Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Çağdaş Masalın İzinde Cahit Zarifoğlu Anlatıları kitabının yazarı Sevil Kuzu, “Bir şair olarak yaşadığı dünyaya karşı umutlu, dimdik ve eleştirel bakabilmesi çocukların ve yetişkinlerin ortak noktası olan masallara yaklaşımını beslemiş gibi görünüyor. Şiirleri, denemeleri ve yaşadığı dünyaya getirdiği eleştirileri düşünürsek tüm bunların yanı sıra bir de masal türüne yönelmek yine ancak bir şairin aklına gelebilirdi” ifadelerini kullandı.
Çağdaş Masalın İzinde Cahit Zarifoğlu Anlatıları kitabının yazarı Sevil Kuzu ile Ketebe Yayınları’ndan yeni çıkan kitabı üzerine konuştuk. Şair olarak sevdiğimiz ve beğendiğimiz isim olan Cahit Zarifoğlu’nun masal türüne bakışına dair izler bu söyleşide.
Cahit Zarifoğlu daha çok öne çıkan yönü şairliği, çeşitli türlerde yazmış olmasına rağmen onu adlandırırken şair diyoruz. Böylesine çok yönlü birinde masal kavramını ele almaya yönelme amacınız neydi?
Cahit Zarifoğlu’nun “masallarla örülü” dünyasını, en az şiire yaklaşımı kadar sıra dışı buluyorum. Sıra dışı demek ne kadar doğru emin değilim ama burada kastettiğim yazarın “Cahitçe” bir tavrı olduğu… Zarifoğlu’nun şiiri ne kadar derinse; ilk adımda, “anlatı” olarak tanımlayabileceğimiz metinleri de bir o kadar derin ve çok sesli bir özelliğe sahip. Çocuklar, şiirler ve masallar… Bu temalar, hem şiirlerinde hem anlatılarında bizi selamlıyor. “Selamlıyor” diyorum, çünkü sadece karşımıza çıkmıyorlar, baktığımız her dizeden ya da masaldan bize selam veriyorlar. “Buradayız” der gibi. Metinlerde, hep birlikte var oluyor gibiler. Öte yandan 2019’da, Çocuk Edebiyatı Tercüme Ofisi (ÇETO) dergisini çıkardığımız dönemde “Cahit Zarifoğlu Şiirinde Çocuk” adlı bir dizin çalışması yapmıştım. Yaptığım inceleme de bana bu temaların Zarifoğlu’nun eserlerinde birlikte ele alındıklarını dolayısıyla masal dünyasına da bir kapı araladıklarını gösterdi. Yani diyebilirim ki şiirde ve masaldaki tavrı bana kalırsa ortak bir temada buluşuyor: Çocuk. Diğer taraftan Zarifoğlu, birçok konuşmasında anlatılarındaki masal ögelerini zaten açık ediyor. Masal türüne olan ilgisini anlamak zor değil. Cahit Zarifoğlu, benim gözümde zihnindeki “masal dünyasını” her daim var edebilen bir şair.
Masal anlatısı insanlığın en kadim öğretilerinden biri o kadar ki; sözlü kültür masallar aracılığıyla gelişmiştir. Günümüzde de bu kültür devam etmektedir. Kadim masalı ve çağdaş masalı ayıran farklar sizin için nelerdir?
Kadim masal öğretileri; kahramanları, iyilik ve kötülük unsurları, mekân kullanımı ve kahramanların varoluş yolculuklarıyla masal türünü her anlamda hayatımızın ta içine kadar alır, kabul eder. Söz gelimi Keloğlan, padişahın kızına talip olurken “eksikliğine” değil, kendi “yoluna” odaklanır. Böylelikle umutla nihai hedefine doğru gider. İşte kadim masallar tam da böyledir ve yüzyıllardır hep bizimledir. Çağdaş ya da modern masal olarak tanımladığımız masallarda ise kahramanlar, yolculuklar, masal dünyası biraz daha değişmiş hâldedir. Yaptığım çalışmanın da gösterdiği gibi masalın yapısı ve öğeleri ise özünde aynıdır. Biz de zaten tam bu sebeple masal türünün yapısal unsurlarıyla çağdaş masal örneklerini konuşuyoruz. Zarifoğlu’nun çağdaş masalından bir örnek verelim: Katıraslan’da, bir yolculuğa çıkan tilki ve aslan vardır. Masalların özündeki en önemli motif olan yolculukla başlayan bu anlatı, gitgide çağdaş bir masala dönüşür. Burada hem masalların vadettiği gibi dönüşen kahramanlar hem de çağımıza getirilen bir eleştiri vardır. Zarifoğlu, insanların avlanması davranışı üzerinden çağa sözünü masal unsurları vesilesiyle söylemiş olur. Bana göre, kadim masalın ve çağdaş masalın uzlaştığı ve ayrıştığı, nihai olarak da bütünleştiği sınırlar bu şekilde oluşuyor.
Masallar daha çok dönüşümü savunuyor
Masalların ana konusu, sadece iyiyi kötüden ayırma duygusu üzerinde midir yoksa masal yoluyla öğrenilen gerçekler nasıldır? Kahramanlık masalları da var. Tüm bunlar etrafında masal anlatısı kültüre nasıl bir katkı sunar?
Kahramanların iyi ve kötü olarak ayrışmaları, masallarda bir yolculuk süreciyle başlıyor. Ancak burada, keskin bir ayrımdan söz etmeyiz. Çünkü masalda umut hep var. Umudun olduğu yerde de sınırları net olarak çizilmiş bir kötülüğü kabul etmek masal dünyasına aykırı. Yani, her ne kadar masallarda iyi kahraman ve kötü kahramanlarımız var olsa da “kötü”nün iyiye; “iyi”nin “kötü”ye dönüşmesi çok olasıdır. Zaten masallardan beklenen de tam olarak budur. Masal okuyucusuna/dinleyicisine, iyinin iyi kalması, kötünün ise iyiye dönüşebilmesi umudu aşılanır. Öte yandan, kahramanın iyiliği ve kötülüğünden bağımsız olarak çıktığı her yolculuğun sonu, kendi iç dünyasına çıkar. Bu durum, Carl Gustav Jung’ın kahramanlık arketipinde, bir kahramanın “kendi ejderhasıyla yüzleşmesi” söylemiyle açıklanır. Masalın bize sunduğu öğreti budur. Çıktığın yolculuktan, dışarıdan ya da içeriden gelen kötülükle yüzleşerek geri dön! Zarifoğlu, hayvan kahramanlarıyla masalın bize sunduğu bu öğretiyi destekliyor. Tilki ve aslan, birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar. Yolculuk nihayete erdiğinde, aslanın kendini sorguladığını görüyoruz. Bu sorgulama, iyilik ve kötülükle; kötülüğün iyiliğe üstün gelip gelmeyeceğiyle ilgilidir. Aslan, buradaki söyleme göre ya kalbi mertebe atlayan bir aslana dönüşecek ya da aynı kalacaktır. “Mertebe atlayan aslan”, işte masallarda görmek istediğimiz şey tam da bu. Masallarda her şeyin mümkün olabilme durumu ve bu durumun bize aşıladığı umutlu hâl dünyanın hâlini güzelleştiriyor. Masallar, bu yolla geçmişi, şimdiyi ve geleceği bu umutla birlikte var edebiliyor. Dahası, şu an dinlediğimiz masallara bakarsak, ortak bir iyiyi işaret ettiklerini; kültürel değerlerimizi, birliğimizi ve bir arada mutlu olabilme ihtimalimizi hatırlattıklarını görürüz. Dilimizden düşmemelerinin sebebi bundandır. Hâlâ çocuklar masallarla uyuyor. Bu masalları “uyduran” da okuyan da biz yetişkinleriz. Bu, masalların bizi ve dünyayı güzelleştirdiğinin en güzel kanıtı değil mi?
Cahit Zarifoğlu masallarının ana temaları nelerdir? Zarifoğlu sizce bu temaları kullanarak roman yazamaz mıydı, neden masalı tercih etti?
Cahit Zarifoğlu’nun kurduğu masal dünyası, gerçeklikle olağanüstülüğün iç içe geçtiği, olağanüstülük ve sıradanlıkla örülü kahramanların ise zaman zaman çatıştığı anlatıları ortaya çıkarmış. Yazarın masallarında; kâinatı tefekkür etme, yolculuk, modern hayat eleştirisi, avlanma, insanlığın kötülükle teması gibi temalar öne çıkıyor. Tabii masal dünyasının bir gerekliliği olarak da iyilikle ilgili unsurlar da ön planda duruyor. Anlatımında ve bize sunduğu temalarda tümüyle bir kötümserliğe rastlamıyoruz. Ancak maalesef her masalı da mutlu sonla bitmiyor. Bu da masallarındaki gerçekçi bakış açısından kaynaklanıyor olmalı. Masallarında, avcıların hayvanları avlaması “canavarca” bir tutum ve bir çağdaş masal eleştirisi olarak sunulurken, kiraların ateş pahası olduğu şehirlerden de söz ediliyor. Öte yandan “Yürekdede ile Padişah”ta, tatlı bir nine ve dedenin iyilikle yükselişine ya da “Serçekuş”ta, bir serçeyi kâinatın varlığı üzerinden tefekkür etmesine şahit olabiliyoruz. Cahit Zarifoğlu’nun on üç anlatısının türü konusunda bazı kaynaklarda birtakım değerlendirmeler bulunuyor. Yazarın konuyla ilgili kendi değerlendirmesi de mevcut. Hatta bir söyleşide, ilk yazdığı masallar için “Bunlar, masal özellikleri olan romanlar veya roman özellikleri olan masallar.” diyor. Neden roman değil de masal? Cahit Zarifoğlu, çocuk ve masallarla olan bağını hep sağlam tutmuş bir şairdi. Yazı dili ve anlatımı masal türüyle tamamen bütünleşmişti. Belki de onu masala yaklaştıran buydu.
Sıradışı olma tüm yapıtlarında var
Zarifoğlu masallarında şairliğiyle ortak ögeler bulmak arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz. Bu fikir ancak şairin aklına gelirdi diyeceğiniz bakış açıları mevcut mu?
Cahit Zarifoğlu’nun, gerek çocuklarla gerekse masallarla kurduğu güçlü bağ ve bu yolla oluşan bazen sıra dışı, bazen de olağan ögeler içeren dünyasının tüm edebiyat uğraşını kuşattığını düşünüyorum. Başta sözünü ettiğim gibi bir kere masal türünün en baş okuyucusu/dinleyicisi olan çocuklarla yakından ilgilenen ve onları gözlemleyen bir yazar ve şair olarak karşımızda duruyor. Şiirlerinde “çocuğun” adı ve yeri var. Öte yandan şiirsel duyuşunu masallarında da görüyoruz. Naif diliyle dikkat çekerken, şiir dilinin imgesel dünyasını masal türüne de yansıtıyor. Bir serçe vesilesiyle varlık üzerinden tefekkür etme hâlini aktarmak ancak bir şairin aklına gelirdi, diyebilirim. Bir şair olarak yaşadığı dünyaya karşı umutlu, dimdik ve eleştirel bakabilmesi çocukların ve yetişkinlerin ortak noktası olan masallara yaklaşımını beslemiş gibi görünüyor. Şiirleri, denemeleri ve yaşadığı dünyaya getirdiği eleştirileri düşünürsek tüm bunların yanı sıra bir de masal türüne yönelmek yine ancak bir şairin aklına gelebilirdi.
Zarifoğlu’nun yolundan giderek yeni bir çocuk edebiyatı alanı açmak mümkün mü? Metinler buna imkân tanıyor mu?
Cahit Zarifoğlu, çocuklar için edebiyatın gündeme geldiği 1980’li yıllarda bu alanın farkına varan nadir isimlerden biri. Bu alana dâhil edilebilecek olan ilk eseri Serçekuş’u 1983’te yayımladı. Peşinden de Katıraslan’ı ve diğer eserlerini... Bu beş eser ve içerdikleri toplam on üç anlatı, çocuk edebiyatı için ayrı, yetişkinler için ise ayrı olarak basıldı. Zarifoğlu, sadece çocuklar için yazmaya niyet etmekle kalmamış, çevresinde bulunan kalemi güçlü yazarları da çocuk edebiyatına yönlendirmiştir. Kendisiyle yapılan söyleşilere ve kendi beyanlarına baktığımızda bunu anlıyoruz. Bana kalırsa, Zarifoğlu yeni bir çocuk edebiyatı bakışının adımlarını yıllar önce atmıştı. Basıldıkları günden bu yana bu metinleri konuşuyor ve üzerinde çalışıyorsak, Zarifoğlu masallarının buna imkân tanıdığını, dahası bunun çok da elzem olduğunu söyleyebilirim.
Yorum Yaz