Mozaik sanatında bir tabuyu yıktım

KÜLTÜR SANAT

Sanatçı Hülya Vurnal İkizgül, Litros Sanat’ın yeni sayısında sorularımızı içtenlikle yanıtladı: “1950’lerde Bedri Rahmi Eyüboğlu kendi resim dilini mozaik ile mimariye giydirmiş, mimar ressam ilişkisini başlatmış öncü bir sanatçıdır. Dünya tarihi boyunca gelişimini mimariyle yapmış olan bu sanatı, Bedri Rahmi'nin tersine 1990’larda günümüz sanatında hak ettiği yerini alması için bağımsız bir sanat olarak sanat galerilerine taşıdım. Mozaik sanatının ‘mimariyle bir bütündür’ tabusunu yıktım!”

Litros Sanat Gazetesi sayfalarımıza kıymetli sanatçılarla yaptığımız söyleşileri taşımaya devam ediyoruz. Bu sayıda yine çok değerli bir ismin söylemlerine aracılık ediyoruz; sanatçı Hülya Vurnal İkizgül’ün… Ressamlığının yanı sıra Türkiye’nin ilk mozaik sanatçılarından biri olan Hülya Hanım ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanatın kendisi için ne anlama geldiğini, sanat yolculuğunun geçmişten günümüze nasıl şekillendiğini ve elbette dahasını konuştuk, buyurun sohbetimize…

Nasılsınız, bir sanatçı olarak şu ara yaşama dair neler düşünüyorsunuz? Kişisel gündeminizde neler var?

İster istemez her şeye karşı daha duyarlı oluyoruz ve yaşama dair verdiğimiz tepkiler üretimlerimize yansıyor. Bu nedenle her sanatçı kendi zamanına ait izler barındırır. Günümüzde her şey değişken ve kaygan. Bu değişimin içinde daha dinamik olmak zorundayız. Kişisel gündemim de uzun süreli üretimimden sonra geçen sene biri yurtdışı olmak üzere dört solo sergim oldu. Maji Art Gallery İstanbul ve Bodrum’da “Annem Bir Dağ Geyiği”, TUSAŞ için Paris’te “Gökyüzünden Sanata Uzanan İlham” ve Orhan Holding Eğitim ve Kültür Vakfı'nda “Eğitime Katkı” solo sergilerim gerçekleşti. Hemen arkasından büyük kurumlara mozaik eserler yaptım. Şimdilerde yeni işler için yeni soluklanıyorum...

Sanat kavramsal olarak sizin için ne demek?

Sanat keşfetme değil deneyimleme yeridir. Hiç bir zaman bitmeyen, cevabı bulunmayan bir soru şekli, tepki verme, var olma biçimidir.

“Referanslarım doğadan ve yaşamdan”

Kendi sanat üslubunuzu teknik ve içerik olarak nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar’ın araştırıcı, deneysel eğitim ekolünden gelen bir sanatçıyım. Sanatsal dilimi çoklu malzeme ve tekniklerle deneyimlemeyi seviyorum. Geleneksel pentürün dışına çıkıp, malzemeyle kurduğum ilişkiyi alışılmışın dışında izleyiciye sunuyorum. Doğal malzemeleri sabırla belli işlemlerden geçirerek fikrime hizmet edecek hale getiriyorum. Kısaca referanslarımı doğadan ve yaşamdan alıyorum.

Buradan mozaik sanatına gelmek istiyorum, bu sanata ilk olarak nasıl başladınız, nasıl ilgi duydunuz?

Üniversitede resim atölyesi ve duvar resmi atölyesi olmak üzere iki atölyede ders görüyorduk. Tezimi duvar tekniklerinden biri olan mozaik sanatı üzerine hazırladım. Benim dönemimde araştırma imkânları bugünkü gibi zengin değildi. Tezimi yeterli yazılı kaynakça olmadığı için (Bir tek Fethi Arda'nın “Duvara Çakılı Resim” tezi dışında) Türk resim sanatının şimdi hayatta olmayan çok değerli isimleriyle birebir görüşerek yazdım. Bu zor süreç beni bütün sanat hayatımda faydasını göreceğim bir yere taşıdı. Davasına düştüğüm bu sanata dair neyin yapılıp, neyin yapılması gerekliliği üzerine bilinçlendim. Zamanına göre yapılması gerekeni yapabilmek için yola çıktım.

“Bu tabuyu yıktım”

Yanlışım varsa lütfen düzeltin, Türkiye’nin ilk mozaik sanatçılarından birisiniz... Mozaik sanatına yön de vermiş oluyorsunuz böylece haksız mıyım?

Evet haklısınız. Dönemimde mimariden ayrı düşünülmeyen mozaik sanatını mimariden çıkarıp günümüz sanatına ayak uydurabilecek yeni teknik ve malzemelerle sanat galerilerine taşımam Türk resim sanatında alışılmadıktı. 1950’lerde Bedri Rahmi Eyüboğlu kendi resim dilini mozaik ile mimariye giydirmiş, mimar ressam ilişkisini başlatmış öncü bir sanatçıdır. Dünya tarihi boyunca gelişimini mimariyle yapmış olan bu sanatı, Bedri Rahmi'nin tersine 1990’larda günümüz sanatında hak ettiği yerini alması için bağımsız bir sanat olarak sanat galerilerine taşıdım. Mozaik sanatının “mimariyle bir bütündür” tabusunu yıktım. Şunun altını da çizmek isterim. Mozaik sanatının mimariyle birlikteliğine karşı değilim. Sadece çağını yansıtacak şekilde geleceğe iz bırakmasını istiyorum. Hayran olduğum Antoni Gaudi bir mimar ve sanatçı olarak bunu çok iyi gerçekleştirmiştir. Bedri Rahmi de ben de çağımızın gerekliliği doğrultusunda ürettik. Ayrıca sanatçı sanatın hangi disiplininden olursa olsun, kullandığı teknikle sınırlandırılmamalı ve teknik sanatsal fikrin önüne geçmemelidir.

“Yeni bir dil oluşturduğumu düşünüyorum”

Sanatınız zaman içerisinde nasıl yönlendi, gelişti ve şekil aldı? Bugünkü haline nasıl ulaştı?

Ayasofya Müzesi’nde açtığım ilk solo sergim Türkiye için de bir ilkti. Ağır ve zor tekniğiyle, mimariyle bir bütün ve değişmez sanılan bu sanatı, yeni tekniklerle büyük ve hareketli formlarda bağımsız olarak sergilenmesi, döneminde alışılmadıktı. Bu serginin Türkiye’yi temsilen Fransa hükümetinin daveti ile Marseille İstrés Musée d'Art Archeologique’ye gitmesi ve oradan çağdaş mozaik sanatı adına uluslararası iki ödül ile dönmem başlangıç için çok kıymetliydi. Sonrasında Topkapı Müzesi Darphane-i Amire’de Türkiye için ilk olan büyük ebatlı mozaik heykellerim sergilendi. Four Seasons Hotel’in tarihi mimarisinde taşınabilir eserlerimi uyguladım. Vakko Sanat Galerisiyle çalıştım. Vitali beyin sanatıma verdiği değer çok kıymetliydi. Sonrasında birçok galeride 21 solo sergim ve birçok karma sergim gerçekleşti. AIEMA ve AIMC (Amerika ve Avrupa Mozaik Araştırma Derneği) üyesi olarak, uluslararası birçok sempozyum ve seminere katıldım. Uluslararası birçok yayın kuruluşlarında bildirilerim ve makalelerim yayınlandı. Eserlerim birçok müze ve koleksiyonlara girmeye başladı. Mozaiğin kalbi bölgelerimizde çağdaş mozaik eğitim projelerinde eğitimci ve sanatçı olarak yer aldım. Üniversitelere bağlı bir bölüm olmasını ve yeni nesillerin yetişmesini istedim. Düşündüğüm hedefe tam ulaşamasam da günümüzdeki çağdaş mozaik sanatçılarına ve sergilerine zemin oluştu. Bu ilkler o dönemlerde zor olsa da bu gün dünya sanatında mozaik sanatı kendini sürekli deneyimlediği yenilediği yerdedir. Tekniğimin çeşitliliğiyle çağdaş Türk resminde ve mozaiğinde yeni bir dil oluşturduğumu düşünüyorum.

Genç sanatçılara neler söylemek istersiniz?

Çok derin geçmişi olmayan çağdaş Türk resim sanatında Türkiye koşullarına rağmen, sorgulayıcı, araştırıcı, yenilikçi, farklı malzemelere açık, özgün ve sabırla cesaretle üretmelerini tavsiye ederim. Sanat denen bu zorlu ve kalabalık yolda söyleyecek yeni sözleri varsa öyle yola çıksınlar.

“Fuarların çoğalmasıyla dinamizm arttı”

Türkiye sanat ortamı içerisinde sorunlu olarak gördüğünüz konular var mı, Türkiye sanat piyasasını takip ediyor musunuz, değerlendirmeniz nedir?

Öncelikle şunu söylemek isterim, sanatı zanaattan ayıran özgün, güçlü bir tasarımdır. Malzeme ve teknik ne olursa olsun, sanatçının fikrinin önüne geçtiğinde orada “kitsch” başlar. Sadece mozaik sanatında değil günümüz sanatında bu “kitsch”i çokça görüyoruz. Sanat piyasasına gelirsek, önceleri Türkiye’de yeni deneylere kapalı, tutucu bir tavır vardı. 90’larda tek olan sanat fuarında aynı isimler dönüyordu. Günümüz sanat ortamında fuarların çoğalmasıyla dinamizm arttı. Genç sanatçılarla yeni kan kazandı. Artık sanatta yeniye açık arayışlar başladı. Dünya sanat piyasasında Türkiye tanınırlığını arttırarak yükselen bir pazar oluşturmuştur.

Bir diğer sorum Türkiye’deki üniversite veya ilgili akademilerde sanat eğitimini yeterli buluyor musunuz, düşünceleriniz nedir?

Üniversiteler kendimizi deneyimlediğimiz, teknik bilgileri aldığımız, algılarımızı geliştiren önemli bir yer. Burada yeterli eğitimi almadığımızda sanatta kavram kargaşası yaşıyoruz. Benim zamanımda olduğu gibi şimdi de öğrencinin yeteneğinin her zaman doğru yönlendirildiğini düşünmüyorum ve yeterli görmüyorum. Fakat aynı zamanda akademi hepsi olamaz. Sorgulama ve araştırma yetiniz olmadan kendinizi yetiştirmeniz mümkün olmuyor. Akademide başlayıp kişinin kendisinde bitiyor.

“Reddedilemez bir başarıdır”

Siz kendi uzun sanat ve yaşam yolculuğunuza şöyle bir dönüp baktığınızda; bu yolculuğu nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz? 

Sevdanız, davanız, yeteneğiniz,  üretkenliğiniz varsa eğer, önünüze ne konursa konsun, onu mutlaka şekillendiriyorsunuz. Özgünlük ve öncülük uzun ve yorucu bir savaş gerektirir. Kalıplaşmış var olanla savaşıp ve olmayanla yapılanmaya çalışırken o an kabul görmeyi beklemezsiniz. Yalnızsınızdır. Verilen emek, yapılan iş görünür kılındığında artık reddedilemez bir başarıdır.

“Üretmeye devam etmek istiyorum”

Bundan sonrası için kaygınız, hayaliniz, planınız ve istekleriniz nedir, ne yapmak istiyorsunuz?

İsteklerimiz kaygı, hayal ve plan olmadan gerçekleşmiyor. Her yaptığımız iş, bir sonrakinin habercisi oluyor. Ama asla tekrarı değil. Fikirlerime ve sanatıma hizmet edecek yeni malzemelerle sürekli kendimi yenileyerek üretmeye devam etmek istiyorum. Yapmak istediğim araştırmalarım ve yazmak istediğim makalelerim var onlara da zaman ayırmam lazım. Ayrıca çağdaş mozaik sanatı üzerine kitap yazmak istiyorum.

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci, TV yapımcısı, moderatör ve yönetmen. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile gazet ...

Yorum Yaz