Yaşam Büyük Ortak Bir Hikâyedir

/
10 dakikada okunur

Rabia BULUT

Yıldız Ramazanoğlu yeni hikâye kitabı ‘Cam Kenarı’nda insanlar arasındaki sınırların belirsizliğini, griliğini anlatıyor. Arka kapağında ‘Yaşam kaç yüz parçaya bölünebilir?’ sorusunu yöneltiyor. Ben de kendi zihnime takılanları yazar Yıldız Ramazanoğlu’na yönelttim. Kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Cam Kenarı’nda hikâyeleri mülteciler ve mülteci olmayanlar olmak üzere iki başlıkta ayırıyorsunuz. Bu ayrım kitabın oluşum sürecinde mi ortaya çıktı?

Alejandro Gonzales Inarritu’nun Biutiful filmi ilham verdi. Rahmetli kardeşimiz Akif Emre ile birlikte izlemiştik küçük bir toplulukla. Mültecilere yardım etmeye çalışan bir adamın özel hayatındaki acılarını çıkmazlarını dile getiriyor. Hayatta tanımlanmış acılarla birlikte bir de görülmeyen gündelik acılar ve bu ince ihlallerle sessizce ölenler var. Aradaki sınırların kalkışına, büyük bir varoluş acısından koparıp yaşadığımız hayatlara dikkat çekmek istedim. Tanımların, sınırların ortadan kalktığı, ne yaşadığını insanın ancak kendisinin bildiği alana.

Hikâyelerinizde kahramanlarınıza yazarlık vasfıyla donatıyor ve onları bir çıkışa davet ediyorsunuz. Yazarlık var olan acılar, yaralar içerisinden bir çıkış mıdır?

Hikâye yazmak bilinen dünyada daraldığım bilinmeyen dünyalara inandığım için yaşam alanımı genişletiyor. Yazmayı seçtiğimi değil yazmanın bir kader olarak bana yazıldığını artık idrak ettiğim için, hayallerin gerçek, gerçeklerin akıl dışı olduğunu başka türlü anlayıp anlatamayacağım için yazmak önemli. Nereden geldiği belli olmayan, bir an terk etmeyen sızı, sadece yazarken biraz diner gibi oluyor. İletişim araçları çok güçlü ama işler daha da sarpa sardı, her şey muğlak ve berraklıktan uzak. Bilginin toplanması döneminden geçtik, ayıklanmasının atılmasının zaruri olduğu zamanlara geldik. Özgürleşirken bir yandan da ele geçirildik. Hikâye suçun masumiyetle, ışığın karanlıkla, göz önünde sanılanın görünmezlikle karıştığı yerde çıkıyor ortaya, bulanık alanlardan besleniyor oralara ışık düşürüyor. Bir örnek seslerin arzuların hedeflerin bastırdığı kastettiği iniltilere, fısıltılara kulak kabartan bir tür. Hiçbir somut hedefi olmadan, başöğretmenlik yapmadan sezdiren yanıyla, hâlâ küçük ama çok etkili aydınlanmaların yurdu. Üstelik hikâye henüz imkanlarını tüketmiş değil.

Daha paylaşımcı  bir dünya mümkün

“Acısı eski olan taza olana öncelik tanımalı, evet evet ölçü bu olmalı.” cümlesi geçiyor ilk hikâye olan Pinokya’dan Haber Var’da. Acılar insanlar arasındaki ortaklık mıdır?

Yaşam büyük ortak bir hikâyedir ve herkes kendi payına düşeni buradan koparıp yaşar. Acılar hem birbirine benzer hem de kişiye özel ve biriciktir. Dünya hayatı eksik yetersiz fani sonlu ve bu yüzden de elem verici. Bu ortaklık ve ölüm bilinci aramızdaki bütün farklılıkların üzerine çıkan ortak duygu. Dünyanın kimseye kalmayacağı bilinciyle acıları ortak laştırmak ve daha paylaşımcı eşitlikçi bir dünya kurmak mümkün.

Kitap boyunca kendi dışındakini anlama, fark etme ve dinleme üzerine hikâyeler okuyoruz. Her hikâyede ki anlama serüveni bize bir yerden tanıdık geliyor. Peki bu tanıdık duygular yaşam içerisinde nasıl kaybolup bizi kutuplaştırıyor?

Farklılıktan uzlaşma ve zenginlik çıkarmak daha kolay ve mümkün iken çatışma ihtilaf ve düşmanlık üretmeyi seçmemizin nedeni, kültürleşme sırasında insanlığa bir örnek gettoların dayatılması. Başkasının hakikatine eğilmek, hikâyesine, kendini anlatmasına, arzu ve beklentilerine kulak vermek daha olgunlaştırıcı ama kestirmeden “başka” diye etiketleyip dışarıda bırakmak kolayımıza gidiyor, konforlu geliyor. Yunus Emre’de kalkıyor sınırlar: “ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm.” Hepsi bu aslında.

Anlam arayışı ve huzursuzluk herkesi mülteci yapıyor

“Mülteciler” başlığı altında yer alan hikâyelerde öteki olarak konumlandırılanların yaşamlarına, hayatlarına ve hayallerine ses veriyorsunuz. Onları anlamak için bir fener tutuyorsunuz. “Mülteci Olmayanlar” başlığı altındaki hikâyelerde ise insanın başka bir taraftan öteki olma durumlarına değiniyorsunuz. Ben ve öteki arasındaki çizgi nereye kadardır?

İnsanlar tanımlanmamış fark edilmemiş kategorilerde de acılar çekiyor gündelik yaşam bazen kanlı bir arenaya dönüşebiliyor. Bu yüzden tanımlanmamış adı konmamış acılardan da insanların yaşamını hayat enerjisini kaybedebileceğine, sadece savaşlardan ve hastalıklardan ölünmediğine dikkat çekmek istedim.

“Cam Kenarı” ifadesi sizin için ne anlama gelmektedir?

Kitabın adı bir hikâyeden geliyordu, son ana kadar da Dünya Beyaz Bir Cüce idi. Son anda editörümü arayıp değiştirdim. Yeni çağ “kayıp insan”ı iyice belirginleştirdi. Değerler çözüldü ve yeni değerlerin oluşacağı bir şafakta gibiyiz. Anlam arayışı ve huzursuzluk herkesi mülteci yapıyor. Cam, kenar, seyir, iç, dış ve yeterince özne olamamaya dair imgeleri çağrıştıran bu ad geldi birden zihnime. Çok katmanlı çağrışımıyla kitaptaki hissiyatıma daha çok uydu sanki.

“Balkon” adlı hikâyede salgın sürecinde yaşanan duruma değiniyorsunuz. Salgında gözlemlediğiniz durumları, olayları anlatacağınız salgın odaklı hikâyelerin olduğu bir kitap yazma düşünceniz var mı?

Evet bir senedir günlük tutuyorum. İnanılmaz şeyler yaşadık insanlık büyük bir tecrübeden geçiyor ve edebiyata sanata şimdiden yansımaya başladı bile.

Son olarak masanızda bekleyen yeni bir çalışmanız var mıdır?

Birkaç çalışma var. Hepsinin notlarını alıyorum ön hazırlıklarını yapmaya çalışıyorum diyelim.

Önceki Yazı

‘Milli Dertler’in Romancısı

Sonraki Yazı

KİTAPLIK

Son Yazılar

Filistin İçin Bir Akademi

Filistin insanlığın tarihi kadar derin. Eriha şehrini ziyaretimiz sırasında en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu öğrenmiş