Zanzi̇bar günlükleri

6 dakikada okunur

1.
Seyahat insanı iyileştirmiyor, yürünmeyen bütün yollar birçok veçhesiyle insanın içinde birikiyor belki ama uzaklara gitmiş olmanın da -en azından bu bağlamda- “gerçek“ bir anlamı yok aslında. Var olduğu söylenebilir mi? Evet, mümkündür. İnsan her şartta kocaman bir yalana sarılmaya hazır çünkü. İkna olmaya da tabi. Evet her şeyden biraz uzaklaşmak istedim’le başlayan o uzun cümlelerden bahsediyorum. Uzun, uçucu, aksak ve öznesi hasarlı cümlelerden. Herkesin o cümlelere fazlasıyla ihtiyacı var. Uzak neydi? Avucundan taşan berrak bir suyu izlerken içine dolan o hissiyatı hatırlasana mesela? Ne vardı orada? O görkemsiz sıradanlıkta ne vardı? Hadi yegâh perdesinde karar kıldın diyelim, kapının eşiğini atlayınca, sana ferahfeza bir ayinin ortasında bağdaş kurup oturacağını düşündüren şey nedir o halde? Uzağın sırrı mı? Arif olan daha kâinat kurulmadan anladı ki herkesin kendi ücrasında saklıdır bu. Yani insan nasıl bir hatırayla kavga edemezse, ücrasındaki orduları yenmeden uzak bir sefere de çıkamaz. Kaçmaya çalıştıkça yakalanan ve bu eyleminde fena halde ustalaşan insan için “gerçek” nedir peki? Bunu gerçekten bilmiyorum. Ve kaçmaya inanmasam da bir ömür kaçağım yine de. Ücramdaki ordulara uzağı tarif ediyorum sadece. Savaşmaya mecalim yok.
II.
Taş Şehir’den (Stone Town) bindiğim son derece havadar Zanzibar metrobüsünde (dala dala) bir restoranda garson olarak çalışan cana yakın dostum Muhammed’le muhabbet ediyoruz, güneş ensemden içeriye sızmış ve derimi kızartmaya başlamış bile. Bu seyahatin bir adı olacaksa, şöyle; dünyanın sonuna yolculuk. Arkası tenteyle kaplı eski bir kamyonetin kasasında, dünyanın küresel bir köy olduğuna dair fikirlerimi yeniden gözden geçirmeme sebep olan bir muhabbetin ortasında ikamet ediyorum. Muhammed şaşkın bir vaiz anlatıyor; parmak muzların lezzetinden, zencefil çayının aromasından, aslında Afrikalı olmadıklarından, 190 yaşındaki kaplumbağalardan, Tanzanya’dan ayrılmaları hususunun fevkalade öneminden ve tanıdık bir günbatımının ayrıntılarından… Güneş tenimi yakıyor, içeriye savrulan toz-toprak kimseye göz açtırmıyor, esen rüzgâr biraz iyileştiriyor. Rastalar belimizde değil ama kokpit görünümlü şoför mahallinden belli-belirsiz bir reggae müziği duyuluyor sanki, gözlerim kapalı Muhammed’i dinliyorum. Aslında iyi bir iş aradığına geliyor nihayet konu, sevdiği kızı alamadığını anlatmasa da, anlatmış sayıyorum. İyi bir iş başka niçin lazım olur ki insana, dünyanın bütün coğrafyalarında, Zanzibar dahil.
III-)
Turkuaz renkli denizinin med-cezirleri, her tür ve çeşitten renkli baharatları, sürekli tebessüm eden insanları, ahşap-oyma kapılarının güzelliği, çok kültürlü (African-Arap-Hint-Fars) karma yapısı ve Taş şehrindeki labirent gibi dar sokaklarıyla karizmatik Zanzibar, Unguja, Pemba ve diğer küçük adalardan oluşan büyük takımadanın toplam adı olsa da, turist lisanındaki yeri bu adaların en meşhuru sayılan Unguja’ya karşılık geliyor. Hint okyanusunun gerdanında eşsiz bir inci gibi parlayan nam-ı diğer Zengibar, zenci sahili anlamına gelen o büyük acıların adası, bir zamanların köle limanında unutulmuş hatıralar. Eski bir Umman kolonisi, yorgun bir İngiliz sömürgesi, şimdilerde Tanzanya’nın bir parçası olarak yer aldığı federal devlette kendi halinde otonom bir turizm bölgesi. Zanzibar’ın kaderi hep başka ellerde. Afrika’nın parolası sayılan Hakuna Matata’nın anavatanı burası. Hakuna Matata, sakin bir kaosun tam ortası yani. Bütün kaçaklar dahil.

Önceki Yazı

Sokak Müziği Hatıraları-2

Sonraki Yazı

Çocuklar için ayrı bir cadde

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde