Zamanın Durduğu Yer: Safranbolu

11 dakikada okunur

Zeynep SANCAR

Asırlarca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Safranbolu, modernleşmenin hızla yuttuğu pek çok tarihî kentin aksine sokakları, evleri, yemek kültürü, insan ilişkileri ile hâlâ kendi kalabilen nadir yerleşimlerden.

Sonbaharın en çok yakıştığı yerlerden biri Safranbolu. Sararmaya başlayan yaprakların renk cümbüşü, kışa hazırlananların sessiz telaşı, sükûnetin tadını çıkaran şehir yorgunlarının yüzüne sinen huzur, asırlık çınarların bilge duruşları içini ısıtır insanın.
Belki bu yüzden hep yaz sıcağının yerini hafiften serin hatta akşamları üşüten bir havaya bıraktığı günlerde yolumu düşürürüm oralara. Koronanın izin verdiği ve kısacık bir tatil yapsak nereye gideriz dediğimiz Ağustos’un sonlarında gittim en son Safranbolu’ya. Akdeniz ve Ege sahillerinin aksine epeyce sakindi sokaklar. Sair zamanda bilhassa sonbaharda özel turların, kafilelerin kalabalıklaştırdığı çarşı içinde ve Cinci Han’ın etrafında tek tük insanlar vardı. Benim gibi temkini elden bırakmayanlar için bu tenhalık tam da aranılan şey olsa da geçimi turizm gelirine bağlı esnaf durumdan hiç de hoşnut değildi. Yine de şükür eksik değildi dillerinden.
Belli yaş aralıklarıyla okunan bir kitabın her seferinde farklı bir lezzet vermesi gibi Safranbolu’ya geldiğim her seferinde bambaşka hissiyatlar yaşıyorum. Sözgelimi bu kez Üsküp’ün, Kosova’nın ya da Bosna’nın sokakları geldi hatırıma her adımda. Hani Bursa için söylenir ya bu benzerlik. Safranbolu da öyle. Osmanlı’nın zarafeti sinen çarşılar, hanlar, camiler ve evler mimarinin şehre nasıl ruh kattığını tekrar tekrar hatırlatıyor her adımda.

UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “en iyi korunan 20 kent” arasında bulunan Safranbolu bu anlamda tarihi bir kent olmanın bütün unsurlarına sahip. Bu toprakların yetiştirdiği Kazasker Cinci Hoca, Sadrazam İzzet Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya Salih Paşa’nın imzasını taşıyan pek çok eser çıkıyor karşımıza her adım başı. Safranbolu tarih boyunca çeşitli uygarlıklar arasında el değiştirdiği gibi Türklerle Bizanslılar arasında ve hatta Türk beylikleri ile Osmanlılar arasında da el değiştirmiş. Safranbolu’nun hamam, medrese, cami gibi en eski dini ve sivil yapıları Candaroğlu Süleyman Paşa zamanında yapılmış.
Asırlarca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Safranbolu, modernleşmenin hızla yuttuğu pek çok tarihî kentin aksine sokakları, evleri, yemek kültürü, insan ilişkileri ile hâlâ kendi kalabilen nadir yerleşimlerden. Onu ayrıcalıklı kılan ve insanların dünyanın dört bir yanında görmeye geldiği mekanlar ise şöyle:

TARİHİ CİNCİ HAN
İlçe merkezinin ortasında bulunan, Sultan İbrahim’in Anadolu Kazaskerlerinden Cinci Hoca (Kazasker Hüseyin Efendi) tarafından 17. yy. ortalarında yaptırılan “Cinci Han” önemli bir mimari yapı. Kesme ve moloz taştan inşa edilen han, iki bölümden oluşuyor. Ortadaki avluya açılan iki katlı revakların gerisine odalar, güney batısına ise avludan geçilen ahır bölümü yerleştirilmiş. Avlunun ortasında bulunan havuz genel görünümünü bugün de koruyor. Yeni restore edilerek otel olarak hizmete açılan 2 katlı 63 odalı Cinci Hanı’nın giriş kapısı, kilit ve anahtarı; Türk demir işçiliğinin ilginç örneğidir.

CİNCİ HAMAMI (YENİ HAMAM)
Safranbolu’da Çeşme Mahallesi’nde çarşı içindedir. Bu hamamın da Cinci Hoca tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Padişah I. İbrahim zamanında Kazasker olan Safranbolulu Cinci Hoca (Karabaşzade Hüseyin Efendi) tarafından 1645 yılında yaptırılmış olup halen hizmet veren hamamda kadın ve erkeklere ait iki bölüm bulunmaktadır. Her ne kadar halk arasında geçmişte yeni hamam olarak ifade edilse de hem yaptıranın Cinci Hoca olması, hem de turistler tarafından daha fazla akılda kalıcı olabileceği düşünülerek Cinci Hamamı olarak ifade edilmektedir.

YEMENİCİLER VE DEMİRCİLER ARASTALARI
Tarihte önemli bir ticaret merkezi olan Safranbolu’da arastalar ticaret merkezleri olarak kullanılmıştır.
Yemeniciler Arastası: Köprülü Mehmet Paşa Cami’sine bitişik 48 ahşap dükkândan oluşan ve “yemeni” denilen ayakkabının yapıldığı eski Lonca Çarşısı’dır. Restore edilen çarşı şimdilerde turistik amaçlı kullanılmaktadır.
Demirciler Arastası: İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak, soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnafları da bu çarşı içerisinde çalışmaktadır.

BULAK MENCİLİS MAĞARASI
Safranbolu merkezine yaklaşık 8 km mesafede Bulak köyü sınırları içerisinde yer alır. Uzunluğu 6 km’ye varan mağaranın yalnızca ilk 400 metresi ziyarete açık olup ülkemizin 4. büyük mağarası niteliği taşıyan bünyesindeki dikitler, sarkıtlar, travertenler, göletler ve yer altı su kaynağı ile bir tabiat harikasıdır. Ziyaretçiler, girişin ardından dar bir bölümden geçerek ulaştıkları ana galeriye girdiklerinde mağaraya özgü muhteşem görüntü ile karşı karşıya kalırlar. Mağaranın ilerleyen bölümlerinde mağara içerisinde yer alan su kaynağı, yer yer 10-15 m’lik yükseklikten düşerek şelale oluşturduktan sonra yer altında kaybolmaktadır. Daha sonra bu su, birinci giriş ağzının bulunduğu noktada tekrar yüzeye çıkarak, Mencilis kaynağı çıkış ağzını oluşturmaktadır.

İNCEKAYA SU KEMERİ
Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından Tokatlı Kanyonu üzerine yaptırılan bu eser ilçe merkezine 7.5 km uzaklıktadır. 116 metre uzunluğunda, 6 kemerli ve 110-220 cm genişliklerinde görkemli bir yapıdır. Su kaynağından ilçeye su getirmek amacıyla yaptırılmıştır.

KRİSTAL TERAS
Safranbolu turizmine katkıda bulunmak amacıyla Tokatlı Kanyonu üzerinde yerden 80 metre yükseklikte ve 11 metre genişliğinde yapılan Kristal Teras (Cam seyir terası), 75 ton ağırlığı taşıyabiliyor. Seyir terası, her biri 750 kilogram taşıyabilecek kapasiteye sahip gözenekler, 3 santimetre kalınlığında üç parça camdan oluşuyor. Yaklaşık 400 kişiyi taşıma kapasitesine sahip olan 100 metrekareden oluşan terastan eşsiz Tokatlı Kanyonun manzarası izlenebilmektedir.

KAHVE MÜZESİ
İlçenin en yeni ama en ilgi çekici mekânlarından biri de Kahve Müzesi. Anadolu’da 500 yıllık bir geçmişe sahip olan ve unutulmaya yüz tutmuş Türk kahve kültürünü tekrar canlandıran Türkiye’nin ilk ve tek Kahve müzesinde, Sultan 2. Abdülhamid Han ile Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, kahve içtiği fincanların birer kopyaları yer alıyor. “Nohut”, “Zingarella”, “Tarz-ı Hususi”, “Burçak”, “Cilveli”, “Mırra”, “Dibek”, “Şehzade” ve “Hilve” gibi çeşitli kahvelerin yer aldığı Kahve Müzesi’nde, 100-150 yıllık cezve, fincan, el değirmeni, kavurma makineleri ve tavaları, terazi, su küpü ve şeker kapları bulunuyor.

Önceki Yazı

Hepimiz Birer Göçeriz Aslında

Sonraki Yazı

Çivisi Çıkan Dünya

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.