Kendini sevme temrinleri ya da "Her Öyle Olana Böyle Olmadı"

KİTAPLIK

Bir yazar için hevesle kitapları beklenen biri olmak büyük bir şans. Çıkacak o kitabı merakla bekleyen okuyan okur olmaksa ayrı bir lütuftur. Ayşegül Genç benim için her kitabını merakla beklediğim bir yazar oldu. En çok söyleşi yaptığım yazar aynı zamanda. Soru Sormak Güzel Geliyor ciltlerimde onunla yaptığım söyleşilere yer verdim. Aynı zamanda Kelimelerdir En Büyük Vatanım adlı eleştiri kitabımda onun Ceylan Uykusu adlı kitabı hakkında da yazmıştım. Şimdi Ketebe Yayınları’nın ilgi çeken yeni serisi Nivola’dan çıkan yeni bir kitapla okuru selamlıyor Ayşegül Genç, yani Her Öyle Olana Böyle Olmadı ile.

Gerçekleşmemiş ihtimallere övgü

Pencereden bakarken adeta 93 yılına ışınlanıyoruz. Eserin arka kapağından da anlaşılacağı üzere, vazgeçilmiş buluşmalar ve gerçekleşmemiş ihtimaller her şeyden daha diridir belki de. Kendi kişisel yaşamımda da bunun her zaman böyle olduğunu düşündüm, garip bir biçimde. Elimde bir başka kitap daha var üstelik: “Kaçırdıklarımız” Adam Phillips’in Yaşanmamış Hayata Övgü alt başlığı ile sunulan eseri bana biraz da bu cümleleri hatırlatıyor. Çünkü bu ihtimallerin daha diri oluşu, insanı bir süre sonra hayattan koparıyor gibidir. Bakalım Ayşegül Genç karakterini nasıl kurgulamış? Ona bu ruh ikliminde nasıl ferahlık anları aşılamış? Onu bir şeylerden nasıl çekip kurtarmış? Bir hikaye kahramanı olarak onu var ettiğinde mi ona can vermiş?

Kelimeler gibidir en büyük evi

Eser yazarın çocukluğuna hatta on dört yaşına seslendiği, adeta kendiyle konuştuğu bir bölümle açılır. Yazar kırk beş yaşın kelimeleriyle on dört yaşındaki o çocuğu anlatacak gibidir. Kendine karşı sevgisi azdır bu karakterin. Ancak kendini sevme temrinleri ya da ümidi konusunda da inancı büyüktür. Bir yere alışamaz öte yandan. Bir yeri evi göremez. Evinde hissedemez bir türlü. Kelimeler gibidir en büyük evi.

Bununla beraber genç karakterimiz bana Emine Batar’ın Islıkla Çağrılan adlı eserindeki ana karakter Kadir’i anımsattı. Çok sevdiğim bir eserdir. Hatta bu eseri sevenlerin Ayşegül Genç’in bu yeni kitabını da severek okuyacaklarını düşünüyorum. Bir gencin psikolojisini, açmazlarını ve hayallerini yansıtıyor iki eser de.  

Tanıdık acıları resmediyor

Aynı zamanda 93 yılına ait esintileri de gözlemliyoruz. Bu yüzden eserin o yılları anımsatan nostaljik bir yönü olduğunu da ifade etmek gerekir. “Yara” bölümünün sonlarındaki üslup ise bana Güray Süngü’nün üslubunu anımsatıyor. Bu yüzden ayrı sevdim bu eseri. Kendine sarılıp ısınamaz aslında karakterimiz. Annesine de sarılamaz. Bu aslında karakterimizi kimsesiz bırakır biraz da yeryüzünde. Böylece tanıdık acıları resmeder Ayşegül Genç eserinde. Havada kalan elleri hatta hayalleri resmeder biraz da:

“Sadece çok sevenler ve çok merhametliler onarıp sağlamlaştırıp bütünlüyorlar her şeyi. Bir onların elleri kesik değil. Çok sevseydin o eli tutardın anladım. Çok merhametli olsaydım o eli tutardım anladım. Yine de sana çok darıldım o gün. Sırtımı döndüm. Ağladım biraz.”

Bazen kendiyle kavga eder karakterimiz. Bazense kendine koşar. Eseri bir “kendilik psikolojisi” bağlamında ele almak ve incelemek de mümkün bana kalırsa. 

Kendi ellerinden tutan bir karakter

“93 yazı gelip çattığında zaman bizi aynı yerde buldu. Sen kitapların ortasında, sır göğsümün ortasında, hayat türbe önündeki ağaçların altında. Her şey yerli yerindeydi.”

Kitaplardan vazgeçemeyen bir genç karşımızdadır. Eser boyunca anlarız ki kendini avutan bir karakterdir karşımızda olan. Hatta bu ikilemde kendinin ellerinden tutan. Gerçekleşmemiş olan ya da kurguya dahil edilmiş olan, bir süre sonra bir kurgunun parçası olan her şey bu kitapta gerçeklerden daha çok can acıtıyor ve biz okurları bu hikayeye sıkı bir biçimde bağlıyor. Karakterin “Beni anlattın ve bitirdin.” dediği yerde bitmiyor bu hikaye. Hikayeyi içselleştiriyor, kendimizi o karakterin yerine koyuyoruz. Bir köpek dişi bazen kalbe bir ukde gibi yerleşiyor. İlk sevdanın ışıklarını yakıyor.

Kırılgan bir yönün dünyası

Aynı zamanda kırılgan bir yönü vardır adeta bu karakterin. O herkesten saklanan kırılgan yön bu eserde ön plandadır. Anlatıcı kendine seslenirken devamlı bu kırılgan yönün dünyasıyla karşılaşırız. 

İç alemdeki iki dünya arasında bir seyahate çıkarız bu eserde. Bazen hızlı bir biçimde düşer gibi hissederiz bazen insanın “en şerefli yönü” misali yükseliriz. İnsan olan yanımızla karşılaşırız.  

Bir gencin iç dünyasını, çalkantılarını dile getiriyor yazar. Hepimiz bir zamanlar gençtik. Ve o zamanların dertlerini, arada kalmışlıklarını temaşa ediyoruz ilgili eserde. Ayşegül Genç, bu yeni eserinde bir bedende iki dünyayı resmediyor. Biz okurlara da yakamıza bir gül gibi takmak düşüyor bu kıymetli eseri. Ayşegül Genç’ten nice yeni eserler beklemek hakkımız bu yüzden.

Yorum Yaz