‘Yalnızlık Beni Yazar Yaptı’

18 dakikada okunur

Özcan Ünlü

Vefatının 25’inci yılında andığımız Kemalettin Tuğcu, Türkiye’ye ‘okumayı sevdiren yazar’dır desek yanlış olmaz. Onun için yazmak, yaşayamadığı çocukluğuna sarılmaktır, olmayan arkadaşlarıyla muhabbettir: “Benim yazı hayatına başlamamın nedeni yalnızlık, sakatlık, çocukluk ve gençliğimi yaşayamamış olmamdır. Yalnızlık ve arkadaşsızlık bana öyle bir melankoli verdi, öyle hayal gücüne sahip oldum ki bütün o hayatı, çocukluğu ve gençliği yazarak yaşadım. Yazı yazdığım sürece yaşıyorum, eğleniyorum. Yaşama gücü verdi bana yazmak. Yazarken yazdığım hayatı yaşayıp avunuyorum.”

Türk edebiyatı bugün, popüler yazarların ‘piyasa’ yaptığı bir rekabet alanına dönmüş durumda. Büyük yayınevleri, büyük holdingler, büyük vakıflar veya dernekler birbiri ardınca ‘en çok’ satacak kitap, ‘en çok satacak’ yazar avına düşmüş durumda. Bu, kapitalist sistemin getirdiği bir zorunluluk olarak kabul edilebilir. Fakat ortada şayet bir eser yoksa basılan, çok satan herhangi bir kitabın edebiyat tarihi açısından da bir değeri kalmıyor.Şuraya gelmek istiyorum:
Çok uzağa gitmeye gerek yok. Ülkemizin son yarım asrına bakıldığında, siyah beyaz televizyon, siyah beyaz fotoroman ve hatta radyo günlerine rağmen kitapları 7’den 77’ye hemen herkesin elinin altında bulunan birkaç yazarımızı kaydetmiştir edebiyat tarihimiz. Fakat buna rağmen bu isimler bugün ne yazık ki ‘yok’ hükmündedir. Bu isimlerin başında Kerime Nadir, Muazzez Tahsin Berkant ve hiç şüphesiz Kemalettin Tuğcu gelmektedir. 70’li yılların sinema endüstrisi ve sonrasında televizyonlar tarafından keşfedilen -sömürülen- özellikle bu üç isim hakkında bugüne dek derli toplu bir çalışma yapılmamış olması çok üzücüdür.
Bu yıl vefatının 25’inci yılında (27 Aralık 1902-18 Ekim 1996) yılında Çengelköy’deki kabri başında yad edeceğimiz şair ve yazar Kemalettin Tuğcu, belki birkaç neslin çocukluğuna mutlaka dokunmuş olan bir yazardır.
Kuklacı, Ana Kucağı, Baba Evi, Gece Kuşları, Boş Beşik, Bu Çocuk Kimin gibi yaklaşık 300 esere -yanlış okumadınız- imza atmış olan Tuğcu, kendi trajedisinden de beslenen eserler yazdığı için bu kadar sahici oldu ve bu denli benimsendi.
Dönüşümün yazarı
İlk dönemlerinde şiir de yazmıştır ve hatta şiirleri bir kitapta toplanmıştır ama onun gücü yazdığı hikayelerdedir. Çoğu zaman metinlerindeki ağır trajedi ve dram örgüsü sebebiyle eleştirilmiş olsa da, günün sosyolojisi ve hatta bugünün gerçekleriyle baktığımızda, hep bir “iyilik” kovaladığı gözlemlenen Kemalettin Tuğcu’yu kendi hayatının beslediğini görebiliriz.
İstanbulludur. Engellidir. Ayaklarındaki özrü sebebiyle uzun bir süre eğitim alamamıştır hatta kendi kendisini yetiştirmiştir diyebiliriz. Hayatındaki bu boşluğu yazarak ve okuyarak doldurmak istemiş 13 yaşından itibaren yazmıştır. Melodrama yakın, acıklı hikayeler kaleme alan Tuğcu’nun ilk profesyonel işi, 1928 yılında çalışmaya başladığı Türkiye Yayınevi’ndeki editörlüktür. Burada çalışmaya başlaması hayatının akışını da değiştirmiştir. İlk romanını 1936 yılında, 34 yaşında yayımlayan yazar, engeline rağmen sokak ve toplum hayatına ilişkin değişimi ve dönüşümü başarılılı biçimde gözlemlemiştir. Köyden kendi göçün getirdiği yabancılaşma, trajedi, ekonomik sıkıntılar ve sosyal problemleri karakterlerine giydirerek bir anlamda dönem sosyolojisi yazmayı başarmıştır. Kendi çocukluğunun geçtiği bahçeli ahşap evler yıkılmaya başlamış, göçün getirdiği yerleşim ihtiyacının beton binalara dönüşmesi, sokak kültürüne taşranın baskın etkisi vb. Yazarın çocukluğunun geçtiği konak ve hayatının büyük bölümünü yaşadığı Çengelköy, iki ayağı içe dönük olarak engelli doğmasının hayatına yansımaları -ki bu durumu birçok söyleşisinde dile getirir-, 31 Mart Olayı, 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Mütareke yılları, İstanbul yangınları, dergilerde yazmaya başlaması, çalıştığı işler gibi birçok sosyal, siyasi, kişisel gözlemler de onun melzemesidir.
Bütün bu meseleleri eserlerinde işleyen Kemalettin Tuğcu’nun romanları kısa metinlerdir. Ölçü olarak neredeyse uzun hikaye bile sayılabilir.
Çocukların kıymetlisi
1960’lı yılların keskin dönüşümünü başarıyla işlediği romanları elden ele dolaşan, bilhassa çocuklar tarafından büyük bir beğeniyle okunan yazar, Türk sinemasının ilk çocuk karakteri olan “Ayşecik” filminin de senaryosunu kaleme almıştır. “Baba Evi” romanı televizyon dizisi olarak çekilmiştir. “Üvey Baba”, “Küçük Besleme”, “Mercan Kolye”, “Babamın Günahı”, “Altın Saçlı Kız” romanları sinemaya uyarlanan Tuğcu’nun özellikle “Üvey Baba”, “Küçük Besleme” ve “Mercan Kolye” kısa romanları uzun soluklu ve çok ilgi çeken televizyon dizisi olarak yayımlanmıştır.
Çocukluk yıllarını Anadolu’da yaşayanlar kadar kentli ‘okur-yazar’ların da mutlaka birçok kitabını okuduğu, hakkında fikir sahibi olduğu Tuğcu ile her karşılaşma, uzun yıllar görüşülmemiş bir dostla kavuşmak gibidir. Böylesine tanıdık ve samimidir.
Uzun yıllar Kemalettin Tuğcu’nun yanında bulunmuş, onu en iyi tanıyan/anlayan isimlerden biri olan Mustafa Ruhi Şirin, Tuğcu’nun kıymeti bilinmemiş bir yazar olduğunu belirtir ve “Ona çok büyük haksızlık edildi. Bilerek unutturulmaya çalışıldı.” der.
Tuğcu, yazmaya neden ve nasıl başladığını yazarın kendi kaleminden okuyoruz:
“Benim yazı hayatına girmeme neden olan yalnızlık, sakatlık, çocukluk gibi gençlik hayatını da yaşayamamamdır. Herkes okur, sınıflar geçer, meslekler tutarken ben Çengelköy’ün tepesinde, Vahdettin’in sarayına bitişik olan bahçenin içindeki köşkte annemle yalnız kalırdım.”‘Yazarak iyileşiyorum’
Yazmak, Tuğcu için bir terapidir. Yalnızlık ve yoksunluk duygusuyla baş etmenin bir yoludur: “Mahrumiyet beni ağlatırdı. Benim kadar ağlayan genç pek azdır sanırım. Ağladığımı sezen annem hemen bana bir defter aldırırdı. Yüz, iki yüz sahifelik deftere kurşun kalemle roman yazardım.”
Tuğcu’ya edebiyat otoritelerince en çok eleştiri de zaten kurgu zayıflığından ve melankolik konu seçimlerinin çok yönlü olmayışından dolayı yapılır. Oysa Tuğcu zaten kendisinin bir edebiyatçı veya iyi bir roman yazarı olmadığının farkındadır. Onun için yazmak, iyileştirici bir eylemdir. Aslında en çok kendisi için yazar. Bu konuda şunu dile getirir:
“… Benim yazılarımı okumaktan zevk alıyor ve bana nasıl biteceğini soruyordu. Ben biliyor muydum ki? Edebiyatçılar, romancılar bir eser meydana getirecekleri zaman mevzuunu bilir, planını yapar, romanın gidişi için bir rota çizer. Bölümlerini bilir ve kime ne söyleteceklerini önceden tasarlarlar. Ben bunları hiçbir zaman yapmadım. Çünkü ben edebiyatçı olmadığım gibi romancı da değildim. Ben ancak yazı yazma hastasıydım…”
Edebiyat araştırmacısı Prof. Dr. İnci Enginün’ün de söylediği gibi, Kemalettin Tuğcu, çok uzun yıllar ucuz, kötü kâğıtlara basılmış kitaplarla çocukların dünyasını genişletmeye, onları hayal kurmaya, fakir arkadaşlarına karşı anlayışlı olmaya alıştıran kitaplar yazar. Fakat özellikle 70’lerden sonra devir değişir. Çocuklara merhametli olmayı öğretmek, yardımsever olmayı telkin etmek zararlı bile görülmeye başlanır. Oysa Tuğcu, yazdıklarıyla çocukların duygularını eğiten bir yazardır ve bu yönüyle yeni düzende yeri yok sayılır. Dr. Tacettin Şimşek ise, Kemalettin Tuğcu’nun romanlarından en çok iz bırakan 10 çocuk başkahramanı incelemiş, bunları “Kemalettin Tuğcu’nun Çocukları” başlığıyla anlatmıştır. Tuğcu’nun çocukları hep sorumluluklarının bilincindedir. Küçük yaşta kendilerine iş bulabilir, kurabilir, çalışma hayatına atılabilirler. Hayatın içinde pişerek yetişirler ve bu sayede elde ettikleri başarı ile mutlaka iyi bir noktaya ulaşırlar.
Çocuklara okumayı sevdiren bu güzel insanı hatırlamak ve eserlerini yeni nesillerle buluşturmak boynumuzun borcu olsa gerektir…

KEMALETTİN TUĞCU HAKKINDA KİM NE SÖYLEDİ?

“Kemalettin Tuğcu görevini yapmış bir insandır. Gerçekten de onun eserleri, çocuklara bir duygu eğitimi vermiştir.” İnci Enginün
“Kemalettin Tuğcu bizlere acı aşısı yapmıştır.” Gülten Dayıoğlu
“Kemalettin Tuğcu’nun eserlerine baktığımızda fevkâlade yoğun bir duyarlılık görüyoruz. Topluma dönüp baktığımız vakit, en çok acı çeken kitlenin yoksul kesim olduğunu gördüğümüz gibi. Bu ikisi zannediyoruz yoğun duyarlılık potansiyeliyle Kemalettin Tuğcu’yu o tarz mahallelere, o tarz insanlara itmiştir.” Selim İleri
“Hiç kimse Tuğcu romanlarının niçin bu kadar popüler olabildiğini araştırmıyor; kendilerinin beğenmediği şeylerin okuyucu kitlesi için de beğenilmemesi lazım geldiğini söylemekle yetiniyor.” Erol Güngör
“Kemalettin Tuğcu’nun sadece çocuklar için yazdığı 1955 sonrasında Türkiye’de bugünkü anlamıyla modern çocuk edebiyatı henüz gündeme gelmemişti. Tuğcu, çocuk kitaplarıyla çocuk sahnesine çıkar ve 1980’li yılların ortalarına kadar çocuklar tarafından en çok okunan yazar olma özelliğini sürdürür.” Mustafa Ruhi Şirin
“Kemalettin Tuğcu, eserlerinde, ötekileştirilen, toplumun dışına itilen ve yaşamsal daireleri sınırlandırılan bireylerin trajik yazgılarını sosyal gerçeklikler aracılığıyla dile getirir.” M. Fatih Kanter
“Tuğcu’yu çok ağladığı için eleştirenler de oldu. Üstelik zaman zaman onu ve dört yüzü aşkın kitabını yok sayacak kadar arttı bu eleştirilerin dozu. Edebi niteliğinin yüksek olmaması, tiplemelerindeki yüzeysellik ve şematizmi onun suçu değil ki, o edebiyat yapma kaygısı içinde değildi, hayatını yazıyordu. Kemalettin Tuğcu çocuk edebiyatımızın önemli kilometre taşlarından biridir.” Fatih Erdoğan
“Bugün onu, bana daha ilginç kılan yanı ise şehir hayatına, İstanbul hayatına gösterdiği sevgidir. Köprüaltı çocukları, yeraltı tünelleri, dilenci çeteleri, seyyar satıcılar, okul hayatı, şehrin karanlık köşeleri gibi şeyler. Kara Kitap’ı yazarken ondan bir şeyler öğrendiğimi şimdi sevgiyle düşünüyorum.” Orhan Pamuk
“Tuğcu kitapları başka hayatların meselelerini ortaya koyma üslubuyla gözleri ve gönülleri farklı bir açıdan görmeye açar.” Cihan Aktaş

SİNEMAYA UYARLANAN ESERLERİ

1960 Ayşecik
1961 Kolsuz Bebek
1964 Yüz Karası
1997 Baba Evi
1998 İki Arkadaş
1999 Küçük Besleme
2000 Hırsızın Oğlu
2000 Üvey Baba
2004 Canım Annem

Önceki Yazı

Padişah Portreleri Satışa Çıktı

Sonraki Yazı

Dünyaca Ünlü Sanatçı Maher Zain: “Camiyle Değişip Dönüştüm”

Son Yazılar