“Resim bitmez; sanatçı bir yerde vazgeçer”

/
21 dakikada okunur

Sanatçı Cemal Toy: “Resim ya da tablo aslında bitmez. Sanatçı bir yerde vazgeçer. Bir resmin, sanat eserinin arka planında duygu, düşünce ve tasarım vardır. Tasarım ilkeleri ve estetik çok mühimdir. Her resmin konusu ve hikayesi farklı farklıdır. Öte yandan bana göre sanat, varoluşumuzu anlama çabamız. Sanat; insanın hakikat arayışı ve bu dünyadaki anlam yolculuğudur.”

İstanbul’un kendine has kültürel ve doğal dokusunu, geleneksel ve modern üslubu bir araya getirerek eserlerine yansıtan bir sanatçı Cemal Toy. Ülkemizde ve dünyada sayısız sergiye imza atmış başarılı bir ressam. 1969 yılında Kütahya’da doğmuş olan Toy, 1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Resimlerinde bütün bir insanlık macerasının yok olmuş veya olmaya yüz tutmuş kültürlerin sembolleriyle işaret ettiği gerçekliğinin izini sürdürmüş olan sanatçı, Litros Sanat’ın yeni sayısı için konuğumuz oldu ve sorularımıza içtenlikle yanıtlar verdi. Buyurun keyifli röportajımıza… 

Sanatçı olarak pek çok sorumluluğumuz var

Öncelikle nasılsınız? Bir düşünür, bir sanatçı ve bir üretici olarak şu ara kafanızı neler meşgul ediyor, gündeminiz nedir? 

Çok teşekkürler. Her daim halimize şükrediyoruz. Sanatçı olarak pek çok sorumluluğumuz var. 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketi sonrası ülkece çok derin bir üzüntü yaşadık. Herkesin yaraları sarmak için elinden geleni yapmaya çalıştığı o günlerde bir sanatçı olarak ben de yaptığım en iyi şey resim yapmak dedim ve bağışlamak üzere resimler yapmaya başladım.  Bir refleks olarak başlayan o hareket, sanatçı arkadaşlarımın ve öğrencilerimin de katılmasıyla yurt dışına kadar uzanan sergi ve müzayedelerle büyüyerek devam etti. Yurt dışındaki yardım amaçlı ilk sergimiz “Colors of Hope” ismiyle 25 Mart – 5 Mayıs tarihleri arasında New Jersey’de gerçekleşti. Daha sonra “Rising from the Ashes” adlı yardım sergimiz 22 Mayıs – 31 Mayıs tarihleri arasında Kuveyt’te Türkiye Büyükelçiliği ile birlikte gerçekleştirildi. 19 Haziran tarihinde Milano’da Invest in Türkiye resepsiyonunda “Rising from the Ashes 2” adıyla da ikincisi düzenlendi. Şu an sanatçı arkadaşlarımla beraber buraya yoğunlaşmış durumdayız ve yaralar sarılıncaya dek bu organizasyonları sürdürmeye gayret edeceğiz. İnşallah önümüzdeki eylül ayında Bangladeş’te ve sonrasında başka ülkelerde sergilerimiz olacak.

Sanat sizin için ne demek? 

Bana göre sanat, varoluşumuzu anlama çabamız. Sanat; insanın hakikat arayışı ve bu dünyadaki anlam yolculuğudur diyebilirim.

 

 

Sanatımın merkezinde insan var

Peki üreticisi ve doğrudan yorumcusu olarak; kendi sanat üretim pratiğinizi nasıl yorumluyor ve tanımlıyorsunuz?

Sanat maceramın merkezinde insan var. Sanat üretirken ki temel motivasyonum ise sanat yoluyla bütün insanlara hitap edebilmek. Her insanın bu dünyadaki macerası ve yolculuğu sırlarla dolu olsa da insanın en temel duygu ve düşünceleri, değişmeyen yönleri onu anlama noktasında bizlere bir başlangıç sunuyor. Dünyaya bakışımız ve estetik anlayışımız ise durduğumuz yeri belirliyor. Yaşadığımız çağı anlamak ve bugünün insanına hitap etmek çok önemli. 1987’den 2022’ye kadar atölyem Sultanahmet’teydi. Orada ürettiğimiz eserlerin pek çoğu yurtdışındaki sanatseverlerle buluştu. Üretmiş olduğumuz resimlerin ve sanat eserlerinin sadece yaşadığımız coğrafyada değil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki insanlarda da bir karşılık bulmasını çok kıymetli ve anlamlı buluyorum.

Resimlerinize baktığımızda genel olarak yok olmaya yüz tutmuş manevi, geleneksel / hem fiziki hem soyut değer ve imajlarımızı tuvallerinize yansıtıyorsunuz, yanılıyor muyum? İşte tam da bu noktada motivasyonunuz nedir merak ediyorum, paylaşır mısınız? 

İçinde bulunduğumuz coğrafyanın estetik anlayışı benim için çok önemli. Bizdeki ölçü ve adalet duygusu çok derin anlamlar içeriyor. Yıllarca ürettiğim bütün resimlerde özgünlük ve sahiciliği önemsedim. Öğrencilik yıllarımda İstanbul’daki kütüphaneleri dolaşarak sanat üzerine yazılmış yerli ve yabancı bütün kitapları inceledim. Dünyanın değişik ülkelerinde ve özellikle Avrupa’daki pek çok önemli müzeyi gezip incelemelerde bulundum. Dünyadaki farklı medeniyetler üzerine araştırmalar yaptım. Beni derinden etkileyen sanat eserlerine yoğunlaşarak oradaki gizemi ve sırları analiz etmeye çalıştım. Sadece bulunulan coğrafyada veya belli bölgelerde üretilen sanata yahut bir kısım sanatçı ve akımlara odaklanmanın öğrencilere yeterli bir perspektif ve vizyon sunmadığını düşünüyorum. Bu sebeple tarihin bütün zamanlarını ve ifade biçimlerini kapsayan bir disiplinle karşılaştırmalı sanat eğitimini çok önemsiyorum. Genç nesiller hem kendi kültürlerini hem de farklı kültürlerdeki sanat eserlerini incelemeli ve komplekse kapılmadan kendi eğitim süreçlerini tamamlamalılar. Öğrencilerime sanat eğitimi verirken bu ilkelere bağlı kalmaya çalışıyorum. “Dünya insanı” olmaları konusunda sanatın vazgeçilmez olduğunu vurguluyorum. Atölyemde bir resim üzerinde çalışırken çoğunlukla etrafımda insanlar oluyor. Bazen turistler, bazen genç sanatçılar, bazen de çocuklar… Oradaki doğal akış içerisinde bir doğuş gerçekleşiyor.  ‘’Doğuş” kavramı önemli. Bütün bilgi ve birikimlerimize rağmen resim yapmaya başladığımızda oradaki doğuş sürecinde bazen bütün bildiklerimizi unutuyoruz. Akışa teslim oluyoruz…

Sanat eserinin arkasında duygu var

Bir resmi tamamladığınızda ve bir ürün olarak ortaya koyduğunuzda duygu ve düşünce olarak neler yaşıyorsunuz? Aklınızdan neler geçiyor? Artık o sizin bir çocuğunuz mu oluyor mesela? Nasıl tanımlıyorsunuz bu durumu? 

Resim ya da tablo aslında bitmez. Sanatçı bir yerde vazgeçer. Bir resmin, sanat eserinin arka planında duygu, düşünce ve tasarım vardır. Tasarım ilkeleri ve estetik çok mühimdir. Her resmin konusu ve hikayesi farklı farklıdır. “Granada Gülleri” isimli tablonun hikayesini sizlerle paylaşmak isterim. Granada Gülleri “Her Şehir O’na Bakar” serimizden bir tablo. Resmin merkezinde Kâbe’yi sembolize eden bir kare yer alıyor. Uzaktan bakıldığında görsel bir bütünlüğe ve modern bir tasarıma sahip. Yaklaştığınızda kare form içerisinde başlangıcı ve bitişi belli olmayan, yönü hep Kâbe’ye doğru olan geleneksel şehir betimlemeleri görüyorsunuz. Balkanlar Mağrip ve Granada’ya kadar uzanan bütün bir İslâm coğrafyasını temsil eden evler, kuleler, dini yapılar, bahçeler… Bu döngüsellik aynı zamanda sürekliliği ve tavafı da temsil ediyor. Tabloya Granada şehrinin güllerinden ilhamla magenta renginin tonları hâkim. Bu gül ve renk ifadesi izleyenlere Hz. Peygamberi hatırlatıyor. 

Sanat dünyasında hâlâ eksiklikler var

Türkiye sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorunlu olarak gördüğünüz noktalar var mı mesela, nedir? 

1994 veya 1995 yılı olsa gerek rahmetli Erol Akyavaş, İlhami Hoca’mın atölyesine ziyarete gelmişti. Kendisi Amerika’da yaşıyordu. Bizim de resimlerimizi incelemiş ve çok beğenmişti. Hatta nasip olursa Amerika’da sergi yapalım diye söylemişti.  Bizim resim sanatı ile geçimimizi sağladığımızı ve hayatımızı idame ettirdiğimizi öğrenince şaşırmış ve çok mutlu olmuştu. Çünkü o dönemde ressamların çoğu başka işler yapmak durumunda kalıyorlardı. Bunu şunun için anlatıyorum; ne mutlu ki bugün ressam bir sanatçı olarak hayatını idame ettiren pek çok arkadaşımız var. Günümüzde çok büyük sanat organizasyonları ve sergiler yapılıyor. Son zamanlarda pek çok müze ve galeri açıldı. Özellikle çocuklar ve gençler arasında sanata ilgi çok fazla. Tabii ki bu iklimi oluşturan şeylerin başında ülkelerin sanat politikaları ve sanata bakış açıları geliyor. Bu açıdan bakarsak çok olumlu ilerlemeler yaşandığını söyleyebiliriz. Ancak bunlara rağmen halen eksikler de çok fazla. 

Bu yola dahil olmak isteyen (sanatçı olmak/sanat üretiminde bulunmak isteyen) genç/yeni sanatçılara neler söylemek istersiniz? Sizce kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu yola baş koymalılar? 

Uzun yıllardır çocuk ve gençlerle sanat eğitimlerimiz devam etmekte. Biz derse başlayacak öğrencimizin öncelikle çizgisine bakıp onun dünyası hakkında ipuçları yakalıyoruz. Onun gelişimi için hangi usul ve yöntem gerekliyse o şekilde ilerleyecek olan eğitim süreçlerine beraberce karar veriyoruz. Bu alanda gençlerin iyi örneklere ihtiyacı var. Başta İlhami Atalay hocamız olmak üzere bize liderlik yapan pek çok değerli sanatçımız var. Bir sanatçının nasıl başarılı olduğunu iyi gözlemlemek ve tahlil etmek gerekiyor.

Yarınlarımız için çok umutluyum

Bundan sonrası için sanat yaşamınıza herhangi bir kaygınız var mı? Ya da “Zirvem” dediğiniz bir nokta? Nedir bundan sonrası için plan ve isteğiniz, paylaşır mısınız? 

Çevremdeki öğrencilerim ve sanatçı arkadaşlarımla bir iklim oluşturmaya gayret ediyoruz. Yarınlarımız için çok umutluyum. Çok gayretli ve yetenekli sanatçılar var. Bu konuda tevazu çok çok önemli. Aslında bütün bu yaptığımız çalışmalar, resimler, sergiler güzel bir amaç için. Mutlak anlamda bu güzelliğe ulaşmak için. Bu da bir nasip işi. Bizim gençlere tavsiyemiz şairin dediği gibi kalem gibi olmaları. Kalem baş aşağı olduğunda yazı yazar. Ya da dalgıç gibi olmalılar. Derinlere inmek için ancak baş aşağı olduğunuzda inci ve mercanlara ulaşabilirsiniz.

Bütün sanatlar ‘gelenekli’dir

Geleneksel sanat ile çağdaş sanat tanımlamalarına / üretim pratiklerine bakışınız nedir peki? Bu iki kavramın genel tanımlamalarına ve üretim anlayışlarına katılır mısınız? Sizin bu iki kavrama bakışınızı ve yorumunuzu merak ediyorum. Paylaşır mısınız? 

Aslında bütün sanatlar “gelenekli”dir. Bir sanat üslubunun ve estetik ilkelerinin oluşması uzun yıllar gerektirir. Bütün sanatlarda usta-çırak ilişkisi vardır. Bunun önemine inanıyorum. Atalarımız “usulsüz vusul olmaz” demişler. Biz de resim atölyemizde genç sanatçılara ve öğrencilerimize öncelikle usul öğretmeye çalışıyoruz. Temel estetik ilkeleri ve görsel biçimlendirme ögelerini öğretmeye gayret ediyoruz. Bu süreci hem öğrencimizin kendini tanıma gayreti hem de üslup oluşturma çabası olarak özetleyebiliriz. Sanatta önemli olan gelenekli veya çağdaş olması değil bugüne hitap edip etmediği. Bu konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verebilirim. Bir öğrencim yetenek sınavı ile öğrenci alan üniversitelere hazırlanıyordu. Bir müddet benden ders aldı. İstediği bölüm, kazanması çok çalışma gerektiren bir yerdi. O yüzden hafta içi de yoğun bir program takip etmesi gerekiyordu. Bu kapsamda kendisini, Kadıköy’de hocalarını şahsen tanımadığım bir atölyeye yönlendirmiştim. Oradaki hoca öğrencimizin çalışmasını inceleyip “Siz İlhami Atalay’dan mı ders aldınız?” diye sormuş. Halbuki öğrencim İlhami Hoca’yı o süreçte henüz tanımıyordu bile. Sonra araştırdığında İlhami Atalay’ın benim hocam olduğunu anlıyorlar. 

Esere bakınca hangi sanatçıya ait olduğu anlaşılmalı

Sizce sanatta kişisel üretim üslubu neden önemlidir? Neden sanatçılar kendilerine özgü bir üslup ve üretim anlayışı belirlemelidirler? Bu bağlamda kendine bir tarz/tavır/üslup belirleyememiş kişiler sanatçı mıdır? Bu noktada bunları belirlemek adına kişi nasıl bir sürece girmelidir? Çevresine nasıl bakmalıdır bu pratiği yakalamak ve özgünleşmek adına? 

Bir resim ya da sanat eseri üretirken insanların duygularına ve düşüncelerine hitap etmeliyiz. Bu çok önemli. Fakat bundan daha önemlisi bir karakter ve üslup ortaya koymamız. Bir sanat eserine bakıldığında onun hangi sanatçıya ait olduğu anlaşılmalı. Çoğu zaman imza atmasına bile gerek duyulmamalı. Bu başlangıçta pek mümkün olmayabilir. Üslup oluşturmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bizler yıllarca hocalarımızdan etkilendik, onların teknik ve çalışma yöntemlerini takip ettik. Bir resmin sanatsal değerinin yanında maddi bir değerinin olması da kaçınılmazdır. Günümüzde artık sanat eserleri yatırım aracı olarak da görülüyor. Bu anlamda da sanatçıların özgün yaklaşımları yine çok kıymetli.

Önceki Yazı

Ağustos: Zaferin bir diğer adı

Sonraki Yazı

Kaybederek kazanmak ya da Andrei Tarkovski

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine