Yazmak, Konuşmak

7 dakikada okunur

Fransız filozof Alain, Edebiyat Üzerine Söyleşiler[1] adlı kitabında “Düşünmek için en iyi yol, yazmaktır; konuşma, düşünce işine tamamiyle aykırıdır” diyor; karmaşık düşüncelere çeki düzen vermenin, onları bir bütünlük içinde toplamanın en iyi yolu olarak yazma faaliyetini görüyor. Düşünce, her türlü zihnî faaliyetin adı olarak bu cümlede yeterli bir karşılık gibi görünmüyor. Alain’in kastettiği entelektüel bir zihin faaliyeti olmalıdır; buna yine tefekkür demek yerinde olacak. Düşünme çok genel bir zihin faaliyetiyken tefekkür öğrenme, fikir yürütme, eleştirme faaliyetlerinin tümünü kapsamalıdır, yani ağır bir entelektüel faaliyettir. İşte, yazma eylemi tefekkürün hem aracı hem sonucu gibi görünüyor.

Eski kültürümüzün yazmak konusunda verimsiz olduğu söylenemez. Bunun delili kütüphaneler dolusu kitaptır. Hatta yazı yazmak sevaplı bir iştir eski kültürümüzde. Bilhassa üç aylar girdiğinde yazma faaliyeti iyice yoğunlaşırdı. Yazmaların sonundaki istinsah kayıtlarına dikkat edilecek olursa bunların pek çoğunun üç aylar içinde istinsah edildiği görülür. Her ne kadar bu sevap kazandıran yazma faaliyetinin bir düşünce faaliyetiyle at başı gittiği, yani istinsahtan çok telife dayandığı pek söylenemezse de canlı bir yazma faaliyetinin olduğu da inkâr edilemez.

Yazma fiilinin sonucuna dair önemli bir örnek Evliya Çelebi’dir. Kendi yüzyılındaki yüzlerce örnek gibi bütün yaşama tecrübesini sözle aktarmakla yetinseydi ne Evliya Çelebi kalırdı günümüze ne de onun bize aktardığı muhteşem birikimden haberimiz olurdu. Gördüğü meşhur rüyada Sa’d bin Vakkas’ın, ertesi günü rüyâsını yorumlayan Kasımpaşa Mevlevihanesi şeyhinin ve sonra babasının yaşadıklarını ve gördükleri yazma tavsiyesi klasik dönem Osmanlı kültüründe yazma faaliyetinin önemini gösterir.

Son bir kaç yüzyılda yazma faaliyetinin telif sahasından çok istinsah sahasına inhisar etmesinin sebebi ne olabilir diye zaman zaman düşünmüşümdür. Bir eser telif etmek için ne gerekir? Araştırmak, incelemek, düşünmek… Bunlar telifin esas kaynaklarıdır. Araştırma-inceleme faaliyeti olmayan, yani ilmî faaliyeti olmayan bir topluluğun insanlık mirasına telif eserle katılması pek beklenemez. Bilhassa son zamanlarında nakilcilikten ileri gidemeyen, haşiye üstüne haşiye yazmaktan başka bir ilmî faaliyeti olmayan bir ilmiye sınıfının orijinal eser telif edememesi en tabii bir neticedir. Bu ilmiye sınıfı mensupları ilmin satırda değil sadırda olduğunu iddia etmişlerdir. Yani ilim bir kitabın satırları arasında yazılı olarak bulunmaz, ancak âlimin kafasının içindedir. Ne var ki, eslaf vaktiyle sadırlarındaki ilmi satırlara aktarmasaydı, nakilciliğe temel teşkil edecek, üzerine haşiye veya şerh yazılacak orijinal eser bile bulunamazdı. İlmin satırda değil sadırda olacağı görüşünü bir yaşama biçimi haline getiren ilim adamının kafasının içindeki ilmi hiç bir şöyle ölçemez, tenkid edemez, çoğu zaman da faydalanamazsınız. Bizde hakikaten ilim sahibi pek çok âlim, işte bu sadırdakini satıra geçirememe tembelliği yüzünden bildikleriyle birlikte göçüp gitmişler; sadırlar toprak olmuş, bilgiler uçup gitmiştir. el-Abdu fani, el-hattu bâki.

Konuşmayı yazmaktan daha çok seven bir milletiz: Sıra sohbetleri, oda sohbetleri, Hüseyin Baykara sohbetleri, can sohbetleri, helva sohbetleri hep bizim.  Kur’an’ın insanlığa inen ilk ayeti “Oku!”; ama biz sanki  “Konuş!” denilmiş gibi, okuma-yazma faaliyetinden uzak düşmüşüz. Pek çok edebi türün bizde olmamasının sebebi kültürümüzün konuşma ağırlıklı bir iletişim sistemi üzerine kurulu olmasıdır. Dereden tepeden konuşurken, laf lafı açarken saatler, aylar, yıllar, asırlar geçiyor; geride kalan koca bir kültürsüzlük, esersizlik ve kaybolmuş bir ilim geleneği…

Konuşmaya, sohbete karşı çıkıp onu yermek mi gerekir. Elbette ki hayır. Konuşmanın, sohbetin arkasında kültürel ve ilmi bir birikim varsa, yani sohbet aslında okuma, araştırma ve düşünmeyle gelişen bir iç dünyayı dışarıya aksettiriyorsa, bu dinleyenler için çok faydalı, ufuk açıcı bir kültürel faaliyet olur. Yoksa lafla peynir gemisi yürütmek kolay, hatta adamına göre zevkli, ama boş bir iştir.


[1] Alain, Edebiyat Üzerine Söyleşiler, çev. Asım Bezirci, Yazko, İstanbul 1981.

Önceki Yazı

Van Gogh Artık Çevrimiçi

Sonraki Yazı

Türk Müziği Dünyaya Arp ile Taşınacak

Son Yazılar

Çölde Doğan Şiir

Kalıntıları bugün de hayatiyetini sürdüren İttihat ve Terakki’nin tek bir hedefi vardı: Ne olursa olsun, Abdülhamid