Prospero’nun kitapları: Şerlok Holmes İle Cingöz Recai’nin İzinde Bir Kitap Kurdu

KİTAPLIK

Kitaplarımız kadar varız. Bu ifade, “Kitaplarımızla varız.” demekten daha şiddetli daha kavi daha sekter bir anlama geliyorsa da bunun farkında olarak kuruyorum cümlemi. Kitaplarımız kadar varız ve bu cümle hayatımızın okçular tepesi. Buradan bir adım dahi gerilemek istemiyoruz. Vay efendim dünyanın daha nice renkleri ve zevkleri varmış, bu devirde kitap mı kalmış, çok gezen mi bilirmiş çok okuyan mı gibi beyanlar karşısında susma hakkımızı kullanıyor ve işaret edilen dünya ganimetlerine rağmen sahip olduğumuz kütüphaneleri terk etmiyoruz. Kitap almanın ve biriktirmenin anakronik bir istifçilik olarak tavsif edildiği bu devre inat kendimizi mazbut bir koleksiyoner olarak takdim etmeye devam ediyoruz. Tüm bu ahval ve şerait içinde şayet yaşantımıza dair bir kanıya varılmak isteniyorsa ben hakem olarak Shakespeare’i öneriyorum. Buyursunlar…

Shakespeare’in “Fırtına”sı, bibliyofiller hakkında yazılmış en şairane bilirkişi raporudur. Bu sav, öyle görünüyor ki izaha muhtaçtır. “Fırtına”, ünü çağları aşan yazarın son oyunlarından. Başlıkta ismi zikredilen Prospero, Milano Dükü iken kardeşinin dalavereleriyle bir gece ansızın kızıyla birlikte derdest edilerek bir filikaya bindirilir ve kasırganın ortasında sürgüne (aslında ölüme) gönderilir. Bu işle vazifelendirilen Napoli soylularından Gonzalo merhamete gelerek Prospero’nun, kitaplarını almasına da müsamaha gösterir ki oyunun ilerleyen sayfalarındaki dinamosu bu eserler olacaktır. Hikâye bu ya, Prospero ve küçük kızı Tanrı’nın izniyle hayatta kalmayı başarır ve büyülü bir adada yaşamaya başlar. Prospero, adadaki soyut ve somut tüm mahluklara kitapları sayesinde hükmeder. Ada, dış dünyadan tamamen yalıtılmış eski bir çilehane gibidir. Prospero’nun ise bütün meşgale ve meziyetleri sahip olduğu kitaplara dairdir. Öyle ki, bu durumun farkında olan kötücül cin Caliban, adaya gelen yabancılara Prospero’nun hükümranlığını bitirebilmek için yol gösterirken şöyle seslenir, “Unutmayın, önce kitaplarını almalısınız. Çünkü onlarsız şapşala döner benim gibi. Kitaplarını yakın yeter ki, hükmedemez tek bir cine.” Kim diyebilir ki Caliban’ın hesabı yanlıştır? Kitaplarımız olmadan sudan çıkmış balığa döneceğimiz muhakkak. Bu denkleme göre Prospero’nun adasını, şahsi kütüphanemiz olarak tevil edemez miyiz? Bırakın bibliyomanı, herhangi bir bibliyofil kitabını ödünç vermekten dahi korkmaz mı? Kaldı ki onlardan bütünüyle vazgeçmek… Caliban bunu da biliyor olmalı ki, “Dediğim gibi, âdetidir ikindi uykusu çekmek. İşte o an önce kitaplarını alırsınız.” diyerek, davetsiz misafirlere aklınca uygun bir yol gösterir. Kitapsever ancak uyku yahut ölüm hâlinde kitaplarından vazgeçebilir. Bu yüzden olsa gerek, Sahaflar Şeyhi Muzaffer Ozak Efendi; sahafı, ölenlerin kitaplarını ölecek olanlara satan adamdır diye tarif etmiştir.

Caliban’ın bizi tanıdığı kadar biz de kendimizi biliriz elbet. Yegâne alametifarikamız, kodeks tiryakiliğidir. Haset etmesek bile başkalarının kitaplarına imrenmekten geri durmayız. Bir kitapsever öldüyse kütüphanesinin genişliği ve akıbeti üzerine dedikodu yapmaktan günahkâr bir haz duyarız. Prospero’nun tabiri hepimiz için geçerlidir, “Kitaplığım, yeterince büyük bir dukalıktı!” Cervantes, “Herkes kendi evinde kraldır.” demişti lakin içinde kitap olmayan bir krallık bizim nazarımızda kadüktür, ilgimizi çekmez. Bir de kitap tiryakiliğinde kutup olmuş isimler vardır. Çağımızın Prosperoları… Sanırım hâlihazırda onların en kıdemlisi Erol Üyepazarcı’dır. Erol Bey, bilhassa Cumhuriyet sonrası kitabiyat tarihimizin yaşayan efsanelerindendir. Çoğu kitapsever, tek bir satır kaleme almadan sırrolmuştur fakat Erol Bey “Cumartesi Yâranı” ile şifahi bir geleneği sürdürürken aynı zamanda çok kıymetli eserler ve makaleler de kaleme alabilmiştir. Polisiye ve popüler edebiyat bahsinde kaynak kitap olarak kabul edilen çalışmalara imza atmıştır. Muhafazakâr yahut seküler olması fark etmeksizin farklı cenahlarda bulunarak, bellek inşamıza kıymetli katkılar vermiştir. Hayatı kitapların izinde geçen bu mümtaz insanın, Ocak 2026 itibarıyla Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarınca, “Yazar, Çevirmen, Mühendis, Bibliyofil: Şerlok Holmes ile Cingöz Recai’nin İzinde Bir Kitap Kurdu” ismiyle neşredilen otobiyografisine erişebilmek bana kalırsa senenin en mühim edebî olaylarından biridir. 1938 doğumlu yazarın, kültür ve sanayileşme tarihimize ilişkin ilk elden tanıklığına dayanan tecrübeleri, müktesebatı ve anıları, iki kapak arasına alınarak tarihin insafına terk edilmekten kurtarıldığı gibi Erol Bey’in zihninin ve kaleminin böylesi bir vuzuha sahip olması da bu eseri merakla bekleyen kitap düşkünleri için Allah’ın bir ikramıdır.

Erol Beyefendi, hatıratında öyle albenili öyle renkli bir dizin sunuyor ki, kitap sadece bibliyofillere değil Cumhuriyet devrine merakı olan herkese keyifli bir okuma deneyimi vadediyor. Belki Reşad Ekrem Koçu’dan, Muzaffer Ozak’tan, Tahirü’l-Mevlevi’den, Ercüment Ekrem Talu’dan, Süheyl Ünver’den, Afif Yesari’den bahsetmesi olağan karşılanabilir lakin Erol Bey, bizzat katıldığı Yassıada Duruşmalarından ve çıplak gözle gördüğü Adnan Menderes’ten, talebesi olduğu Necmettin Erbakan’dan, huzuruna çıktığı Kenan Evren’den, TSKB’deki işi münasebetiyle görüştüğü Vehbi Koç ve Jak Kamhi gibi sanayicilerden de anekdotlar sunuyor. Hele benim gibi eski İstanbul anlatılarına zaafınız varsa Üyepazarcı’nın Taşkasap’ta geçen çocukluğu ve Suriçi yılları, eminim size de Ahmet Rasim yahut Sermet Muhtar okuyormuşçasına edebî bir lezzet sunacaktır. Bu lezzetin oluşmasında yazarın farklı branşlardaki bilgi ve görgü seviyesinin yüksekliği, ilgi alanlarının çeşitliliği muhakkak büyük pay sahibi olmalıdır. Almanların “fachidiot” diye bir tanımlaması vardır ki, uzmanı olduğu alan dışında hiçbir meşgalesi yahut merakı olmayan dar kafalı profesyoneller için kullanılır. Bu entelektüel körlüğün karşısına ise bizim geleneğimizdeki “hezarfen” kavramını koyabiliriz. Hezarfen kimse, birden fazla alanla ilgilidir. “Fachidiot”un aksine bir şey hakkında değil de çok şey hakkında bilendir. Erol Bey’in hatıratını da bunca verimli ve keyifli kılan şey, en başta onun hezarfen meşrep oluşudur vesselam. Ömrüne bereket…

Yorum Yaz