Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Tabii platformuna hazırlamış olduğu Yardımcı Oyuncu ve Muhabir dizileriyle ses getiren yönetmen ve senarist Emrah Aguş, yazma motivasyonu için; "Temelde yazma motivasyonum; hayatı ve kendimi anlamakla alâkalı. Bu karmaşanın bir yerinden tutup kendimce bir çözüm arama arayışından çıkan bir şey yazmak, benim için."diyor.
Dijital platformlarda, televizyonlarda izlediğimiz işlerden daha farklı öyküleri bulabiliyoruz. Alışılagelmiş konuların dışında ilerleyen bu diziler, özgün işler izlemek isteyenler için birçok alternatif sunuyor. Tabii platformunda yer alan Yardımcı Oyuncu ile Muhabir, o dizilerden sadece ikisi. İki farklı sektörün mutfağına odaklanıp adeta bir belgesel niteliği taşıyan bu diziler, yönetmen ve senarist Emrah Aguş’un imzasını taşıyor. Aynı zamanda sinemada da başarılı işlere imza atan Aguş, yazıp üretme süreciyle ilgili, "Günde ortalama 5 sayfa yazan bir insanım. Bu yazdığım şeylerin hiçbir tanesinden, bir gün bir hikâye çıkacak mı çıkmayacak mı bilmiyorum. Bazısı günlük gibi bazısı tamamen hiçbir hikâyeye dönüşmeyecek, benim için terapi." tanımını yapıyor.
İşin sadece yöneten değil aynı zamanda yazan tarafındasınız. Hayâllerinizi kâğıda dökerken, öncelediğiniz ilk disiplin ne oluyor?
Vallahi benim için her zaman hikâye ve karakter daha önemli ve merkezli. Dolayısıyla günlük hayatın içinde de, yazdığımız iki işte de genelde bu çatışmalar üzerine bir hikâye kuruyoruz. Ama dediğim gibi ben daha sık yönetmeyi seviyorum. Yazma meselesini aslında birazcık, kendimi anlamakla ilişkilendiriyorum. Yani biraz hayatı da yazarken algılıyorum, o karakterleri de yazarken çözüyorum ve anlamlandırıyorum. Dolayısıyla temelde yazma motivasyonum; hayatı ve kendimi anlamakla alâkalı. Bu karmaşanın bir yerinden tutup kendimce bir çözüm arama arayışından çıkan bir şey yazmak, benim için. Günlük hayatımda da aşağı yukarı, her sabah 4-5 sayfa yazı yazan biriyim. Bu benim kendi içimde yazmakla alâkalı tuttuğum bir disiplin ama hikâye özelinde mutlaka salt gülelim ya da salt ağlayalım diye bir şey değil. Mutlaka seyircinin aklına nüfus etmesini istediğim bir mesajı, bir cümlesi olan hikâyeler yazmaya gayret ediyorum. Ya da çektiğim işlerde de senaryo okurken seçtiğim, bir şey söylüyor olması oluyor. Ve bu da genellikle toplumla, hayatla, insanla alâkalı olmalı, birtakım önermeleri olmalı… Benim de bu köşelerden çıkmamakla alâkalı bir disiplinim oluyor tabii ki.
Yazmak, benim için bir terapi
Yazmak eylemi kimileri için; yaşamak isteyip de yaşayamadıklarını, söylemek isteyip de söyleyemediklerini hayâli bir karaktere yaşatmak, kimileri içinse bir terapi şekli. Sizin durumunuzda, yazmak eylemi hangisini temsil ediyor?
Dediğim gibi aşağı yukarı günde ortalama 5 sayfa yazan bir insanım. Bu yazdığım şeylerin hiçbir tanesinden, bir gün bir hikâye çıkacak mı çıkmayacak mı bilmiyorum. Bazısı günlük gibi bazısı tamamen hiçbir hikâyeye dönüşmeyecek, benim için terapi. Ama hikâye üretirken de hayatın içerisinde benim için adaletsiz, tutarsız gözüken, zaten kendiliğinden bir çatışması olan -ki hayatın kendisinin de öyle bir tarafı var. Nereye baksanız bir çatışmayı görebiliyorsunuz ve benim o sırada amacım; hangisini anlatmak istediğim ya da hangisi özelinde, küçük bir yerden başlayıp bunu hayatın birçok alanına uyarlamak, oradan bir şey değiştirmek ve hayatı anlamak oluyor. Bu aynı zamanda, terapi gibi oluyor benim için.
Hem sinema hem TV ve dijital platformlarda başarılı projelere imza attınız. Sizinle ilgili yorumlar; hikâye odaklı bir anlatım diline sahip olduğunuz şeklinde. Peki, siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
O yorumlara katılıyorum. (Gülüyor) Herkes birazcık izlemeyi sevdiği işleri üretmeye, yazmaya veya çekmeye daha yatkın oluyor. Dolayısıyla, benim de izlemeyi ve tüketmeyi sevdiğim işler de genelde böyle. Her zaman da izlediğim bir projede, temelde bize ne anlatıyor diye soruyorum. Yani kimin oynadığından, nerede çekildiğinden, kimin işi olduğundan bağımsızca… Hikâye odaklıyım. O yüzden çektiğim işlerde de zaten bunu oyuncu kadrosuyla vesairesi görebilirsiniz. Ben daha çok orada, hikâye odaklı çalışmayı seven biriyim. Önemli olan karakter ve hikâye olduğunu düşünüyorum.
Sinemaya olan tutkunuzu ilk nasıl fark ettiniz?
Galiba herhâlde çocukken. Herkesin böyle vardır; çocukken sinema salonunda ilk defa izlediği bir film. ‘90'larda çocuk olan biri için bu, çok daha önemli bir şeydi. Yani sinemada gittiğin ilk filmi hatırlardın. Oradan çıktığımda, bunun bende çok fazla kaldığını hissettim. Sanırım ilk olarak; arkadaşlarımla ertesi gün konuşurken onların filmi çoktan unuttuğunu ama benim halâ, o film hakkında konuşmak istediğimi ya da o filmdeki bir karakteri kafamda yaşattığımı ve birkaç gün, bunun etkisinden çıkamadığımı fark etmemle oldu. Ama bunun bir meslek olarak yapılabileceği fikri çok sonradan belki lise yıllarıma falan dayanıyor. Ki orada da hakikâten hatırı sayılır, ismini hatırlayamadığım, teşekkür edeceğim bazı hocalarım var. Sevdiğiniz işleri mesleğe çevirebilirseniz, orada daha başarılı olursunuz gibi birtakım önerilerde bulunanlar vardı. Benim sevdiğim şeyler de genelde hikâye anlatmak, filmler falandı. Herkes benden mühendis vs. olmamı beklerken benim hazır ettiğim şey buydu ve lise yıllarımda, bunun bir meslek olarak yapılabileceğini anlayabildim. Oraya yönelmek istedim.
“Anlattığımız hikâyenin, mesleğin erbapları tarafından sahiplenilmesi hoşuma gidiyor”
Tabii platformuna iki cesur işle giriş yaptınız: Yardımcı Oyuncu ve Muhabir… İkisi de bir sektörün mutfağına odaklanıp mizahi bir dille eleştiriyor. Gelen tepkiler, beklediğiniz gibi mi oldu?
Sektör içerisindeki çok fazla insandan hikâyenin gerçekçiliğini veya kendi kendilerini hikâyede buldukları, kendi tanıdıkları ve çevrelerini bu hikâyenin içerisinde çok net bir şekilde gördüklerine dair çok olumlu yorumlar aldık. Bunlar, benim için sevindirici şeylerdi. Özellikle gerçekçilikleri ya da çok ince detaylarla alâkalı. Bu anlamda iki işin de muhatabını bulduğunu, gelen yorumlardan ve tepkilerden anlıyorum. Tabii ki bugün Total grubu diye tabir ettiğimiz seyirciye bu anlamda geçmesi birazcık zor, alışılageldik anlatım biçimi dışında işler. Onları da seviyorum, seven sevmeyen herkesin eleştirisine saygım var. Ama tabii ki; orada anlattığımız hikâyenin, mesleğin erbapları tarafından sahiplenilmesi hoşuma giden bir şey.
Yardımcı Oyuncu; figürasyon olarak da bilinen yardımcı oyuncuların öyküsünü anlatıyor. Aslında bir noktada, bu sektöre girmek isteyenler için realist bir anlatım diline sahip. Bu durumu öyküleme fikri nasıl oluştu?
15 yıldır setlerdeyim; en küçük reji asistanlığından başlayıp yönetmenliğe ve yazarlığa doğru giden bir hikâyem var. Bu en başta, kendi gözümden anlatmayı düşündüğüm bir öyküydü. Bir reji asistanının gözünden anlatmayı düşündüm, kendi yaşadıklarım ve setteki yardımcı oyuncuların hikâyesi hep ayrı bir hikâye olarak kafamın bir yerinde vardı. Sonra bu ikisini birleştirmek istedim ve onların (yardımcı oyuncuların) gözünden anlatmak, daha iyi geldi. Çünkü ben kendimi bir karakter olarak pozisyonlandırsam da sonuç olarak, işlerin aşağı yukarı nasıl işlediğini bilen biriydim. Ama o gün sete gelen bir yardımcı oyuncu tarafından yani sokaktaki adam gibi setlere, dışarıdan bakan biri olarak konumlandırdığında, -ki Murat da sete o gün gelen bir karakter- bu şekilde başladığında hikâye, seyirciyi daha çabuk kendi yanına alıyor ve bu durum da benim çok daha fazla çatışmayı ve ironiyi, Murat'ın gözünden daha rahat anlatmamı sağlıyordu.
“Gözüktüğü 3 saniyenin hayatını değiştireceğine inananların hikâyesi, anlatılmaya değerdi”
Murat gibi bir karakterin gözünden sektör eleştirisi yapmak, sektörün perde arkasını anlatmak çok daha eğlenceli bir fikirdi. Yani kamera arkasında saatlerce bekleyip kamera önünde 3 saniye gözüken ve o 3 saniyenin, her şeye rağmen hayatını değiştireceğini düşünen o insanlar, anlatılmaya değer bir hikâyeydi. Aslında Murat'la başlayıp sektör çalışanlarının da halini görüyorsunuz; kostüm asistanı, yönetmen, reji asistanı… Yapımcı ve oyuncu ilişkisine dair bir bölüm var mesela. Ya da karakterimizin temas ettiği ekiplerden insanların öyküleri var. O yüzden bu hikâyenin de hem kamera arkası ekipler hem yardımcı oyuncular hem de bazı rahatsız ettiğimiz yapımcılar tarafından ilgiyle takip edilmesi, hoşumuza gitti.
‘Gerçekte işleyen medya imparatorluğuyla okullarda anlatılan aynı değil’
Muhabir’de de habercilik mesleğine yöneliyorsunuz… Muhabir -özellikle alanı olan habercilik sektöründe- büyük ses getirdi. Projeyi hazırlarken, kaynağınız neydi? Haber merkezlerinin dünyasını, bu kadar gerçekçi anlatmayı nasıl başardınız?
Belki biraz ukalalık olacak ama gözlem gücüme güveniyorum. Zaten bu işleri yapan insanlardansanız, temelde gözlem gücünüzün iyi olması gerekiyor. Onun dışında habercilik sektörü ile alâkalı şahsi tecrübem, üniversite yıllarındayken televizyon kanalında yaptığım bir aylık stajdan ibaret. Ama orada da çok fazla insana temas ettim, çünkü stajyer olduğum için kanalın her tarafına şuursuzca dan-dun girip çıkabiliyordum. (Gülüyor) Aynı zamanda okula da devam ediyordum. Okulda anlatılan medya okur yazarlığının, gerçek hayattaki seyrini gördüğümdeki yaşadığım problemdi o. "Aa! Burada bir problem var." dedim. Yani gerçekte işleyen medya imparatorluğu, bize okullarda anlatılan gibi değil aslında. Yani oradaki insanların o haberleri yaparken sahip oldukları güdü, bizim kitaplarda okuduğumuz gibi değil. Şimdi internet gazeteleri, bağımsız medya adı altında 50 bin tane yer çıktı.
"Derdi olan bir şeyi, başarılı şekilde anlattığımızı düşünüyorum"
Şimdi burada bir çatışma var. Bir yandan da evlerinde bu haberleri birebir gerçek olarak okuyan, izleyen, bu şekilde tüketen ve o haberleri, o şekilde yine de yapmaya çalışan insanlar var. Bu denklemi nasıl anlatmak gerekiyor diye düşününce; çok yakın bir arkadaşımın şahsi tecrübeleriyle beraber yazdığımız bir hikâye oldu. Sektör muhatapları çok sevdi, oradaki muhabirler karakterlerin her birinin kendi hayatlarında karşılığı olduğunu söyledikleri zaman, çok mutlu oluyoruz. Belki belgesel niteliğinde değil ama mesajı, derdi olan bir şeyi başarılı bir şekilde anlattığımızı düşünüyorum.
Yardımcı Oyuncu ve Muhabir’in ikinci sezon hikâyeleri hazır
Aslında iki proje de salt güldürmeyi değil, düşündürmeyi amaçlıyor. Belgesel niteliğinde de diyebiliriz… Peki yeni sezonları gelecek mi?
Kanal tarafıyla yeni sezonları konusunda görüşüyoruz. Henüz netleşen bir şey yok, kanalla temasımız hâlen sürüyor. Ben her iki projenin de ikinci sezon hikâyelerini sundum. Tamamen kanal tarafında şu an.
Sinema üzerine başka projeleriniz var mı?
Sinema üzerine projelerimiz var, olacak ama tarihleriyle alâkalı bir şey söyleyemem şu an. Bununla alâkalı birkaç proje üzerinde görüşmelerimiz var ama henüz netleşen bir şey yok.
Yorum Yaz