Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Osmanlı'da mahremiyetin, Filistin'de hafızanın, Fas'ta renklerin, Japonya'da kutsallığın izlerini taşıyor kapılar. Her coğrafyada başka bir anlam kazanan bu mimari unsurlar, bize yalnızca ardındaki hayatı değil, ait oldukları kültürü de anlatıyor.
Yaşamın içinde binbir yol var. İnsanların sayısı kadar çoğalan, çeşitlenen, kimi zaman kesişen yollar… Her yol kendine has bir rota çiziyor. Her yolun bir hikâyesi, her hikâyenin de bir evi oluyor. O evin harcı, içinde yaşanan hayatın mahiyetine göre yoğruluyor. Bir evi ev yapan unsurlardan biri de kapısı. Her kapı, o evin mahremine, içindeki hayata açılıyor. Evin örfü, âdeti, geleneği, kısacası orada yaşananlar kapısına da yansıyor. Böylece kapıların kendine özgü bir dili oluşuyor.
Üstelik kapıların anlattıkları, ardında sakladıkları hayatla sınırlı değil. Kapının somut varlığının yanı sıra soyut anlamda da binbir karşılığı var. Eşikte beklemek, kapı kulu olmak, kapı kapı dolaşmak, bir kapı aralamak… Günlük hayatta sıkça kullandığımız bu ifadeler, kapının hayatımızda ne kadar geniş bir yer tuttuğunu gösteriyor. Kimi zaman başlangıcın, kimi zaman bitişin; kimi zaman kavuşmanın, kimi zaman da ayrılığın yeri oluyor kapılar. Bir yandan içerisiyle dışarısını ayırırken diğer yandan iki dünya arasında bağ kuruyor. Belki de bu yüzden yeni bir dönemin başlangıcını anlatırken de kapılardan söz ediyoruz.
Sonbahar ayları, kültür sanat hayatının canlandığı bir dönem. Tiyatrolar, müzeler, kültür sanat merkezleri yeni sezona kapılarını açıyor. Bir bakıma kültür sanat insanlarının yazı geliyor. Dışarıda yağmur yağıyor, hava soğuyor. Ama salonlar tiyatroseverlerle, müzikseverlerle, sanatseverlerle doluyor. Mekânları ve insanları üretmenin, paylaşmanın, bir araya gelmenin sevinci kaplıyor. Kapanan yaz mevsiminin ardından başka kapılar açılıyor anlayacağınız.
Esenler’de de yeni kültür sanat sezonunun kapıları bu yıl “Sezai Karakoç Kültür Sanat Sezonu” adıyla açıldı. Açık havada gerçekleştirilen etkinlikler yerini salon buluşmalarına bırakırken şehirde kültür sanatın hareketliliği devam ediyor. Salonlar yeniden insanlarla doluyor, sanatçılarla izleyiciler bir araya geliyor. Her yeni sezon, yeni hikâyelerin ve karşılaşmaların da başlangıcı oluyor.
Kültür sanat sezonunun açılışından söz ederken kapıların kendisini de düşünmeden edemiyor insan. Edebiyattan sinemaya pek çok alanda karşımıza çıkıyor. Somut bir nesne olarak baktığımızda ise mimarinin, sanatın ve gündelik hayatın izlerini taşıyor. Üstelik her coğrafyada başka bir anlam kazanıyor. Bir yerde mahremiyetin sınırını çizerken başka bir yerde geçmişin hatırasını, bir başka yerde inancın izlerini taşıyor. Kapılara bakarak bir toplumun yaşam biçimini, estetik anlayışını, kültürünü ve hafızasını okumak mümkün.
Peki, bir kapı bize ne kadar şey anlatabilir? Binbir anlamı barındıran kapının dünyasında kaybolmadan Osmanlı’dan Filistin’e, Fas’tan Japonya’ya uzanan küçük bir yolculuğa çıkalım. Bakalım, kapılar bize neler anlatacak?
Tokmaklar: Osmanlı'da Kapı
Osmanlı'da kapılar evin sokakla, dolayısıyla dış dünyayla kurduğu ilişkinin bir parçasıydı. Kapının ardında aile hayatı, önünde ise sokağın hareketliliği vardı. İkisi arasındaki sınır, aynı zamanda Osmanlı toplumunun mahremiyet anlayışına dair izler taşıyordu.
Bu anlayışın izlerini kapıların biçiminde ve ayrıntılarında da görmek mümkün. Osmanlı konut mimarisinde kullanılan malzemeler ve süslemeler bölgeden bölgeye farklılık gösteriyordu. Ahşap kapılar, demir kuşaklar, işlemeli halkalar ve tokmaklarla tamamlanıyordu. Özellikle kapı tokmakları, Osmanlı maden işçiliğinin estetik örnekleri arasında yer alıyordu. Anadolu'daki bazı Osmanlı dönemi evlerinde farklı büyüklükte ve seslerde tokmakların kullanıldığı aktarılıyor. Yaygın anlatılara göre kalın ses çıkaran tokmak erkek, ince ses çıkaran tokmak ise kadın misafirler tarafından kullanılıyordu. Böylece ev halkı, kapıyı açmadan önce gelen kişinin kadın mı erkek mi olduğuna dair fikir edinebiliyor, karşılamasını buna göre hazırlayabiliyordu. Hatta bazı yörelerde çocuklara ayrılmış üçüncü bir tokmaktan da söz ediliyor. Elbette bu uygulamayı bütün Osmanlı evlerine genellemek doğru olmaz. Yine de kapı tokmaklarının, evin mahremiyetini gözeten gündelik alışkanlıklarla nasıl ilişkilendirildiğini göstermesi bakımından dikkat çekici.
Kapının gündelik hayattaki bu karşılığının yanı sıra devlet düzeninde de önemli bir yeri vardı. Topkapı Sarayı'ndaki Bâb-ı Hümâyun, Bâbüsselâm ve Bâbüssaâde, sarayın farklı bölümlerine geçişi sağlarken devlet düzeninin ve hiyerarşinin de bir parçasıydı. Bâbıâli, kapıkulu ve paşa kapısı gibi ifadeler de kapı kavramının devlet teşkilatındaki yerini gösteriyordu.
Bugün Safranbolu, Beypazarı ve Anadolu'nun farklı tarihî yerleşimlerinde hâlâ bu kapıların izlerine rastlamak mümkün. Bir zamanlar misafirin gelişini haber veren tokmakların sesi artık pek duyulmuyor. Ama o kapılara baktığımızda geçmişin gündelik hayatına dair pek çok ayrıntıyla karşılaşıyoruz. Belki de kapıların dili dediğimiz şey biraz da bu. Konuşmadan anlatabilmeleri.
Anahtar: Filistin'in Kapıları
Her kapının bir anahtarı var. Peki, artık yerinde olmayan bir kapının anahtarı ne işe yarar? Filistin'de bu sorunun karşılığı, bir evin kapısını açmaktan çok daha fazlasını anlatıyor. Çünkü burada anahtar, geride bırakılan evlerin, yarım kalan hayatların ve kuşaktan kuşağa aktarılan hafızanın sembolü.
Bu sembolün ardında, Filistin tarihinin en acı dönemlerinden biri bulunuyor. 1948 yılında yaşanan ve Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) olarak adlandırdığı süreçte yüz binlerce Filistinli evlerinden ve topraklarından ayrılmak zorunda kaldı. Yerinden edilen ailelerin bir kısmı, bir gün geri dönecekleri düşüncesiyle evlerinin anahtarlarını da yanlarına aldı. Ancak birçoğu için o dönüş gerçekleşmedi. Evler geride kaldı, kapılar kapandı. Anahtarlar ise saklanmaya devam etti.
Zaman geçtikçe anahtarların anlamı da değişti. Yıllar içinde bu anahtarlar, Filistin halkının kolektif hafızasında önemli bir yer edindi. Kimi aileler evlerinin anahtarlarını sonraki kuşaklara aktardı. Kimi zaman bir duvarda, kimi zaman bir resimde, kimi zaman da bir gösteride karşımıza çıkan anahtar figürü, geri dönüş arzusunun sembollerinden biri hâline geldi.
Düşünün, hiç görmediğiniz bir evin anahtarını saklıyorsunuz. Belki o ev artık yok, belki kapısı değişti, belki de yerinde bambaşka bir yapı var. Ama anahtar hâlâ orada. Bir zamanlar o evde yaşanmış hayatın hatırasını taşıyor.
İşte Filistin'de kapı ile anahtarın ilişkisi tam da burada başka bir anlam kazanıyor. Kapı geride bırakılan evi, anahtar ise o evle koparılmak istenmeyen bağı hatırlatıyor.
Renkler: Fas'ın Kapıları
Fas'ın dar sokaklarında yürürken karşınıza çıkan kapılar, sizi bazen olduğunuz yerde durdurabilir. Bir yanda sokakların hareketli hayatı, diğer yanda kapıların ardında saklı kalan avlular, bahçeler ve evlerin iç dünyası… Kimi maviye, kimi yeşile, kimi de toprağın sıcak tonlarına bürünmüş bu kapılar, daha içeri girmeden bir şeyler anlatmaya başlıyor.
Kapıların renklerle kurduğu bu ilişkiyi en belirgin biçimde görebileceğimiz yerlerden biri Şafşavan (Chefchaouen). Mavi sokaklarıyla tanınan şehrin farklı tonlardaki kapıları ve duvarları, sokaklara kendine özgü bir görünüm kazandırıyor. Peki, neden mavi? Bu soruya ilişkin farklı anlatılar var. Kimi yorumlarda gökyüzü ve maneviyatla ilişkilendirilen mavinin, şehrin tarihî ve kültürel geçmişiyle bağlantılı açıklamaları da bulunuyor. Bugün mavi, Şafşavan'ın kimliğinin önemli bir parçası hâline gelmiş durumda.
Fas'ın başka şehirlerinde ise renklerin yanına farklı süslemeler ekleniyor. Fes ve Marakeş gibi şehirlerde ahşap oymacılığı, geometrik desenler, metal işlemeler ve kemerli girişler dikkat çekiyor. Endülüs ve İslam sanatının izlerini taşıyan bu kapılar, Fas'ın köklü zanaatkârlık geleneğini de yansıtıyor. Bazen bir kapının üzerindeki küçük bir işleme bile uzun yıllara dayanan bir ustalığın ürünü olabiliyor.
Ancak Fas'ın kapıları yalnızca dışarıdan görünen özellikleriyle ilgi çekmiyor. Çoğu zaman sokaktan görülmeyen avlulara, bahçelere ve yaşam alanlarına açılıyorlar. Sokaktan baktığınızda içeride nasıl bir hayat sürdüğünü anlamak pek mümkün değil. Kapı, bir yandan renkleri ve süslemeleriyle kendini gösterirken diğer yandan ardındaki hayatı saklıyor. Mahremiyet ile estetik, aynı eşikte buluşuyor.
Fas'ın kapılarını ilginç kılan da biraz bu olsa gerek. İçeri girmeden merak uyandırmaları. Bir kapının önünde durup rengini, desenini, işçiliğini incelerken aslında o şehrin kültürüne de yakından bakmış oluyoruz.
Kutsal: Japonya'nın Kapıları
Bir kapı düşünün. Ne kanadı var ne de kilidi. İsteyen herkes içinden geçebiliyor. Ama yine de bir sınırı işaret ediyor. Japonya'da Şinto inancıyla ilişkili kutsal mekânların girişlerinde bulunan torii kapıları, alışık olduğumuz kapı anlayışından biraz farklı. Bu kapılar, gündelik hayatın sürdüğü alanla kutsal kabul edilen alan arasındaki geçişi simgeliyor.
Bu farklılığın kapıların yapısına da yansıdığını görüyoruz. Genellikle iki dikey sütun ve bunları birleştiren yatay kirişlerden oluşan torii kapıları, Japonya'nın en tanınan mimari ve dinî sembolleri arasında yer alıyor. Ahşap, taş ve farklı malzemelerden yapılabilen bu kapılar, kimi zaman sade görünümleriyle, kimi zaman da kırmızıya çalan parlak renkleriyle dikkat çekiyor.
Torii kapılarının en ilginç örneklerinden biri Kyoto'daki Fushimi Inari Tapınağı'nda karşımıza çıkıyor. Tapınağın dağ yolları boyunca art arda sıralanan binlerce torii, ziyaretçileri uzun bir geçide davet ediyor. Büyük bölümü kişi ve kuruluşların bağışlarıyla yaptırılan bu kapılar, Şinto geleneğinde şükran ve dileklerle de ilişkilendiriliyor. Birbiri ardına uzanan kapılar, etkileyici bir görünüm oluştururken kutsal kabul edilen alana doğru ilerleme hissini de güçlendiriyor.
Torii kapılarının doğayla kurduğu ilişkiyi ise Japonya'nın Hiroşima bölgesindeki Miyajima Adası'nda görmek mümkün. Burada bulunan Itsukushima Tapınağı'nın denizin içinde yükselen torii kapısı, gelgitlerle birlikte kimi zaman suyun üzerinde yüzüyormuş gibi görünüyor. Kapı, bu görünümüyle yalnızca bir yapının girişini değil, doğayla inanç arasında kurulan ilişkiyi de düşündürüyor.
Bütün bu örnekler, torii kapılarının belki de en ilginç özelliğini hatırlatıyor. Bu kapılar, bir yeri kapatmak için değil, bir geçişi anlamlandırmak için var. Ardında kilitli bir oda ya da kapalı bir mekân bulunması gerekmiyor. Sınırı belirleyen şey, kapının kendisinden çok ona yüklenen anlam. Japonya'nın bu kapıları, bazen bir eşiği aşmak için fiziksel bir engelin bulunmasına gerek olmadığını düşündürüyor.
Şimdinin kapıları geleceğe ne bırakıyor?
Binbir anlamlı kapının açacağı yollar da kapatacağı yerler de kültürden kültüre, inançtan inanca, coğrafyadan coğrafyaya değişiyor. Her biri kendine has bir iz bırakıyor. Zamanın ve hayatın geçiciliğini insan olmanın hep devam eden bir yol olduğunu da ortaya koyuyor. Binbir kapıdan geçerek hayat tamamlanıyor. Kültürler değişiyor. Tarih sahnesi yenileniyor. Kapılar açılıyor. Akabinde merak, hüzün, ayrılık ve mutluluk beraberinde geliyor. Çeşitli kültürlerden örnekleri ele aldık. Günümüze geldiğimizde ise kapıların anlamı somut olarak teknolojiyle ve güvenlikle iç içe geçmiş durumda. Şimdiden geleceğe güvenliğ sağlayan teknolojik kapıların kültürü mü kalacak diye bir soruyla farklı haberlerin kapısını aralayalım.
Yorum Yaz