Yönünü Doğuya Dönen Yazar

20 dakikada okunur

Kemal Tahir ‘gerçekçi bir insan’ ve ‘gerçekçi bir romancı’ olarak yer almıştır edebiyat tarihimizde… Gerçek tarihin izini sürmüştür. Okumalarını ezberletilmiş resmi tarih yerine Halil İnalcık, Niyasi Berkes gibi isimlerden yapmıştır. Ona göre toplumun en büyük hastalığı Batılılaşma hevesi. Roman bir Batı tekniği olmakla birlikte bizim dertlerimizi en iyi ortaya koyabileceğimiz önemli bir araç. O da bu gerçeğin farkında olarak yazmıştır eserlerini…

Demişti ki: “İnsana ihtiyacım vardı, birisine… Benimle ağlayacak birisine değil, tutunacak birisine.”
Hep bir arayış içinde oldu. Belki de bulduğu tam olarak aradığı değildi. Asya Tipi Üretim’den yerlilik meselesine, geçmiş ve gelecek arasındaki bağlantıya, acımasızca yaptığı Batıcılık düşmanlığına ve kompleksli aydın tipine kadar… Cumhuriyet öncesi ve sonrasında derin bir dil ve fikir işçisi idi o. Kimine göre solcu, bazılarına göre ortacı veya bağımsız… Evet, son tahlilde bağımsız fakat ‘cins’ kafa: Kemal Tahir…
Bugün “yerlilik” ve “millilik” tartışmalarının merkezine Kemal Tahir’i oturttuğumuzda onun mücadelesini verdiği mühendislik daha da anlam kazanır. Kemal Tahir’den söz ederken Oğuz Atay ile Halit Refiğ’i de anmalıyız. Bu üç isim birbirlerinin etkisinde ve fakat yeni bir fikir anıtı inşası için bütün eleştiri oklarına göğüs germeyi başarmıştır. Bazı eleştirmenler, Kemal Tahir’e haksız yere ağır yüklenir: “Eğer Kemal Tahir, Oğuz Atay’ı zehirlememiş olsaydı, bugün Orhan Pamuk’un yerinde o olacaktı!” Ne önemi var? Düşünmenin suç, konuşmanın demir parmaklık, üretmenin görmezden gelinme olduğu bir dönemde edebiyat tarihimize kazandırdıkları birbirinden önemli eserlerle anıt dikmeyi başarmış olan bu iki isimle, tıpkı onlar gibi sadece onlar gibi/kadar vicdanıyla bakan ve gören Halit Refiğ bu anlamda temsil ettikleri tarihin akışına yön vermeyi başarmıştır.
İşçilikten gazeteciliğe
Kemal Tahir, 13 Mart 1910 İstanbul Vezneciler doğumlu. Kafa kağıdındaki adı İsmail Kemalettin. Tipi ve Benerci soyadlarını kullansa da 1950’den sonra Demir’i kullanmaya başladı. Babası, alaylı deniz yüzbaşısı ve Sultan II. Abdülhamid’in yaverlerinden Şebinkarahisarlı Tahir Bey. Sultan’ın Yıldız Sarayı marangoz atölyesindeki ‘mesai’ arkadaşı. Annesi bir Abaza kızı olan Adapazarlı Nuriye Hanım. Adını aldığı babası Tahir Bey, 1908’de II. Meşrutiyet’in ardından ‘padişaha yakınlığı’ dolayısıyla İttihatçılar tarafından rütbesi mülazımlığa indirilerek emekli edildi.
Kemal Tahir’in çocukluğu seferberlik ve Kurtuluş Savaşı yıllarına denk gelir. İlk okulu babasının memuriyeti dolayısıyla farklı şehirlerde okudu fakat ailesi Milli Mücadele sonrasında İstanbul’a temelli taşınınca Kasımpaşa’da bulunan Cezayirli Hasan Paşa Rüştiyesi’ne kaydedildi. Ardından Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’ne kaydoldu ise de annesi vefat edince onuncu sınıfta okuldan ayrılarak çalışmaya başladı. Evi terk etti. Dört yıla yakın avukat yardımcılığı, Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memurluğu yaptıktan sonra İstanbul’a döndü. Hedefi gazetecilikti, yazarlığı kafasına koymuştu. Önce Vakit, ardından Haber ve Son Posta, Tan gazeteleri ile Yedigün ve Karikatür dergilerinde çalıştı. Musahhihlik, muhabirlik, sayfa sekreterliği, yazarlık, baş yazarlık yaptı.
12 yıl hapis yattı
1937 tarihine gelindiğinde İstanbul’un tanınmış gazetecileri arasında idi. Bu yıl içinde, İzmir’de öğretmenlik yapan Fatma İrfan Akersin ile ilk evliliğini yaptı. Fakat bu evlilik uzun sürmedi. 1940’da boşandılar. Henüz 28 yaşında idi. 19 Mayıs 1938’de Yavuz zırhlısındaki isyan girişimi suçlamasıyla, tarihe Bahriye Davası olarak geçen hadise üzerine, kardeşi Nuri Tahir, Hikmet Kıvılcımlı, Kerim Korcan, Nazım Hikmet’in de aralarında bulunduğu arkadaşları ile yargılandı ve 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. “Askeri isyana tahrik ve teşvik” suçlaması ile 13 Haziran 1938’de tutuklandı. Tutuklanma gerekçesi, astsubay olan kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir kitabını hediye etmesi olarak kayıtlara geçti.
Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl hapis yattı. Hapishanedeki yıllarını okuyarak ve “sarı defterine” yazarak geçirdi. 1950’de DP’nin seçimden büyük bir zaferle çıkmasının ardından ilan edilen genel afla serbest kaldı.
Cezaevinden çıktıktan sonra ikinci eşi Semiha Hanım’la hayatını birleştirdi. Bu evlilik 1973’teki vefatına kadar sürdü.
Bedri Eser, Samim Aşkın, F. M. İkinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi müstear isimlerle polisiye ve mizahi kitaplar kaleme aldı. Amerikalı yazar Mickey Spillane’den tercüme ettiği “Mayk Hammer” (Derini Yüzeceğim, Ecel Saati, Kara Nara, Kıran Kırana vb.) dizisi geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.
1955’teki 6-7 Eylül olayları sırasında, bu sefer, halkı isyana teşvik etmek suçlamasıyla 6 ay cezaevinde kaldı. Aziz Nesin’le Düşün Yayınevi’ni (1957) kurdu ise de bu ortaklık kısa sürdü. Sonra yalnız yürüme kararı aldı ve bütün enerjisi ile edebiyata sarıldı. Telif ve çeviri kitaplarla geçimini sağlıyordu. Fakat genç yaşta yakalandığı amansız hastalığa 21 Nisan 1973 yılında yenik düştü, Sahrayıcedit Mezarlığı’na defnedildi.
Şiirle edebiyata girdi
Yazarlığa başladığı yıllarda romanlar önce gazetelerde tefrika ediliyordu. İki elin parmağını geçmeyen iyi şairler vardı. Şiirle başladı edebi yürüyüşüne… Hatta ilk şiirleri dönemin en itibarlı imzalarından Abdullah Cevdet’in yönettiği İctihat dergisinde çıktı. Yıl 1931, yaş 21. Fakat kadrosunda Arif Nihat, Yakup Kadri, İsmail Safa’nın da aralarında yer aldığı Geçit dergisiyle adından söz ettirmeye başladı. Dergi 1933’te çıktı ve ancak bir yıl yayın hayatında kalabildi. Cemalettin Mahir ve İsmail Kemalettin müstearıyla yazdı. Bu ürünleri Varlık ve Ses mecmualarında çıktı.
Hayatındaki ilk büyük değişim 1929’da Nazım Hikmet’le tanıştıktan sonra oldu. Daha çok Yahya Kemal’in etkisinde yazdığı şiirlerden sosyal içerikli şiirlere yöneldi. Fikirleri, sanat anlayışı ve hayata bakışı değişti. Romana yönelmek istiyordu fakat ilk denemeleri içine sinmiyordu. 1936’da çıkan “Namık Kemal İçin Diyorlar ki” kitabıyla bir anda dikkatleri üzerine çekti. Farklı şeyler söylüyordu. Bu çıkıştan cesaretle kendini bulmaya başladı. Hikayeler kaleme alıyordu. Bu hikayeler toplamı 1955 yılında kitaplaştı: “Göl İnsanları”. Yoğun olarak tefrikaları yayımlanıyordu ancak kendi adını kullanmıyordu bu ürünlerinde. Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilen “Sağırdere” ve “Esir Şehrin İnsanları” ile yeni bir çıkış yakaladı.
‘Yorgun Savaşçı’ yordu
Bu iki romanıyla birlikte yönünü tamamen Anadolu’ya, kendi insanına döndü. Batıcı, kendi gerçekliğinden kopmuş aydın tipine karşı tepki geliştirmeye başladı. Ayağını bu topraklara daha sıkı basmaya çalıştı. Hatta bu yönüyle kendi çevresinde bile çok ağır eleştirilere maruz kaldı. Birbiri ardınca yayımlanan (Körduman-1957, Rahmet Yolları Kesti-1957, Yedi Çınar Yaylası-1958, Köyün Kamburu-1959, Kelleci-1962, Esir Şehrin Mahpusu-1962) romanlarında Anadolu insanının dramı ve trajedisini işledi. İki arada kalmış sözde aydın ve ‘züppe’ tiplerle olan derdini sonraki eserlerinde cesurca ortaya koydu. Onun romanları, evet, birer edebi metin olmakla birlikte, ayrıca sorgulamacı tarih manifestosu. Şunun için: Selçukludan Osmanlıya, Osmanlıdan genç Türkiye’ye dönüşen ülkeyi yürüten akıl, irfan, hikmet, belagat ve en önemlisi insanlar onun öznesi idi…
1965 yılında yayımlanan “Yorgun Savaşçı” (1967 Yunus Nadi Ödülü) diğer bütün kitaplarının tacı gibi adeta. Tamamlayıcı bir eser olmakla birlikte kurucu bir metin. Örnekleri içinde önde. TRT için Halit Refiğ tarafından çekilen fakat daha yayınlanmadan yok edilen “Yorgun Savaşçı”nın uzun bir mücadelesi var. Bugün ‘milliyetçilik’ kavramının içi boşaltıldı. Bu eser bir ‘milli şuur’un nasıl olması gerektiğini Milli Mücadele sırasında halk ve asker arasındaki ilişkileri bütün samimiyeti, cesareti ve gerçekliğiyle ortaya koymayı başardı.
‘Gerçek tarih’e dönüş
1967 tarihli “Bozkırdaki Çekirdek” ve “Devlet Ana” (1968 Türk Dil Kurumu Ödülü), 1969 tarihli “Kurt Kanunu”, 1970 tarihli “Büyük Mal”, 1971 tarihli “Yol Ayrımı”, vefatından sonra yayımlanan “Karılar Koğuşu” (1974), “Hür Şehrin İnsanları” (1976), “Dam Ağası” (1977) isimli eserlerini aynı eleştirel bakışla kaleme aldı.
Kemal Tahir, CHP’nin, özellikle Tek Parti dönemindeki uygulamalarını bütün gerçekliğiyle kaleme almaktan çekinmedi. Bir moda halini alan Batılılaşma ihaneti, feodalite, çarpık bürokratik düzen onun kalemini sivrilttiği meseleler oldu. Resmi ideoloji tarafından ezberletilen ve popüler bir tüketin malzemesi haline getirilen tarihle ilgilenmemesi birçok kişiyi rahatsız etmesine rağmen geri adım atmadı, ‘alternatif’ tarih okumalarıyla gerçek tarihin izini sürmeyi denedi. Önceleri Marx ve Engels’in teorileri doğrultusunda bir fikir inşa etmeye çalıştı. Fakat Ömer Lütfi Barkan, Halil İnalcık, Niyasi Berkes ve Şerif Mardin bütün tarih okumalarını değiştirdi.
‘Timur’ yarım kaldı
Kemal Tahir’i ölümünden 16 yıl sonra Bağlam Yayınları tarafından basılan 16 ciltlik ‘Notlar’ıyla ancak ve daha iyi anlayabildik. Sanat ve edebiyat, roman, Osmanlılık ve Bizans, Batılılaşma, çöküntü, Sosyalizm ve gerçek, kitap notları ve mektuplardan oluşan notlardan anladık ki, yayımladığı şiir, hikaye ve romanlarından başka, Kemal Tahir aynı zamanda dertli bir fikir insanı olarak ‘yerli’ bir duruş ve duyuşun izini sürmüştür.
Yakın dostu Oğuz Atay’ın tespitiyle, “Kemal Tahir, Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır. Daha uzun yaşasaydı, Devlet Ana ile başlayan ve Timur’la yarım kalan çalışmalarını sürdürerek uzak geçmişimizin romanını da yazacaktı. Kültür geleneği, her millet için farklı yollar izler; sanatçı da bu değişik yolu bulamazsa, başka kültürlerin taklitçiliğinden kurtulamaz. Kemal Tahir bunu çok iyi anlamıştı; belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı.”
Son not olarak şunu da kayda alalım: Kemal Tahir’in eserleri Halit Refiğ, Metin Erksan ve Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenler tarafından sinemaya aktarıldı ve büyük ilgi gördü.

Kemal Tahir’in Eserleri

Hikâye
Göl İnsanları (1955)
Zehra’nın Defteri
Roman
Sağırdere (1955)
Esir Şehrin İnsanları (1956)
Körduman (1957)
Rahmet Yolları Kesti (1957)
Yediçınar Yaylası (1958)
Köyün Kamburu (1959)
Esir Şehrin Mahpusu (1962)
Kelleci Memet (1962)
Yorgun Savaşçı (1965)
Bozkırdaki Çekirdek (1967)
Devlet Ana (1967)
Kurt Kanunu (1969)
Büyük Mal (1970)
Yol Ayrımı (1971)
Namusçular (1974)
Karılar Koğuşu (1974)
Hür Şehrin İnsanları (1974)
Damağası (1977)
Bir Mülkiyet Kalesi
Senaryo
Beş Kardeştiler (1962, Sadık Şendil ve İlhan Engin ile birlikte)
Battı Balık (1962)
Yarın Bizimdir (1962, Murat Aşkın takma ismiyle)
İki Gemi Yanyana (1963)
Azrail’in Habercisi (1963, Murat Aşkın takma ismiyle)
Namusum İçin (1963, Bedri Eser takma ismiyle)
Haremde Dört Kadın (1965, Halit Refiğ ile birlikte)
Mektup
Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar (Nâzım Hikmet’le yazışmaları)
Notlar / K. Tahir Vakfı çalışmaları
1950 Öncesi Cezaevi Notları
1950 Öncesi Şiirler; Ziya İlhan’a Mektuplar
Batılaşma
Çöküntü
Kitap Notları
Mektuplar
Notlar / Osmanlılık / Bizans
Roman Notları 1; Topal Kasırga / Darmadağın Olan Devlet
Roman Notları 2; Batı Çıkmazı
Roman Notları 3; Patriyot Ömer / Gülen Azap Çıkmazı
Sanat edebiyat 1
Sanat edebiyat 2
Sanat edebiyat 3
Sanat edebiyat 4
Sosyalizm, Toplum ve Gerçek

Önceki Yazı

2021’de Tiyatro Sahnelerinde Neler Olmuştu?

Sonraki Yazı

Sokak Herkes İçin Var

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne