Yıkımın ve umudun görselliği 

18 dakikada okunur

En kısa ay en uzun acının miladı oldu bu yıl. Pandeminin yıpratıcı etkilerinden yeni yeni çıkıyorken hiç umulmadık daha beter bir travma üstümüze sirayet etti.  Şubat’ın 6’sı artık sadece soğuk bir kış günü değil. Tıpkı Ağustos’un 17’sinin bir yaz gününden ibaret olmaması gibi yıkıldığımız günün anısı olarak kalacak hafızamızda. Üst üste belki de tarihte olmayacak bir istisnayla iki depremi aynı coğrafyada yaşayarak 11 ilde bu yazıyı yazarken 43 bin 556 vatandaşımızı kaybettik. Gidenlerin acısının yanında kalanların yaşamına devam ettirmesinin önündeki fiziksel koşullar başlı başına zorlu ve uzun bir sürecin önümüzde durduğunu gösteriyor. Konut, kıyafet, gıda gibi temel dayanakların yanında bir robot olmayan insanın psikolojik olarak da varlığını diri tutması hem oldukça zor hem oldukça önemli artık.  Depremin çok geniş bir hatta yıkıcı bir etki yapmış olması önümüzde uzun zaman alacak bir normalleşme süreci olduğunu gösteriyor. Çadır kentlerden, konteynır bölgelerinden, yeni inşalardan, yeni kentlerde yeniden yaşama tutunmaya
mecbur kalacak yüzbinlerce insandan bahsediyoruz.

Bu kadar geniş bir sahada bu denli yıkıcı bir etkinin tarihte muadili bulmak kolay değil. Farklı coğrafyalarda sarsıcı depremler oluyor kuşkusuz, özellikle Uzakdoğu ülkeleri ve Şili’de büyük yıkımlar yaratan depremler söz konusu. Görsel sanatlar bu yıkımın ne kadarını hafızasına almış, bu tahrip edici etkinin insanlar ve kentler üzerindeki etkilerini nasıl anlatmış bu yazımda elimden geldiğince dünya sinemasında ve ülkemizde bu alanda yapılan üretimler üstünde durmak istiyorum. Bu yazı benim de depremden yaklaşık 20 gün sonra yazdığım ilk yazı olacak. 

Dünyada deprem belgeselleri

Ansızın ortaya çıkan depremlerin insan üzerindeki etkileri, kurtuluş hikayeleri, kentlerin yıkımı ve yeniden inşası gibi konulara odaklanabilen deprem belgesellerinin öne çıkan birkaç tanesi bu kısa ama unutulmaz yer olayının etkileri üstüne önemli bir hafıza oluşturuyor.


  • San Francisco Deprem ve Yangın: 18 Nisan 1906

13 dakikalık bu belgesel, deprem üstüne yapılmış ilk belgesel sayılabilir. 1906’daki 7,8 şiddetindeki San Francisco depremi ve ardından çıkan yangından ötürü 3000’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Deprem ve sonucunda oluşan büyük yangın, Amerika Birleşik Devletleri tarihinde meydana gelen en kötü doğal afet olarak kabul ediliyor. Belgesel bu afetin yarattığı tahribatı farklı caddelerden çekimlerle gösteren, arada açıklayıcı yazıların da olduğu dönemin ruhunu veren bir çalışmaydı. ABD’de önemli görsel ürünlerin bir araya getirildiği ABD Ulusal Kongre Kütüphanesi belgeseli listesine dahil etmiştir. Belgesel kongrenin Youtube hesabından izlenebilir.

https://www.youtube.com/watch?v=FOwWmt9NBM0


  • Üsküp 1963

1963 yılında Yugoslavya’ya bağlı Makedonya’nın başkenti Üsküp’te meydana gelen 6.1 şiddetindeki depremde resmi rakamlara göre 1070’ten fazla kişi hayatını kaybetmişti. Bu sarsıcı depreme uluslararası yardımlar yapılmış ve yıkıcı etkileri olan bu deprem üstüne Veljko Bulajić’in çektiği belgesel depremden birkaç gün sonra çekimlerin başladığı henüz kurtarma çalışmaları devam ederken yapılan çalışmaların anlatıldığı bir çalışmaydı. 1964’te Cannes Film Festivali’nde gösterilen belgesel, 37. Oscar Akademi Ödülleri’nde Yugoslavya’yı temsil etmişti. Böylece bir ülkeyi temsil eden ilk deprem belgeseli oldu. Bir ülkenin kendi ülkesinde yaşanan bir deprem belgeselini ülkesinin temsili için seçmesi az bulunur bir  sinema yaklaşımı örneği olarak sinema tarihinin istisna örneklerinden birini oluşturuyor. Belgeselin altyazısız hali bu linkten izlenebilir

https://www.youtube.com/watch?v=Kq0h10bgmgE


  • Bam 6.6

Türkiye gibi deprem kuşağında yer alan İran’da da çok sayıda deprem oluyor. Bunlardan en önemlilerinden biri 2003’te Bem şehrinde meydana gelen depremdi. 25.000’den fazla insanın hayatını kaybettiği depremde, 50.000 insan yaralanmış ve 100.000 insan evsiz kalmıştı. Bu yıkıcı sarsıntı üstüne uluslararası arenada karşılık bulan iki belgesel yapıldı. Biri  İranlı yönetmen Jahangir Golestan- Parast’ın yönettiği “Bam 6.6” belgeseliydi. Film, Amerikalı turist çift Tobb Dell’Oro ve Adele Freedman’ın depremde enkaz altında kalmaları üstünden depremin yıkıcı etkileri üstünde duruyor. Hem depremin etkileri hem de deprem sonrasındaki çabaların yansıdığı belgesel bu linkten izlenebilir:

https://www.youtube.com/watch?v=_2XuNIIOL2o


  • Bam’ın Sesleri 

2003 Bem depremi üstüne 2006 Hollanda yapımı uzun metraj bir belgesel de var. Belgesel, depremde yıkıntılar arasında kalan eski zaman fotoğraflarının izlerini sürüyor.

 

 

Depremin umuda yaslanan filmi  “Ve Yaşam Devam Ediyor”

Hollywood sinemasında felaket temalı deprem özelinde çok sayıda film var. Ancak dünya sinemasında Abbas Kiyarüstemi’nin filmi kadar depremden sonrasındaki yaşamın devamlılığına şiirsel bir üslupla bakabilen bir film yok.  Abbas Kiyarüstemi’nin “Ve Yaşam Devam Ediyor” (Zendegi va Digar Hich) (1992) filminde “Arkadaşımın Evi Nerede” filminin çekildiği Köker köyünün de içinde bulunduğu geniş bir bölgede meydana gelen depremden sonra oradaki yaşamın nasıl bir seyirde devam ettiğini resmeder. Filmde hayatın sürekliliğinden dem vuran yönetmen, karakterlerinin kendi doğallıklarıyla ve oldukça hayat dolu bir tablo içinde gösterir. Şehirden gelen adam ve oğlu köyde yaşayan ‘Arkadaşımın Evi Nerede’ filmindeki yaşlı adamla karşılaşıp onu arabalarına davet ettiklerinde oldukça felsefi bir sohbet de başlamış olur. Genel kanının aksine köyün kapalı yapısı içinde yaşayan yaşlı adam depremi ruhani, metafizik bir cezalandırma yöntemi olarak değil hayatın doğal bir parçası olarak yorumlar. Bunu oldukça doğal ve makul önermelerle sunar.

Kiyarüstemi, “Ve Yaşam Devam Ediyor”la  hayatın sürekliliği ve umut dolu olmanın önemini hatırlatır. Bunu, bu dönem çektiği filmlerin karakteristik özeliği olan gerçeklikle kurgunun iç içe geçtiği bir tabloyla sunar. Depremin hayatları yok ettiği, yaşayanların da evsiz kaldığı bir ortamda çocuklar futbol maçının skoruyla ilgileniyorlardır. Hayat, ne kadar zor koşullarda olursak olalım devam eden ve kendini yenileyen bir enerjiye sahip, Kiyarüstemi bunu oldukça başarılı ve mütevazı bir projeyle sinemaseverlere hatırlatıyor.

Türk sinemasının depremle imtihanı

Türkiye’de 20.yy’daki ilk büyük deprem olan 7.9 büyüklüğündeki 1939 Erzincan Depremi’nde yaklaşık 33 bin kişi hayatını kaybetmişti. Muş’un Varto ilçesinde 19 Ağustos 1966’da 6,9 büyüklüğündeki depremde de 2 bin 400’e yakın kişi hayatını kaybetmişti. 17 Ağustos 1999’daki 7,4 şiddetindeki Kocaeli Depremi’nde ise 17 bin 120 kişiye yakın kayıp söz konusuydu. Hal böyleyken sinemamız depremden hareketle senaryolarda bu gerçekliği ne kadar yansıttı? Kaç deprem odaklı filmimiz var? 


  • Yaşamak Haram Oldu (1966)

Remzi Cöntürk, 1966 yapımı “Yaşamak Haram Oldu”  filminde Varto’daki depreme odaklanır. Film “Varto Faciasını filme alırken bize yararlılıkları dokunan Hınıs ve Varto’nun askeri ve mülki yöneticilerine filmde oynayan çilekeş ora insanlarına teşekkür ederiz.”  ifadesiyle başlar.  Filmde başlık parası için İstanbul’a gidip kazandığı parayla Varto’ya dönen Tahir, Varto yerine koca bir enkazla karşılaşır. Sevdiği kızı başkası kaçırmış ve düğün gecesi yer yerinden oynamış, bütün evler yıkılmıştır. Yönetmen enkaz görselliğini klasik müziğin etkileyici fonuyla yöresel türkülerin eşliğinde verirken kurtarma çalışmaları ve askerlerin yardım görüntüleri kadraja girer.


  • Murat ile Nazlı (1972)

Memduh Ün’ün yönettiği 1972 yapımı “Murat ile Nazlı” filminde kan davalı iki ailenin birbirine âşık olan gençlerinin 2 kuşaklık hikayeleri anlatılırken Varto Depremi de fon olarak karşımıza çıkar. Birbirini tanımayan doktor baba tıp öğrencisi oğul Varto’nun deprem mağduru insanlarına yardım ederken tanışmalarına vesile olansa Maraş depreminde de görüntülerini izlediğimiz yardım götüren arabayı durdurup içindekileri almaya çalışan soyguncuların varlığıdır. Soygunculara karşı yardım kamyonunu koruyan baba oğul tıpçılar kamyonu köylülere ulaştırıp yardım dağıtırlar. 


  • Kaf Kaf (2022)

Hazır yeri gelmişken Varto Depremi üstüne yakın zamanda da bir belgesel çalışması yapıldı.

Vartolu yönetmen Metin Dağ, 2022’de festivallerde gösterilen “KAF KAF” belgeseli Varto Depremi’ni yaşamış olanlar hakkında çekilmiş kısa metraj bir belgeseldi.


  • Gökçe Çiçek (1972)

Lütfi Akad’ın yönettiği 1973 yapımı “Gökçe Çiçek” Türk sinemasındaki en özel kadın karakterini bünyesinde barındıran bir çalışmadır. Deprem sahnesiyle de bu listede olmayı hak ediyor. Sevdiği Selman Ali’nın kayalıklar arasında dar bir geçitte depreme yakalanmasıyla ondan habersiz kalan göçebe Türkmenlerin kızı Gökçe Çiçek giderek mistik özellikler göstererek bir şamana dönüşür halk dilinde erenlere karışan Gökçe Çiçek, depremin de olacağını önceden hissetmiştir. “Gökçe Çiçek” Lütfi Akad’ın  eprem gerçeğini es geçmeyen, Anadolu halk inançlarını da oldukça başarılı bir üslupla sinemaya taşıyan özel filmlerinden biridir.


  • Değirmen (1986)

Atıf Yılmaz’ın yönettiği usta oyuncu Şener Şen’in başrolde yer aldığı 1986 yapımı “Değirmen” filminde, bir gece hiç huyu olmamasına rağmen katıldığı bir eğlencede konağın sallanmasından sonra çıkan söylentilerin ucunu alamayan kaymakamın bütün kasabayı yıktırmasının sonuçlarını izleriz.

 

 

  • O Şimdi Asker (2003)

17 Ağustos depreminden sonra birkaç kurgu filmde karşımıza bu depremin etkileri çıkar. Mustafa Altıoklar’ın yönettiği “O Şimdi Asker” (2003) filminde odak nokta mizah olsa da deprem mağduru Nihat (Mehmet Günsür) karakteri depremi denizde yaşamış bir insan olarak sahil şeridinin çökmesi onun gözlerinden gösterilir. 

 

 


  • Küçük Kıyamet (2006)

Yağmur Taylan-Durul Taylan’ın çektiği başrollerinde Başak Köklükaya ve Cansel Elçin’in yer aldığı “Küçük Kıyamet” (2006) filminde ise deprem kaygısından İstanbul’u terk eden bir çiftin bir sahil sitesinde yaşadıkları gerilim beyazperdeye yansıtılır. 

 

  • Enkaz (2016)

Alpgiray Uğurlu’nun yönettiği “Enkaz” (2016) filmi ise son uzun metraj deprem filmi sayılır. Filmin neredeyse tamamı enkaz altında kalmış bir kadının yaşam mücadelesi üstünedir. Daha önce yapılmamış bir gerçekliği sinemaya taşıyan yönetmen çalışmasıyla övgüyü hak ediyor. 

Umarım depremin gerçekliği hepimizin yaşamını binalarımızdan başlayarak dönüştürür ve bu yer sarsıntısını sadece görselliğe taşımaya rahatça kafa yorabiliriz.

 

Önceki Yazı

Kitaplara sığınmak

Sonraki Yazı

Sanatla iyileşmek için buluştular

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine