Yıldız Tozu filmi bize ne anlatıyor?

7 dakikada okunur

Ünlü hikâyecimiz Mustafa Kutlu’nun kısacık bir hikâyesinin adıdır Yıldız Tozu. Kutlu’nun çocuklar için de yazılmış tek kitabıdır. Çoğumuz unutup gitmişti. Beyaz perdeye aktarılınca, vizyona da girince hepimizde gündem oldu yeniden. Film başta eğitimcilerin dikkatini çekti. Zira değerler eğitimi diye yırtınıp duran bizler için imdada koşan somut bir içerik örneği oldu. Usta sinemacı Ahmet Sönmez’in yönetmenliğinde Kutlu’nun memleketi Erzincan Kemaliye’de çekilen film bu anlamda da orijinaliteyi yakalıyor.

Bir sinema filmi, belki de ilk kez galasından önce bir bakana özel gösterim yaptı. Hem de tamamen ilgili yaş aralığındaki çocuklarla birlikte. Bu bakan da Mili Eğitim Bakanı olunca filme maarif perspektifinden bakmak zaruret oldu. Filmin doğrudan ilgilisi ilkokul-ortaokul öğrencileridir. Elbette büyükler de rahatlıkla izleyebilir, izlemelidir de. Özellikle öğretmenler ve velilerimiz. Çünkü; değerleri yeni jenerasyona aktarmak güncel bir eğitim ve aile problemi ise bunun sinema üzerinden nasıl aktarılabileceğini görebilmek gerekir.

Eğitim camiası uzunca bir süredir ‘değerler eğitimi’ çalıştı. Önce bunun öğretmen tarafından derslerde anlatılabileceğini düşündü ve buna inandı. Gerçekte ise bu türden bir eğitimde sözle anlatım en son seçenek idi. Önemli olan ‘hâl’ üzerinden yaşayarak anlatabilmek idi. Bu da sözlü eğitimle değil yaşayan öğretmen ve aile bireyleri üzerinden olmalı idi. Bir başka öğretici boyut ise; kitap, animasyon, kısa film, çizgi ve sinema dili idi. Yani kestirmeden ve tümden söyleyecek olursak; uygun içerik üretimleri yapılmalıydı. Çünkü siz yapamazsanız yapanların etkisi geçerli oluyordu. Bu durumda da şikayet etmenin beyhude bir çaba olduğu ortaya çıkıyordu.

Filmi Mustafa Kutlu, Bakanımız Yusuf Tekin, yönetmen Ahmet Sönmez ve çocuklarımızla birlikte izlediğimizde özellikle çocukların filme ne ölçüde kendilerini kaptırdıklarına dikkat kesilmiş ve filmden sonra bir çoğu ile bu minvalde kısa konuşmalar yaptım. Hepsi de filmin güzel olduğunu, rahat izlediklerini ve kardeşler arasındaki değer çatışmasına, pişmanlığa ve sonrasındaki hızlı geri dönüşe vurgu yapan cümleler kurdular. Filmin sonuna ise; masalsı görüntülerle hüznü ve sevinci bir arada yaşayan oyunculara seyircilerin ağlamaklı şekilde katılımını ifade eden bir duygu ortaklığı damgasını vurmuştu.

Filmin yönetmeni ile ilgili de bir iki cümle kurmakta yarar var. Ahmet Sönmez, sinema eğitimini Moskova’da yapan Ağrı doğumlu bir yönetmen. Şimdiye dek film sektöründe Türk Rus yapımı Elveda Katya’dan tutun da çeşitli dizi ve filmlere kadar bir çok yapımda imzası olan bir bir kişi. Son olarak TRT Tabii’de 7 bölümlük ve çok beğenilen Son Gün dizisinin yönetmenliğini yapmış. Mustafa Kutlu ile de Kanal 7’de başlayan ve devam eden uzun bir dostlukları var. Adeta abi kardeş gibi olmuşlar ve birbirlerini iyi anlamışlar. Başarının arkasındaki asıl sır da bu olsa gerek. Bir başka orijinal durum da Kutlu’nun memleketi olan köyümsü bir mekânda çekilmiş olmasıdır. Burasını sinema açısından çok bakir bir alan olarak gördük.

Filme yönelik eleştiriler olabilir kuşkusuz, olmalıdır da. Sözgelimi; hikâyede olmayan bir aşk hikâyesini eklemek, filmin müzikleri, çocuk hallerini ve bakışını yansıtmadaki zorluklar türünden konuları film eleştirmenlerine bırakmak doğru olur. Ancak kısacık bir hikâyeden de sinema filmi çıkarmanın kendi zorluklarını göz önünde tutarak.

Şimdi tüm bunlardan ülkemizin çocukları ve eğitim anlamında bir çıkarımda bulunmamız gerekir. Mustafa Kutlu’nun çocuklarla ilgili tek hikâyesi budur. Ve Kutlu hakikaten bizim bir yüksek değerimizdir. Kısa ama iyi bir senaryo ortaya çıkmış. Ve doğal olarak karşımızda etkileyici, duygulandırıcı, sinema tekniği açısından başarılı ve eğitim açısından değer taşıyıcı ve aktarıcı bir yapım bulunuyor. Şimdi ne edeceksek edip ülkemizdeki tüm çocuklarımızı bu filmle buluşturmamız gerekecek. Bugünkü sinema bileti fiyatını göze alacak olursak çoğu çocuğumuz bu filmi izleme şansına sahip olamayacaktır. İşte tam da burada belediyelerimiz çocuklarımıza sinema ısmarlasın çözümü akla gelmektedir. Bir sanatçı için ayrılan bütçe ile tüm ilçe sinemaya gider. Başkanlarımıza şimdiden kültür ve eğitim adına şükranlarımızı sunarız.

Önceki Yazı

Edebiyat dergileri şiirin ocağıdır

Sonraki Yazı

İspanyolca kimliğimin önemli bir parçası

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde