Yeşilçam özlemimiz bir gün biter mi? 

20 dakikada okunur

Filmlerin izleyici ile buluşma serüveni hep dikkatimi çekmiştir. Teknolojinin hayatımıza girmesiyle bu süreç tıpkı diğer tüm sosyal alanlarımızda olduğu gibi filmlere ulaşma sürecimizi de değiştirdi. Evet belki bir şeyler kolaylaştı, alışkanlıklarımız değişti. “Bir tık kadar uzağınızda” ifadesi hayatımıza yerleşti ama bu iyi mi oldu tam emin değilim. Şöyle bir eskilere pencere açtığımda Yeşilçam sineması dönemlerini düşünmeye çalışıyorum. O dönemlerde yaşayan sinemaseverlerin filmlerle buluşabilmesi için  beyaz perdeye gidebilmesi için ne kadar da kısıtlı adımlar vardı. Filmler dağıtımcılar ile belli başlı noktalara gider ve oradan da çevre illerin salonlarına nakledilirdi. Belli başlı kodları vardı bu dağıtım ağının. Örneğin bir film Adana dağıtımında tuttuysa bu film her yerde tutardı. Bu yüzden film yapımcıları kadar sinema salonları sahipleri de bu süreci yakından takip ederdi. Oralarda izlenmiş beğenilmiş filmleri kendi salonlarında oynatabilmek için adeta yarışırlardı. Bizim bir filmi izleyip beğenme ihtimalimiz bir dağıtımcıyla belki bir yapımcıyla orta film zevkinde buluşmamıza bağlıydı. O kısıtlı imkana rağmen günümüzde sinemada Yeşilçam filmlerini izlemekten ve konuşmaktan vazgeçmiyoruz. Acaba biz Yeşilçam’ ı mı özlüyor muyuz? 

Yıllar önce sinema tarihinin kayıt tuşuna basıldı ve tüm bu süreci zihinlerimizde hala çekmeye devam ediyoruz. Mevcut gelinen dijital platformlar çağında çokta bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Bazı önemli festivallerde ödül alan filmlerin hangi platformda yayında olacağı en az salon kadar önemli bir dağıtım süreci teşkil ediyor. Eskiden kapısı sokağa açılan sinema salonları vardı, yerini avm salonlarına bırakan. Fakat ne olursa olsun izleyicinin filmle diyaloğu hiç değişmiyor. Bu değişen ve çeşitlenen dijital dünyada en popülerinden en yeni çıkışına kadar her platformda Yeşilçam esintisi görmek mümkün. Belki ayda milyon dolarlar harcanarak büyük bütçelerle yayına girmeyi bekleyen onca film varken Yeşilçam filmleri için ayrılan bir köşe hep var. Bazen buna nostalji köşesi diyoruz bazen ahde vefa ama hem izleyici gözünde hem platform tarafında geçerliliği kaybetmeyen bir konsept “Yeşilçam filmleri”. 

Bu var olan sinema evreninde Yeşilçam’ı hep geçmiş olarak anıyoruz. Çünkü biliyoruz ki o geçmiş bir daha gelmeyecek. Her ay Ramazan ayını dolu dolu yaşasakta biz hep eski Ramazanları özleyeceğiz. Her sene köyümüze gitsekte biz hep çocukluğumuzdaki köyü özleyeceğiz. Bu yüzden eski demek bana unutulmuş hissi yerine daha çok özlem hissini yaşatıyor. Biz ne olursa olsun Yeşilçam’ı çok özlüyoruz. Biz eskiyi tozlanmış raflardaki naftalin kokulu bize ait her şeyi çok seviyor ve özlüyoruz. 

Bu sayıda yazdığım bazı filmler sinemanın yeni akımları olarak anılan eserler. Eskiyi özlerken yeniden uzak kalmadığımız bir yazı sizleri bekliyor. Romen yeni dalgası, Fransız yeni dalgası ya da Yunan tuhaf dalgası gibi akımların varlığı dünya sinemasına gelse de ülkemiz için böyle bir söylem ne yazık ki yok. Bu yüzden bu dağıtım sürecinin aksine post Yeşilçam ya da Yeşilçam yeni dalga sineması hakkında neler söyleyebiliriz? Türkiye sineması için böyle bir adım mümkün mü? Bir kaç sinema eleştirmeninin ortaya koyduğu fikirlerle oluşan Fransız yeni dalgasına karşılık Türkiye sineması için bu adım kim tarafından ve nasıl atılmalı? Bu yazıyı sorular ile bitirip cevapları sizin düşünce dünyanıza bırakıyor ve iyi seyirler diliyorum. 

BLUTV 

BOYALI KUŞ 

Jerzy Kosinski’nin aynı isimli romanınından uyarlanan film Çek yönetmen Vaclav Marhoul ile beyaz perdeye uyarlayıp izleyiciyle buluşmuştu. Film İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıp geçtiği Doğu Avrupa’da açlığa, yokluğa ve istismara karşı yaşam mücadelesi veren bir çocuğu merkeze alıyor. Savaştan kaçan bir ailenin yaşlı bir koruyucu anneye bırakılan bir çocuğun zorunlu göçüyle savrulan bir çocuk bedeni. 35mm siyah beyaz çekilen filmin isminin Boyalı Kuş olması da hikayenin içinde saklı. Bir köylü yakaladığı kuşu boyayıp sürüsüne dönmesi için serbest bırakıyor; boyalı kuşu sürüdekiler didikleye didikleye telef ediyorlar. Dönem böyle; farklıysan başın büyük belada. Savaşın dehşetini ve doğanın dinginliğini siyah-beyaz bir estetikte buluşturan “Boyalı Kuş” Çekya’nın En İyi Uluslararası Film dalında Oscar adayıydı. BluTV’in yeni yayın listesinde olan film izleyicisini bekliyor. 

SOĞUK SAVAŞ 

Polonya yapımı filmler listesinde en sevdiklerimden: Paweł Pawlikowski imzalı “Soğuk Savaş” şimdi BluTV kataloğunda. Film İkinci Dünya Savaşı sonrası 1950’lerin Soğuk Savaş atmosferinde, birbirlerinden farklı mizaçlara sahip iki müzisyenin imkânsız aşk öyküsünü anlatıyor. İlk etapta bir savaş filmi gibi gözüksede polonya yapımı savaş filmlerinin genelinde olduğu gibi savaşın arkasında yatan bir duygusallık var. Savaşın imkansızlıkları arasında ayakta durmaya çalışan siyah beyaz aşk hikayesi Dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da Pawlikowski’ye En İyi Yönetmen Ödülü getiren “Soğuk Savaş” üç dalda Oscar’a aday gösterilmişti. Melankoli ve duygusallıkla savaşın çalkantalı dünyasında var olmaya çalıştığı aşk hikayesi şimdi BluTV’de.

NETFLİX 

FORD V FERRARI 

1966 yılında geçen ve 24 saat süren Le Mans yarışlarını konu alan “Ford v Ferrari” bugüne kadar izlediğimiz yarış filmlerinden farklı bir yerde. Henry Ford II, Ferrari’yi yarışlarda yenmek için eski yarışçı Carroll Shelby’den Ford için bir yarış arabası yapmasını ister. Ford bünyesinde bir araya gelen otomobil tasarımcısı Carroll Shelby ile sürücü Ken Miles’ın yaşadıklarının anlatıldığı film gerçek bir hikayeye dayanan filmlerden. Matt Damon ve Christian Bale’in başrollerde yer aldığı Ford v Ferrari iki dalda Oscar sahibi. 2019 yapımı film şimdi Neflix’te… 

JUNO 

İstemediği halde ve çocuk yaşta hamile kalan Juno, yaşayacağı sorunların daha fazla büyümemesi için, bebeği doğurduktan sonra evlatlık vermeye karar verir. Tüm bu hamilelik sürecinde yaşadıklarıyla kendini yeniden tanır ve evlatlık vereceği aileyi seçmek ister. Film bu andan itibaren Juno’nun aileleri tanıma süreci ve her iki tarafında hazır olup olmadıklarını izleyeceğimiz bir sürece davet eder izleyici. Yönetmenliğini Jason Reitman’ın, ortak yapımcılığını John Malkovich’in üstlendiği “Juno”nun oyuncu kadrosunda Elliot Page, Michael Cera ve Jennifer Garner gibi isimler yer alıyor. 2007 yapımı film En İyi Özgün Senaryo Oscar’ını kazanarak katıldığı pek çok festivalden çok sayıda ödülle döndü. Juno şimdi Netflix’te… 

MUBİ 

DÜET 

Mısra ile Defne, senkronize yüzme sporu sayesinde tanışmış, uzun yıllardır beraber mücadele veren iki yol arkadaşıdır. “Düet” kategorisinde 2020 Olimpiyatlarına gidebilmek için hazırlanırken türlü türlü sorunla yüzleşip, zorlu bir karar vermek zorunda kalırlar. Senkronize yüzme sporu sayesinde tanışan iki genç sporcuyu, hayatlarının önemli bir döneminde takip eden bu belgesel ile gençliğe, büyümeye ve hayata karşı mücadeleye dair bir hikayenin başrolleri oldular. Prömiyerini yaptığı Altın Portakal’dan Jüri Büyük Ödülü’yle dönen “Düet” İstanbul Film Festivali ve Documentarist’ten de çeşitli ödüller kazandı. İdil Akkuş ve Ekin İlkbağ imzalı 2022 yapımı “Düet” şimdi Mubi’de… 

ISLIKÇILAR 

Romanyalı bir polis olan Cristi, riskli bir soygun planına girişir. Mafyayla işbirliği yaparak bir iş adamını hapishaneden kaçırma görevi üstlenir. Bu görevde kimse birbirine güven duymadığı için kendi aralarında gizli bir iletişim dili kurarlar. Islıkla iletişime girdikleri bu gizli dili öğrenmek için Kanarya Adaları’na yaptığı yolculuk, bu işi başarmasının tek koşuludur. Yozlaşma, ihanet ve aldatmacalarla dolu bir labirentin içine düşer. Prömiyerini Cannes’da yapan “Islıkçılar”da başrolü Vlad Ivanov canlandırıyor. Romanya Yeni Dalgası’nın önde gelen yönetmenlerinden Corneliu Porumboiu imzalı 2019 yapımı “Islıkçılar” şimdi Mubi’de… 

BOŞLUĞA ATLAYIŞ 

Marco Bellocchio filmlerinden hazırlanan seçki bu ay Mubi’de gösterime girdi. “Geçmişin Aynası: Marco Bellocchio Filmleri” programı kapsamında seçilen filmlerden; 1980 yapımı “Boşluğa Atlayış” ruhsal sıkıntılar yaşayan ablası Martha tarafından büyütülen yargıç Mauro’nun, giderek şiddetlenen kıskançlığı ve ablasını bir saplantı hâline getirmesiyle yaşananları anlatıyor. Hikayenin genelinde iki kardeş arasında yıkılmaya meyilli bir bağ işlenirken yargı sisteminin iki yüzlülüğünü de olağan çıplaklığıyla şahit oluyoruz. Michel Piccoli ve Anouk Aimée gibi iki büyük Cannes ödüllü oyuncunun partnerliği şüphesiz filmi başka yere taşımış. Venedik’ten FIPRESCI ödülüyle dönen “Kendi Kanım”dan Cannes’da Onursal Altın Palmiye’ye layık bulunan “Marx Beklesin”e uzanan seçkide Bellocchio’nun “Palyaçolar”, “Bir Gül Uğruna” ve “Kavga” filmleri de yer alıyor.

PRİME VİDEO

ROAD HOUSE 

Henüz yayınlanmadan çekim hazırlıkları başlarken bile adından söz ettiren film nihayet Prime Video’da yayına girdi. Elbetteki filmlerin isimlerinden bahsettirme süreci her zaman olumlu olmuyor. Bazen bir reklam stratejisi olarak adından söz ettirmek filmin selameti için iyi olurken bazen de tıpkı bu filmde olduğu gibi fikir ayrılıklarına sebep olabiliyor. Filmin senaristi, 1989 da vizyona giren filmin ilk hali hakkında senaryosunun izinsiz kullanıldığı gerekçesiyle Amazon MGM Studios hakkında bir patent davası açtı. Filmin senaristi, mahkemeden filmin vizyona girmesini engellemesini talep etti. Amazon tarafında ise bu iddialar reddedilip dava sürecini devam ettirdikleri konusunda bir açıklama geldi. Filmin konusu da 80’lerin kült klasiğinin bu adrenalin dolu yeniden tasavvurunda bir UFC savaşçısının hikayesi. Jake Gyllenhaal’in canlandırdığı eski UFC savaşçısı Dalton, Florida Keys’teki bir karavanda fedai olarak işe girer. Beklentileri ile karşılaştıkları arasında dağlar kadar fark vardır. Cennet olarak tasvir ettiğin yerin cehennemden farksız olduğunu görür ve zorunlu olarak bu dünyayı keşfeder. ancak bu cennetin göründüğü gibi olmadığını keşfeder. Türkiye sıralamasında 1 numaraya oturan bu film meraklısını bekliyor. 

GÜVEN BANA 

Senarist ve yönetmen Selçuk Aydemir imzalı 2022 yapımı “Güven Bana” Prime Video izleme listesinde en çok izlenenlerde 4. sırada yer alıyor. Cihangir Ceyhan ve Ufuk Bayraktar’ın başrollerinde olduğu film iki kardeşin borçlarını ödemek için bir çıkış yol bulmaya çalışmalarını konu ediniyor. Tefeciye borçlu olan Özcan ve Sercan, borçlarını ödemek için alacakları oldukları dayılarının yanına gider. Kısmetsiz kardeşlerin başına gelenler onlar için pek hayırlı olmaz ve dayıları kalp krizi geçirerek ölür. Kendilerine başka yollar arayan Özcan ve Alper’i sürprizler bekler. Tefeciden aldıkları paranın sahte çıkması, sahte paradan kurtulmak için uğraşırken başlarına gelenler ve daha birçok aksilik peşlerini bırakmaz. Selçuk Aydemir imzalı şanssız iki kardeşin serüveninin komedi unsurlarıyla anlatan film vizyon tarihinde kaçıran izleyicisi için şimdi Prime Video’da yayında.

Önceki Yazı

İstanbul Film Festivali 17 Nisan’da başlıyor

Sonraki Yazı

Baharı kültür sanatla karşılıyoruz

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde