Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazan: Mustafa Uçurum
Abdullah Harmancı; öykücü, akademisyen. Klâsik akademisyen kalıplarına sığmayan bir tavır ve içtenlikle edebiyat dünyasının tam da içinde yer alıyor. Son yıllarda yoğunlaştığı çocuk edebiyatı alanında da kısa sürede söz sahibi oldu. Ele aldığı işleri öylesine değil de yürekten sahiplenmesinin bir sonucu bu başarı. Çocukların dünyasına seslenen kitaplara bir yenisini daha ekledi Harmancı. Beyaz Bulut Yayınları arasında çıkan Tuga ile bu kez farklı bir maceranın kapısı aralanıyor.
Harmancı’nın metinleri, masalın ve felsefenin sınırında dolaşan bir zenginliğe sahip. Hayatın gri tonlarını, çocukların dünyasına taşıyor. Tuga da bu anlayışın bir yansıması.
Kitabın merkezinde Tuga adlı bir karakter duruyor. Siyah pardösülü, siyah gömlekli, siyah kravatlı. Her şeyi baştan aşağı siyah. İncecik bir bıyığı var. Kapkara gözlüklerinin içinden çocuklara bakıyor. Kıpraşan burun delikleriyle sokağı kokluyor. Pardösüsünün yakaları kalkık. Omzundan topuklarına kadar uzanan bir pelerini var. Pelerine dikkatle bakıldığında içinde yaldızlı siyah yıldızların parladığı görülüyor. Dediği ilk cümle şu. “Bir kelime var. Bütün insanları içine alıyor. Ben o kelime için şu yaşıma kadar didindim.” (s. 7) Bu cümle, kitabın anahtarını veriyor. Tuga, tuhaf giyimli adam. Bir arayışın içinde.
Tuga, çocuklara hayatın görünen yüzünün ardındaki gizemi anlatıyor. Anlattığı hikâyeler, bir kule, bir mağara, bir kasaba üçgeninde geziniyor. Bu mekânlar, insanın iç dünyasının birer yansıması gibi. Kule, esareti simgeliyor. Mağara, karanlığı ve bilinmezliği. Kasaba, alışkanlıkların ve tekdüzeliğin temsili. Tuga, bu mekânlarda dolaşırken çocuklara özgürlüğü fısıldıyor. “Dünyadaki her şeyi kapsayan bir kelime var çocuklar...” dedi. Ekledi. “Özgürlük.” Nefes aldı. “Özgürlüğümüz için bir şeyler yapmalıyız.” (s. 61) Bu fısıltı, kitabın duygusal merkezini oluşturuyor. Özgürlük, sadece fiziksel bir kurtuluş değil. Zihinsel ve ruhsal bir arınma. Tuga, çocuklara bunu anlatıyor.
Kitabın diğer öyküleri de benzer temaları işliyor. Hurghada’da Melisa adlı bir kız çocuğu var. Rüyalar görüyor. Bu rüyalar, onun bilinçaltının bir yansıması. Babası ona “Melisa, kalabildiğin kadar kalmaya çalış.” diyor. (s. 72) Bu cümle, rüyaların ve hayallerin önemini vurguluyor. Melisa, rüyalarında bir balık kafalı adamla karşılaşıyor. Bu adam, ona “Benim de evim olabilirdi.” diyor. (s. 73) Bu cümle, toplumsal duyarsızlığa bir eleştiri. Melisa, bu rüyalardan dersler çıkarıyor. Sonunda bir deniz kabuğu buluyor. Bu kabuk, onun rüyalarının ve gerçekliğinin kesiştiği nokta.
Mutluluk Operasyonu’nda iki iş adamı var. Şemsettin Çoksatar ve Nurettin Yoksatar. İkisi de işlerine aşırı düşkün. Ailelerini ihmal ediyorlar. Eşleri ve çocukları, onları kaçırıyor. Aslında bu bir oyun. Onları bir kamp tatiline götürüyorlar. Amaç, onlara gerçek mutluluğun ne olduğunu göstermek. Bu öykü, mizahi bir dille yazılmış. Ama altında ciddi bir eleştiri var. İnsanların para ve iş hırsıyla nasıl körleştiğini anlatıyor. Tom Casper Neden Ağladı’da dünyanın en zengin adamı var. Tom Casper, yoksul evlere girip ceplere para bırakıyor. Bu, onun babasının hayali. Babası, “Eğer bir gün zengin olursam, cebime küçük banknotlar doldurup yoksul insanların evlerine gizlice gireceğim.” demiş. (s. 89) Tom, bu hayali gerçekleştiriyor. Çekikgöz Fesleğen Efendi’de bir devlet memuru var. Fesleğen Efendi, sigara içiyor. İzmaritlerini fırlatıyor. Bir gün bu izmaritler, onun karşısına dikiliyor. Onlardan özür dilemesi gerekiyor. Bu öykü, çevre bilincini ve sorumluluk duygusunu işliyor.
Zengin Adam ve Sarı Kız’da bir zengin adam çıkıyor karşımıza. Yalnız ve yaşlı. Sarı bir kız çocuğu ona hediyeler getiriyor. Adam, bu hediyeleri kaybediyor. Kız, sonunda “Zengin olmak istemezdim.” diyor. (s.124) Bu öykü, maddiyatın maneviyatı öldürdüğünü anlatıyor.
Abdullah Harmancı’nın üslubu, şiirsel ve akıcı. Dili, sade ama derin. Anlatım biçimi, masal ve gerçeklik arasında gidip geliyor. Ritmi, yavaş ve sindirerek ilerliyor. İmgeleri, renkler ve kokular üzerinden kuruyor. Anlatıcı tavrı, şefkatli ve sorgulayıcı. Metinlerinde çocukların saf bakış açısını koruyor. Onlara tepeden bakmıyor. Onlarla birlikte keşfediyor. Bu yönüyle, çocuk edebiyatında farklı bir yerde duruyor kitap. Didaktik olmaktan kaçınıyor. Öğüt vermek yerine, deneyimletiyor. Okuru, hikâyenin içine çekiyor. Tuga’da bu tavır, daha da belirgin. Tuga, çocuklara bir şeyler öğretmeye çalışmıyor. Onlarla sohbet ediyor. Onların sorularına cevap veriyor. Bazen cevap veremiyor. Bu, onu daha insani kılıyor. Kitap, klasik masal kalıplarını kırıyor. Yeni bir anlatım deniyor. Bu deneme oldukça başarılı. Herkes, kendi payına düşeni alıyor Harmancı’nın anlatılarında.
Tuga, bir çocuk kitabı olarak görünse de alt metinleriyle yetişkinleri de davet ediyor bu maceraya. Özgürlük, esaret, yalnızlık, paylaşma, sorumluluk gibi temalar, evrensel. Bu temalar, çocukların dünyasında nasıl karşılık buluyor? Harmancı, bunu başarıyla gösteriyor. Çocuklar, bu kavramları somutlaştırıyor. Kule, mağara, kutu, kartal, kaplumbağa gibi imgelerle sağlanıyor bu anlatım. Bu imgeler, çocukların hayal gücünü besliyor. Onlara, hayatın karmaşıklığını anlatıyor.
Harmancı, çocukların zekâsına güveniyor. Onlara basit cevaplar vermiyor. Karmaşık sorular soruyor. Bu sorular, onların dünyasını genişletiyor. Kitap, bu yönüyle, bir davet. Okuru, kendi içsel yolculuğuna çağırıyor. Tuga, bir rehber. Ama yolcu, okurun kendisi. Bu yolculuk, bazen karanlık, bazen aydınlık, bazen kule, bazen mağara, bazen kasaba ama her zaman, insanın kendisi. Harmancı’nın dili, bu yolculuğa eşlik ediyor. Kelimeler, birer tuğla gibi. Cümleler, birer basamak. Okur, bu basamakları çıkarken, kendi hikâyesini keşfediyor. Kitap, bu yönüyle, sadece okunmuyor, yaşanıyor.
Kitap bittikten sonra bile, zihinde dönüp duruyor. Tuga, bir karakter olarak, okurun zihninde yer ediyor. Siyah pardösüsü, kapkara gözlükleri, incecik bıyığıyla. Ama en çok, sesiyle. İnce ama biraz da cızırtılı. Bu ses, okurun kulağında çınlıyor. “Bir kelime var. Bütün insanları içine alıyor.” (s.7) Bu kelime, özgürlük. Harmancı, bu kelimenin peşine düşüyor. Kitap boyunca, bu kelimeyi arıyor. Sonunda buluyor mu? Bunu okura bırakıyor. Bu, kitabın en büyük erdemi. Okuru, pasif bir alıcı olmaktan çıkarıyor. Aktif bir katılımcı yapıyor. Kitap, bu yönüyle, bir oyun gibi. Okur, bu oyunun bir parçası. Tuga, bu oyunun kılavuzu ama kuralları, okur koyuyor. Bu, çocuk edebiyatında nadir görülen bir yaklaşım. Harmancı, bu yaklaşımıyla, çıtayı yükseltiyor.
Tuga, bir uyarıcı. Okura hayatın renklerini gösteriyor. Siyah, beyaz, gri. Ama en çok, mavi. Turkuaz. Camgöbeği. Bu renkler, umudun renkleri. Kitap, bu umudu aşılıyor. Okura, “Özgürlüğümüz için bir şeyler yapmalıyız.” diyor. (S1) Bu çağrı, kitabın özeti. Bu çağrıya kulak vermek, okurun elinde.
Yorum Yaz