun olana kadar birçok oyun sahneledik. O dönem okulu da uzatmıştım. Henüz okul bitmeden basıp İstanbul’a geldim. Zor ve engebeli yollardan geçiyorsunuz. Hiçbir şey sandığımız kadar kolay olmuyor. Ama vazgeçilmeyen her şey sonunda size hediyesini veriyor. Benim için de oyunculuk mesleğine ulaşma serüveni zor ama keyifli bir süreç olarak hatırlanacak.
Sinema tek başına bir büyü
Sinema mı yoksa dizi mi ya da tiyatro mu sizi daha mutlu ediyor?
Ben sinemacıyım. Her oyuncu bu zor soruya yanıt verirken düşünür. Ama benim cevabım çok net. Sinema tek başına bir büyü. Yelpazenizin imkanlarla genişlediği ve aslında sonsuz hayal gücüne hitap eden bir tür. Ben dizi yapmadım zaten hiç. O tempo bana göre değil. Körelten bir tarafı olduğunu düşündüm hep. Sahnedeyken de çok mutluyum ama dediğim gibi sinema bambaşka. Bir sinema filmini yazarken hiç olmadığım kadar heyecanlıyım. Çekilirken, hayata geçerken bu heyecan katlanıyor. İnsanların tepkileri düşünceleri, bunları duyup dinleyip tartışmak da ayrı bir keyif.

Hayal kurmakla fırsat yakalamak aynı değil
Kamera arkasında olmak nasıl bir deneyim? Nasıl giriştiniz bu sürece? İlk yönetmenlik deneyiminiz mi?

Aslında “Bize Müsaade” filmi için yönetmen bakılıyordu. Ben elbette bir gün kendi yazdığım bir işi yönetmek istiyordum ama bu süreçte yapım şirketinden benim yönetmemle ilgili bir talep gelince biraz düşünmek istedim. Bir şeyin hayalini kurmakla onu gerçekleştirme fırsatı yakalamak aynı şey değil. Bir duruyorsunuz. Yapabilir miyim acaba, sorusu kafanızın tam ortasına yerleşiyor. Ama bunun bir zamanı yok. Hazır olmanızın ne kadar süreceğini bilemezsiniz. Ben de gün bugündür diyerek kabul ettim. İyi ki de etmişim. Müthiş bir deneyim ve başlangıç oldu benim için. Çok ama çok şey öğrendim.
Bize Müsaade filminizden de bahseder misiniz?
“Bize Müsaade” hikâyesini Kerem Can Özdoğan’la kurduğumuz çok tatlı bir arkadaşlık hikayesi. Biri yönetmeni biri senarist ve biri oyuncu üç arkadaşın bir akıl hastanesinde görmemeleri gereken bir duruma şahit olup, hastanenin başhekimi tarafından bu hastaneye kapatılmalarını konu alan bir film. Her biri bu hastanede hayatlarının farklı dönüm noktalarını yeniden değerlendirebilecekleri durumlarla karşı karşıya kalıyorlar. Çok değerli oyuncularla çok keyifli bir iş çıkardık. Bundan dolayı çok mutluyum. Hem yapımda hem oyuncu arkadaşlarımla hem de teknik ekinimizle çok güzel bir ay geçirdik. Yine bir “iyi ki” işi oldu benim için.
Beni en çok zorlayan süreçti
Bu filmde hem oyuncu hem de yönetmen olmak nasıl bir deneyimdi?
En zoru buydu. Hatta beni hayatımda en çok zorlayan süreçti. Bence işin üç tarafında da olmak çok akılcı değil. Bunu gördüm. Hata payınız çok yükseliyor. Objektiflikten uzaklaştığınız anlar oluyor. Yazıp yönetmek öncelikle odaklanmak anlamında daha akılcı bence. İlla olacaksa filmde küçük bir rol almak daha mantıklı. Belirli tecrübeleri yazar yönetmen olarak edinmek daha besleyici olabilirdi. Ama yine de zoru severiz.

Yeni projelerinizden bahseder misiniz? Yakınlarda yeni şeyler var mı?
Güldür Güldür’ün yeni sezonu başlıyor. Ona hazırlanıyoruz şimdi. Çok sevdiğim içinde olmaktan büyük keyif aldığım bir iş. Ekip ve ortam bir oyuncu için olabilecek en büyük şans bence. Onun dışında kendi kurduğumuz 13 Punto senaryo şirketinde haldır haldır çalışmalarımız deva etmekte. Yeni birkaç işin yazımı devam ediyor. Gizem Kızıl’ın yazıp yönettiği Bana Karanlığı Anlat isimli bir bağımsız filmin çekimlerini de yeni tamamladık. Yine Kerem Can Özdoğan’la senaryosunu yazdığımız Prens isimli bir dijital dizi vardı. Onun çekimlerini de bitirdik. Yakında seyirciyle buluşacak. Umarım her biri seyircisi tarafından sahip çıkılıp izlenir. Üretmeye devam. Her şartta ve her koşulda.

Önceki Yazı

Azerbaycan’ın Bahtiyar’ı

Sonraki Yazı

“Hayatımın Dönüm Noktası Asmalı Konak Dizisidir”

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.