Yaşamak Zeki Demirkubuz sineması gibi dokunaklı mı? 

14 dakikada okunur

Litros Sanat’ta bu sayıda; Zeki Demirkubuz sineması ve “Hayat” filmi, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki “Emanet” sergisi, Pera Müzesi’ndeki “Ters Yüz Pera” sergisi, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki gerçekleşecek 6. İstanbul Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali ödül töreni ve gala gecesi var. Küçük Ayasofya’da her salı bir grup müzik sevdalısı gençlerin yaptığı meşk de bu sayıda bizimle. 

Türkiye’de en iyi yönetmen denilince akla gelen ilk üç isimden biri Zeki Demirkubuz. Beyoğlu Sineması’nda Janet Barış ve Ergin Ertan Zeki Demirkubuz sineması üzerine konuştu. Söyleşinin ardından Demirkubuz’un yeni filmi “Hayat” izlendi. Bizim kültürümüzde “emanet” önemli. Neyi, kime emanet ettiğimiz de önemli. Emanet kavramına sanatsal bir bakış açısı ile bakan Vuslat’ın “Emanet” sergisi Ebru Yetişkin küratörlüğünde Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde sanatseverlere kapılarını açtı. İstanbul’daki mevcut sanat kurumlarına ve kentsel çevrelerine bakışı irdeleyen “Ters Yüz Pera” sergisi de Pera Müzesi’nde. Atatürk Kültür Merkezi “15. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali” kapsamında “6.  İstanbul Uluslararası Bale Yarışması Ödül Töreni ve Gala Gecesi”ne hazırlanıyor. Bale camiasının önemli isimlerinin yer alacağı etkinlik 14 Haziran’da AKM’de sanatseverlerle buluşacak.  İş çıkışı soluklanmak isteyenlere müjde! Her salı Küçük Ayasofya’da bir grup müziğe tutkun genç meşk yapıyor. Sanat Ajandası yine dolu dolu…. 

Arabeskvari isyan: Zeki Demirkubuz sineması

Kültür sanat etkinliklerinin izini bir sürmeye gör… Sen takipte olmasan bile gelir, seni bulur. Ne demişler? Bulanlar arayanlardır. Zeki Demirkubuz hayranlığımı herkes bilir. Geçtiğimiz haftalarda Beşiktaş maçındaki videodan sonra Zeki Demirkubuz hayranlığım bir kez daha arttı. Ben de yönetmen olmak istiyorum! “Hikaye yazmak ve o hikayeyi seyirciye aktarmak istiyorum!” diye ortalarda dolaşıyordum. Bir de Zeki Demirkubuz’u yakından tanıyan bir abime de haber salıp, “abi n’olur Demirkubuz ile tanışalım, ölürsem gözlerim açık gider Demirkubuz ile tanışamazsam” diyerek haber salınca evrene enerjiyi göndermiş olduk! İstiklal’de cumartesi kahvemi içerken Beyoğlu Sineması’ndaki afişi gördüm. Janet Barış ve Ergin Ertan “Zeki Demirkubuz Sineması” üzerine söyleşeceklermiş. Söyleşinin ardından da Zeki Demirkubuz’un “Hayat” filmi izlenecekmiş. Haber ayağıma gelince; hemen kaydımı yaptırdım ve ücretsiz bir şekilde hem etkinliğe katıldım hem de filmi izledim. Beyoğlu Sinemasına bu etkinlik için teşekkür ediyorum. Janet Barış ve Ergin Ertan 90’lı yılların sonunda başlayan Zeki Demirkubuz sinemasını derli toplu bir şekilde anlattı. Zeki Demirkubuz sinemasına baktığınızda tekinsiz mekanlarla karşılaşıyorsunuz. Demirkubuz’un filmlerdeki tercihi hep gettolar ve varoşlar. Oyuncularında da daha az ünlü tercih ederek mekandaki tekinsizliği oyunculara da yansıtıyor. Ayrıca Demirkubuz’un sinemasında bir detay var: o hep bağımlı aşkları, tutkulu ve saplantılı aşkları işliyor filmlerinde. Onun filmlerinde bir adam bir kadına aşık olduysa o aşktan ölse de dönmez. Biraz da ataerkil bir bakış açısı da var filmlerinde. Mahallemizin abisinin o gelenekçi tavırlarını her filminde hissedersiniz…. Ama biz hep Zekiciyiz, tüm arabeskler, kavuşulamayan tutkulu aşklar Zeki Demirkubuz’un filmlerinde bize eşlik etsin.  

Emanete sinematografik bakış 

Vuslat’ın “Emanet” başlıklı sergisi, Ebru Yetişkin küratörlüğünde, 22 Mayıs-30 Haziran tarihleri arasında MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatseverler ile buluşacak. Emanet kelimesinin ruhunu, manasını vurgulayan sergide Vuslat’ın eserlerinin yanı sıra birçok sanatçının da eserleri bulunuyor. Sergideki en etnografik eser ise sanatçı Pelda Aytaş ve Vuslat’ın beraber çalıştığı “Kucaklaşma” isimli eser. Eserde “Emanet” kelimesinin 9 ayrı dilde paylaşılan anlamları yer alıyor. Aramice, Süryanice, İbranice, Arapça, Türkçe karşılıkları yer alıyor eserde. Geçtiğimiz yıl Baksı Müzesi’nde izleyici karşısına çıkan “Emanet” sergisi, bu kez “sinematografik düşünebilmeye açılan bir çoksesli hafıza kaydı ve bir anlatı peyzajı olarak yeniden kurgulanıyor. Düşüncenin kristalleşmesi olarak karşılaştığımız Vuslat’ın her bir eseri, beş kubbenin altına bir hafıza sekansı olarak konumlanıyor. Kelimelerin sanata dönüştüğü bu sergiyi Tophane-i Amire’de ziyaret etmeyi unutmayın. Son tarih 30 Haziran. 

Sanata ters bakiş: Ters Yüz Pera 

Yine Pera Müzesi ve yine harika bir sergi haberi. Pera Müzesi, Bauhaus Üniversitesi Weimar’dan Prof. Mona Mahall ve Yelta Köm yürütücülüğünde Bremen Sanat Üniversitesi’nden Prof. Aslı Serbest’in katkıları ile “Ters Yüz Pera” sergisini gerçekleştiriyor. Sergi yüksek kültür ve popüler kültürü harmanlayarak İstanbul’daki sanat kurumlarına ilişkin karşılaştırıcı bir bakış açısı kazandırıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndaki iki resimden yola çıkan sergi, küresel kapitalist ilişkileri ve yerelleşmiş kültürel pratikleri araştırıyor. Ayrıca, mimarinin, kurumların kentsel çevreleriyle ilişkilerinde hem kurucu hem de açığa çıkarıcı bir rol oynayarak bu kurumların belirli bir yer ve zamanda nasıl aracılık ettiğini ve işlediğini inceliyor.Ters Yüz PƎRⱯ”  “Küreseller”, “Basamaklar” ve “Spekülasyonlar” başlıklı üç bölümden oluşuyor. “Küreseller” bölümünde, ışıklı tabelaların, havuzların, Guzmanya bitkisinin ve deterjan kokularının adaptasyonları küresel kenti bir harabe olarak taklit ve teşhir ederken, Pera Müzesi’nin Art Deco kafesinden ödünç alınan avize de kurumun cazibeli kırılganlığını vurguluyor. “Basamaklar”, dünyayı, ya da bu bağlamda Pera bölgesinin merdiven ve rampalarla dolu kompleks ve parçalı kentsel topografyasını temsil etmenin imkansızlığıyla oluşan travmayı ele alıyor. Bu basamaklar, özellikle Bauhaus modernizminin ve genel olarak Batılılaşmış bir modernitenin (doğrusal ilerleme kavramları, ulus-devlet, fiziksel ve metafiziksel sınırların katı siyaseti ile) yaygınlaştırdığı evrenselci biçim ve norm hayalini absürt hale getiriyor. “Spekülasyonlar” ise süregelen eşitsizlikleri ve şiddeti farklı bir şekilde harekete geçirerek gitgide soyutlaşan ve globalleşen küresel ekonomik, politik ve estetik spekülasyon ve değerlendirme süreçlerini yorumluyor. Sergide ayrıca İstanbul, Tahran, Hong Kong, Osaka, Berlin, Weimar, Berlin gibi kentlerden sanatçıların çalışmaları da var. Sergi 18 Ağustos 2024’e kadar görülebilecek. 

Ödül töreni AKM’de

Atatürk Kültür Merkezi, o kadar iyi işlere imza atıyor ki biz takip ederken bazen kaçırabiliyoruz. Sanat Ajandası’nda yine harika bir AKM etkinliğinin haberini veriyoruz.  15. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında “6. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması Ödül Töreni ve Gala Gecesi” 14 Haziran 2024, saat 20.00’de AKM’de düzenlenecek. Birbirinden ünlü bale sanatçılarının yer alacağı gecede adeta yıldızlar geçidi yaşanacak. Astana Operası Baş Dansçısı Baktiyar Adamzhan, Ankara Devlet Opera ve Balesi Baş Dansçısı Sultan Erol, Uluslararası Konuk Sanatçı Melih Mertel, LesGrands Ballet Canadiens Baş Dansçısı Maude Sabourin, Berlin Devlet Balesi Baş Dansçıları Iana Salenko ve Marian Walter çok özel performansları ile sahnede olacak.

Bir grup genç güzel işler yapıyor! 

Amatör ruhu çok seviyorum. Amatör ruh nedir? İşini iyi yapanların, büyük bir aşkla iyi işler yapmak için oluşturduğu sivil alandır. Amatör ruhun bendeki tanımı bu şekilde. İşte tam bu tanıma uygun harika bir ekipten bahsedeceğim size. Bir ekip düşünün içlerinde mimar, deri ustası, kültür çalışmaları öğrencisi, mühendisi, ilahiyatçısı var. Onları bir araya getiren şey ise müziğe olan tutkuları. Kendilerine öyle güzel bir alan açmışlar ki, sivil alanın devrimcileri diyorum onlara. Küçük Ayasofya’da her salı akşam namazından önce yatsı namazına kadar meşk yapıyorlar. Küçük Ayasofya’nın tarihi ve harika bahçesinden semaya Allah sesleri yükseliyor. Bu harika ortamı bir gün deneyimleyin. İstanbul böyle bir şehir, her köşesinde sanat var. Almak isteyene, arayana kendini açıyor sadece. Bulabilene ne mutlu! 

Önceki Yazı

Hatırı gözetmenin kitabı

Sonraki Yazı

Sinema bir sorumluluk mudur? 

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham