Yaz sıcaklarının okurlara yaptığı fenalıklar

5 dakikada okunur

Yaz mevsiminin her insan için ayrı bir keşmekeşi var. Kimi sıcakları sevmez, haliyle evinden çıkmaz. Kimi yanıp kavrulmaya meraklıdır, plajdan ayrılmaz. Kimi birkaç gün tatil yapmak için bir yıl çalıştığını unutur da tatili boyunca dur durak bilmez. Oradan oraya gidenler, cep telefonuyla gittiği her yerden canlı yayın yapanlar, yediğini içtiğini kamuoyuyla paylaşanlar, “meraklı” gözlere her anını sunanlar. Peki okurlardan ne haber? Pek çok okur yaz tatiline çıkarken okuma planlamasını yapar. Tatil fikrinden uzak duranların da bir planı vardır: kışın ne yaptıysa devam etmek. Ama sıcaklar, ah şu sıcaklar, iki üç sayfada bir gelen rehavet, nem, ter, uyku, biraz daha uyku…

Tıpkı kilosuna dikkat etmeye çalışanların yaptığı gibi okurların da bir reçetesi olmalı yaza girerken. Okumak bir sazla ya da yabancı dille kurulan ünsiyet gibidir. Siz onu bırakırsanız o sizi bırakmaya zaten hazırdır. Bir yalpalama, bir tökezleme ve derken ne okuyacağını bilememe ve biraz oradan, biraz şuradan okuyup günü kurtarma. Plan şart çünkü ne okuyacağını bilmek ve hatta ona hazırlanmak kadar güzeli yok. Elbette sürprizlere de açıktır okur. Bir arkadaş tavsiyesiyle ya da yeni kitap haberiyle plan değişebilir, eklemeler veya çıkarmalar olabilir, olmalıdır. Okumanın da tadı tuzu budur aslında.

Her ne kadar haziran, temmuz, ağustos aylarına dair planımı ilkbaharın başında yapsam da sürprizlere açık bir okurum. Ancak disiplinin şiddetini artırma ve hesabından caymama konusunda daha sıkı bir yaz geçiriyorum. Peki neler okuyorum yahut neler okuyabiliriz?

Johann Hari, Çalınan Dikkat. Bizim anı yaşama, anda kalma, zamanın farkında olma gibi meseleleri konuşabilmemiz, hatta yaşayabilmemiz için evvela dikkatimize sahip çıkmamız gerekiyor. Dikkatimizi nasıl kendi rızamızla kaybettik, bunu bilmemiz gerekiyor. Ne Twitter’ı bitiyor ne Threads’i. Bunlara kimse bize zorla üye yapmıyor. Önümüze bol soslu hazır yemeklerin gelmesini isteyen de biziz. Hepsi dikkatimizi çalıyor ve hepsi bizim yüzümüzden. O halde okuyup bir şeyler yapmalı, öyle değil mi?

Seneca, Ahlak Mektupları. Tıpkı Marcus Aurelius’un Düşünceler’i gibi belirli yaşlarda yeniden okunmalı. Pek çok şey zaten yazılmış, söylenmiş asırlar önce. Huzurlu, anlamlı bir hayat adına. Ne kadarı yaşanabilir muamma ama insana çok şey katıyor bu kitaplar. Derini görme mesela. Her şeyin ve insanın gelip geçiciliğini.

Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr. Artık lütfen ve lütfen, Facebook ve Instagram paylaşımlarıyla bilmeyelim bu mürşit kitapları. Yetinmeyelim bilgi akışıyla. Kendimiz bilgiye yürüyelim. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ne demiş, ne anlatmış kendimiz bilelim ve giderek kendimiz bilelim. Hangi tercümeden okunmalı sorusu çok sorulduğundan hemen söyleyeyim: Şefik Can, Ötüken Neşriyat.

Kitaplara dair kitaplar, okumanın derinliğine dair okumalar yapmak da pek lezizdir. Hemen birkaç öneri: Halil Solak – Kitap Sevenler Cemiyeti, Galip Çağ – Nasıl Okumalıyız, Daniel Pennac – Roman Gibi, Alberto Manguel – Okumanın Tarihi, Ahmed el-Shamsy – İslâm Klasiklerini Yeniden Keşfetmek.

Yaz sıcağının okura fenalık yapmaması, her okunan sayfayla yeni ferahlıklar gelmesi dileğiyle…

Önceki Yazı

Yazarın ağrısı dünyanın ağrısıdır

Sonraki Yazı

Romanın ruhuyla hareket ettik

Son Yazılar

Yapay Sherlock Holmes

IQ’sunun 190 olduğu tahmin edilen Sherlock Holmes şimdiye kadar yazılmış en zeki karakterlerden biridir. Yazar Sir

Doğu’da masalsı aşklar bitmez

Gazeteci Yazar Samet Doğan’ın üçüncü romanı “Beni Yemen’de İtalyana Benzetirler” Ketebe Yayınları’ndan çıktı. İçinde aşkı, arkadaşlığı