Müziğin yurdu, müziğin yeri

5 dakikada okunur

Geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesinin depremzedelerin barınma ihtiyaçlarına yönelik başlattığı bir projeye kaynak sağlayan dayanışma konserlerinden birinde yer aldım. Flütist Elif Yurdakul ile ikili olarak “el ele” vererek icra ettiğimiz bu konserin yer aldığı serinin bir özelliği katılımlı ve katılımsız bilet seçeneği ve fiyatlandırması sunarak konserin yardımlaşma ağını geniş tutmasıydı. Yarı yarıya bir bedel orantısında satışa sunulan bu iki bilet kategorisinden İzmir’den, ötesinden hatta dünyanın dört bir yanından tam 271 adet satın alındı. Fiziki katılım bedeli İzmir’i zorladı. Ancak 255 adet bilet Hawai’den Tokyo’ya, Meksika’dan İskoçya’ya depremi ekranlarında seyretmiş kişiler tarafından alındı. Öncesinde biz iki müzisyen çevrelerimize konseri duyurmak için özel olarak çalıştık. Çünkü yetkililer, üzerinden altı hafta geçmiş olan depremlere yönelik yardım istekliliğinin Türkiye’de gözle görünür bir şekilde düştüğünü dile getirmişlerdi.

Yetkililer aynı seri içerisinde yer alan daha popüler türlerin konserlerinde  katılımlı biletler katılımsızlara göre çok daha fazla rağbet gördüğünü de belirttiler. Yani popüler müzik bir yer ve zaman içinde sabit belki; bu bağlamda bir anlam taşıyor. Meraklısı onun keyfine “orada” bizzat bulunarak varıyor. Gitmeyeceği konseri de bir dayanışma vesilesi olarak değerlendirmiyor. Bizim konserin örneği hem organizasyonu hem de bizleri oldukça şaşırttı. Bir tür sosyal deney gibi de aslında. Daha güncel ve gündelik, popüler olan ile belki de daha küçük bir zümreye hitap eden ama daha zamansız olanı bu vesileyle gözlemlemek mümkün oldu. 

Peki nasıl oluyor da 255 kişi gitmeyeceği veya gidemeyeceği bir konsere bilet alıyor? Belli ki bu kişiler bazı isimler ve kurumlar yan yana gelince destek vererek korkunç felaketin yaralarını sarmak üzere çalışan güvenilir bir adres buluyorlar. Ancak motivasyon bununla mı sınırlı? Yani “biz gelelim veya gelmeyelim, biz bu müzik ileyiz” de diyor olabilirler mi? Bu acaba benim bu olaya getirdiğim kişisel bir yorum mu, hasret duyduğum?

Bende ve birçok müzisyende bazı deformasyonlar oluştu. Bugün resmi söylemde eğlence müziği ile böyle bir misyonu olmayan müziklerin ayrımının yapılamadığı bir gerçek. Yani en zor zamanlarda zorluklarla başa çıkmak için insana alan açan müzik, iptaller ve ertelemeler yoluyla hedefinden uzaklaşıyor. Terör, afet, dini bayram ve özel günlerin gelişine göre bir iptal refleksine tabii kalıyor müzik. Hatta, müziğin bir bütün olarak durduğu tek yer, sözün bittiği travmatik olayların gölgesinde gerçekleşiyor. Yoksa Cumhuriyet tarihimizde sanat müziği, halk müziği, batı müziği, hafif müzik, çok sesli, tek sesli müzik gibi içi boş parçalanmalar, müzik kategorizasyonlarıyla epeyce uğraşmışız. Bugün konserler bir bütün olarak iptal edilince yasımızı tutmuş, görevimizi yapmış oluyoruz. Ben tabii ki 255 kişinin gelmeden bilet aldığı bir konserden “daim olan bizim için değerlidir” sözünü duyacağım. Normal.

Önceki Yazı

10 adımda çocuğa göre edebiyat

Sonraki Yazı

Oruç mevsimiyle gelen…

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım