2025’te sinemada neler oldu?

SİNEMA ALMANAK

Sinema bazen güçlü filmlerle değil, güçlü kırılmalarla hatırlanır. Kimi yıllar bir başyapıtın peşine düşeriz, kimi yıllar ise perdede beliren boşlukları, eksikleri ve tekrarları sayarız. 2025, tam da bu ikinci kategoriye ait bir yıl olarak sinema hafızasında yer etti. Büyük beklentilerle girilen, fakat çoğu zaman temkinli adımlarla ilerleyen; coşkusunu yüksek sesle değil, satır aralarında hissettiren bir yıl oldu.

Festival takvimleri her zamanki gibi doluydu; Cannes’dan Berlin’e, yerli festivallerden bağımsız platformlara uzanan geniş bir sinema haritası önümüzdeydi. Ancak bu yoğunluk, her zaman yaratıcı bir sıçramaya karşılık gelmedi. Politik tartışmaların festivallerde kendine yer edindiği, yapay zekânın sinemanın geleceğine dair kaygıları artırdığı, belki sinemaya başka bir soluk kazandırdığı, gişe filmlerinin güvenli formüllere sıkı sıkıya tutunduğu bir yıl izledik. Büyük ustalar yeni filmlerle karşımıza çıktı, fakat asıl hareketlenme çoğu zaman genç sinemacıların, küçük ölçekli yapımların ve sessizce dolaşıma giren filmlerin etrafında şekillendi. 

Yerli sinemada ise festival başarısı ile seyirciyle buluşma arasındaki mesafe bu yıl da kapanmadı; buna rağmen bazı filmler, sabırlı anlatıları ve mütevazı dilleriyle kalıcı olmayı başardı. 2025, belki sinemanın altın harflerle yazılacak yıllarından biri değildi, belki de kimimiz açısından öyleydi; fakat sektörün yönünü, sınırlarını ve tıkanma noktalarını daha görünür kıldı. Her ne olursa olsun, biz bu yıl da festival sürecini takip ettiğimiz filmin vizyona girmesini beklemeyi, ardından o filme bilet alıp heyecanla salona gitmeyi ve koskoca perdede bambaşka dünyalara tanıklık etmeyi çok sevdik… Tüm bu heyecanları unutmadığımız, izlediğimiz filmlerden hiç olmazsa ufak bir sahneyi katlayıp cebimize koyduğumuz ve salondan çıktıktan sonra bile dönüp dönüp o sahneye baktığımız sürece, sinema her zaman büyülü bir deneyim olmaya devam edecek.

Şimdi gelin, tüm bu iniş çıkışlarıyla 2025’in sinema gündemine, ay ay birlikte bakalım.

Ocak

Yılın ilk ayında sinema dünyası üzücü bir haberle sarsıldı. Fil Adam, Mulholland Çıkmazı ve İkiz Tepeler gibi kült yapımlarla sinema tarihine damga vuran David Lynch, yılın ilk ayında hayatını kaybetti. Bu kaybın gölgesinde, yeni yılın ilk heyecanları da ocak ayında yaşandı. Amerikan bağımsız sinemasının en önemli destekçilerinden Sundance Film Festivali gerçekleştirildi. Kadrosunda Ekin Koç, Hazar Ergüçlü ve Ercan Kesal gibi yetenekli oyuncuların yer aldığı Türkiye ortak yapımı Öldürdüğün Şeyler, dünyaca ünü bu festivalde yönetmeni Alireza Hatemi’ye En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Yerli komedi arşivine, ilk gezi turunda başına gelmeyen kalmayan Ercüment’in hikâyesini anlatan Tur Rehberi eklenirken, Robert Eggers’in yazıp yönettiği gotik korku filmi Nosferatu da Ocak ayında vizyondaki etkisini sürdürdü.

Şubat

Şubat ayı, sinema dünyasında geleneksel olarak Berlinale ile anılır. 75. Berlin Film Festivali bu yıl güçlü bir politik atmosferle karşılandı. İsrail’e yönelik boykot çağrılarının hedefi olan festival, açılış gecesinde Onursal Altın Ayı ödülünün sahibi Tilda Swinton’ın Filistin’de yaşananları sert bir dille eleştirmesiyle başladı. Festival süresince kimi sinemacılar Alman hükümetinin Filistin’e karşı tutumundan dolayı direkt olarak festivali boykot ederken, kimi sinemacıalr festivali bir propaganda zemini olarak kullanmayı uygun buldu. Tartışmaların gölgesinde geçen festivalde En İyi Film ödülü, Dag Johan Haugerud imzalı Drømmer’a verildi. Yılların eskitemediği romantik komedi serisi Bridget Jones’un devam filmi Bridget Jones: Onun İçin Çıldırıyor şubat ayında vizyondaydı. Üç dalda Oscar adaylığı bulunan Walter Salles imzalı Hâlâ Buradayım da ayın öne çıkan yapımları arasındaydı.

Mart 

Mart ayında sinema gündeminin merkezinde Mickey 17 vardı. Başrolünde Robert Pattinson’ı Anamaria Vartolomei, Naomi Ackie ve Mark Ruffalo ile izlediğimiz film, Bong Joon-Ho’nun yazıp yönettiği bir Amerikan bilimkurgu yapımı. Öldükten sonra klonunun üretilmesine izin veren Mickey’nin hikâyesini anlatan film, ayın en çok konuşulan yapımlarından oldu. Beyoğlu Sineması, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü tek bir günle sınırlamak yerine, mart ayı boyunca “Kadın Filmleri” başlığı altında kadın odaklı gösterimler gerçekleştirdi. İBB Kültür’ün programı kapsamında kadın temalı söyleşiler düzenlendi. Dünya prömiyerini Venedik’ta yapan Türker Süer’in ilk uzun metrajlı filmi Gecenin Kıyısı, Ahmet Rıfat Sungar, Berk Hakman, Eda Akalın’ın başrolleri eşliğinde vizyondaydı. Ana teması Mescid-i Aksa’nın yalnızlığı olan Sırr Kudüs Macerası adlı animasyon film ise ayın vizyon takviminde yer aldı.

Nisan 

Her yıl nisan ayında sinema dünyasında önemli bir yer tutan İstanbul Film Festivali, bu yıl 44. kez düzenlendi. Ulusal ve uluslararası yapımların bir arada yarıştığı festivalde, Bálint Szimler imzalı Ders Olsun En İyi Film ödülüne layık görüldü. Festivalde öne çıkan diğer yapımlar arasında En İyi Yönetmen ödüllü Yeni Şafak Solarken ve En İyi Senaryo ödülü sahibi O da Bir Şey Mi? yer aldı. Tolga Karaçelik’in Saykoterapi: Bir Seri Katil Hakkında Yazmaya Karar Veren Yazarın Sığ Hikâyesi, yönetmenin yurt dışında çektiği ilk film olmasının yanı sıra alışılmışın dışında anlatımıyla dikkat çekti. Ocak ayında Sundance’de adından söz ettiren Alireza Hatemi imzalı Öldürdüğün Şeyler ise festival yolculuğunu tamamladıktan sonra vizyona girdi.

Mayıs

Bağımsız sinemanın en önemli buluşmalarından Cannes Film Festivali, bu yıl da mayıs ayında gerçekleştirildi. Festivalin jüri başkanı bu sene güzelliği ve yeteneğiyle hepimizin kalbinde taht kuran oyuncu Juliette Binoche oldu.  Joachim Trier’in Manevi Değer filmi büyük ödül kazanırken, İranlı yönetmen Jafar Panahi imzalı Sadece Bir Kazaydı Altın Palmiye’ye layık görüldü. Geçtiğimiz yıl festival yolculuğuyla dikkat çeken Belkıs Bayrak imzalı Gülizar mayıs ayında vizyona girerken, Doğuş Algün’ün Ölü Mevsim’i ayın öne çıkan yerli yapımlarından biri oldu. Geçtiğimiz yıl Türkiye’nin ilk kısa film ve belgesel salonu olarak açılışını yapan Mesut Uçakan Kısa Film ve Belgesel Salonu, mayıs ayında da gerçekleştirilen kısa film gösterimleri ve ardından yönetmenlerle yapılan söyleşilerle Esenler Belediye’si Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde  sinemaseverleri ağırladı. Yine geçtiğimiz yılın en çok konuşulan yapımlarından olan Tabii orijinal dizisi Gassal, 2. sezonuyla izleyisiyle buluştu. 


Haziran

Haziran ayında Brad Pitt, F1 Filmi ile beyaz perdedeydi. Pitt’in yanı sıra Javier Bardem, Kerry Condon ve Damson Idris gibi dünyaca ünlü starları kadrosunda bulunduran film, Joseph Kosinski tarafından yönetildi. Acemi bir sürücünün pistlerde başarıya ulaşmasına yardımcı olmak için son bir kez geri dönen yaşlı, emekli bir yarışçının hikayesini anlatan film, yerli izleyiciden epey ilgi gördü. Pedro Pascal, Chris Evans ve Dakota Johnson gibi bir başka efsane kadroyu bir araya giren Tam Bana Göre, bu ay öne çıkan bir diğer yapımdı. Geçtiğimiz sene Past Lives filmiyle sükse yaratan yönetmen Celine Song’u yeniden yönetmen koltuğunda gördüğümüz film, New York’ta yaşayan genç ve hırslı bir çöpçatanın hikayesini anlatan bir romantik komedi olarak karşımıza çıktı. 

Temmuz

Temmuz ayı klasiklerinden, TRT 12 Punto Senaryo Geliştirme ve Ortak Yapım Platformu düzenlendi. “Filistin Sineması Özel Bölümü” kapsamında Filistin filmleri açık havada gösterimdeydi. Andrey Zvyagintsev, Kamal Aljafari, Lili Horvat ve Turkan Huseyn gibi başarılı isimler, TRT Uluslararası Ortak Yapım Ödülü sahiplerinden oldu. Tamamen yapay zeka ile üretilen ilk belgesel filmi Gerçek Ötesi, temmuz ayında vizyona girdi. Hakikat ve gerçeklik kavramlarının değersizleştiği bir dünyayı eleştirel bir bakışla inceleyen film, yapar zekanın sınırlarının nereye kadar ilerleyebileceği konusunda endişelere yol açtı. TRT lisanslı Aslan Hürkuş 3: Anka Adası animasyonu, hem eğitici hem de eğlenceli bir yapım olarak minik izleyicileriyle buluştu. 

Ağustos

Ağustos ayı, sinema salonları için unutulmayan filmlerin tekrar perdeye taşındığı bir ay oldu. Ulusal ve uluslararası gişe yapan filmler yeniden vizyondaydı. Sinemamızda birkaç yıldır yeni bir furya haline gelen sanatçıların biyografik filmlerine bir yenisi eklenmişti. 2022 yapımlı, arabesk müziğin duayenlerinden, şarkıcı Bergen’in hayatını ekranlara taşıyan Bergen filmini bir kez daha beyaz perdede izleme fırsatı bulduk. Bergen filminin yanı sıra, seviyen yerel filmlerden Engin GünaydınDemet EvgarErdal Özyağcılar gibi yetenekli oyuncuları kadrosunda barındıran Aile Arasında ve Çağlar ErtuğrulUfuk Bayraktar’ın başrollerinde yer aldığı Dağ 2 yeniden vizyondaydı. Perdeyle yeniden buluşan uluslararası yapımlar arasında ise yılların unutulmaz filmi Baba 2 ve Damien Chazelle imzalı Whiplash vardı. Ağustos ayında vizyona giren ve dikkat çeken bir film olarak The Roses öne çıktı. Başrollerinde son yılların parlayan yıldızlarından Olivia Colman ve Benedict Cumberbatch’e rastladığımız film, Jay Roach imzalı bir romantik komedi. Mutlu bir evlilikleri varken kendilerini boşanma arifesinde bulan bir çiftin bu sürüncemeli sürecine perde aralayan film, geçtiğimiz yılın en çok vizyonda kalan yapımlarından oldu diyebiliriz. 

Eylül

Yerli festivallerin en prestijllilerinden Adana Altın Koza Film Festivali düzenlendi. Pelin Esmer imzalı O da Bir Şey Mi filmi, festivalin yıldızıydı. En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülü dahil toplam sekiz ödül kazanan film, festivalin en dikkat çeken yapımlarındandı. Vizyonda ise geçtiğimiz yıllarda adından sıklıkla söz ettiren After Yang ve Kolumbus gibi sakin, minimalist filmleriyle tanıdığımız Kogonada vardı. Büyük, Cesur ve Güzel Bir Yolculuk filmiyle Margot Robbie ve Colin Farrell’ı perdeye taşıyan yönetmen, iki yabancıyı birbirine bağlayan inanılmaz bir yolculuğa tanıklık etmemizi sağladı. Eylül ayında gerçekleşen bir diğer olay ise Türkiye Sinema Festivali oldu. Kültür Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen proje kapsamında 27-28 Eylül tarihlerinde ülke genelinde tüm sinemalarda 80 TL’ye film izleyebildik. Son olarak, Berlinale’den Altın Ayı ile dönen Hayaller filmi vizyondaydı…

Ekim

Yılın son aylarına doğru sinemada hareketlilik arttı. Viyzondaki birbirinden değerli filmler olsun, yerli festivallerimizin gözdelerinden Altın Portakal olsun, sinema açısından yoğun bir ay geçirdik. Eylül ayında Altın Koza’ya damgasını vuran O da Bir Şey Mi ülke genelinde vizyona girerek izleyicisiyle buluştu. Hikaye anlatıcılığıyla ve sakin, telaşsız tonuyla bizi kucaklayan film, kazandığı başarı gerçekten de tesadüf değilmiş dedirtti. Son yılların en üretken yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos, Emma Stone ile çeltiği filmlere bir yenisini ekledi, Bugonia vizyondaydı. Uzaylı olduğuna inandıkları bir şirket CEO’sunu kaçıran iki adamı ve bu absürt olayın devamını anlatan film, yönetmenin alışıldık tuhaf anlatısına uygun bir kara komediydi. Yerli yapımlardan Çağatay Ulusoy ve Elçin Sangu’nun başrolünü paylaştığı Uykucu göze çarparken, Leonardo di Caprio’nun başrolünde yer aldığı Savaş Üstüne Savaş bu ayın öne çıkan yapımlarındandı. Adana Altın Koza’da ise En İyi Film, Seyfettin Tokmak’ın Tavşan İmparatorluğu seçildi. Ekim ayında Tabii platformunda gösterime giren Persona, yılın dikkat çeken yapımlarından oldu. Yazar ve suç psikolojisi uzmanı Yiğit Dağlı’nın kitabında anlattığı cinayetlerin gerçek hayatta işlenmeye başlamasıyla şekillenen dizide,  Dilan Çiçek Deniz, Ertan Saban, Ece Yüksel gibi isimler yer aldı.

Kasım

Kasım ayında bu sene üçüncü defa Milli Sinema Günleri ve Açık Oturumları düzenlendi. İstanbul’un üç farklı mekanında misafirlerini ağırlayan etkinlikte Yolumuzun İşaret Taşları açık oturumu kapsamında Osman Sınav ile Salih Diriklik’in Türk sinemasındaki yerleri ve sinemamıza kattıkları konuşuldu. “MTTB’den Dijitale Milli Sinema”, “Film Çekmek Çile Çekmek mi?” ve “Osman Sınav Yönetmenliğinde Oyunculuk” açık oturumlarında, hem sinemanın yapısına, hem film çekmenin doğasına yönelik üzerinde durulması gereken başlıklara değinildi. Etkinlik yalnızca söyleşilerle değil, film gösterimleriyle de ilgilisini cezbetti. Esenler Belediyesi Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Sütlüce Yerleşkesi’nde bulunan salonlarda Osman Sınav imzalı “Yalancı” ve “Uzun Hikâye”, Yücel Çakmaklı’nın “Memleketim” ile “Mümin ile Kâfir” filmlerinin ve Türkiye sinemasında öne çıkan daha pek çok yönetmenin filmleri gösterildi.  Kasım ayının bir diğer önemli olayı ise başrollerini Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in paylaştığı Fransız yapımlı bir filmin uyarlaması olan Yan Yana’nın vizyona girmesi oldu. Yönetmenliğini Mert Baykal’ın üstlendiği film, gişede yakaladığı 2 milyona yakın başarıyla yıllardır sinema salonlarında özlenen hareketliliğin ve canlılığın bir nebze olsun geri kazanılmasını sağladı. 

Aralık 

Aralık ayında, yılın son festivali olan Esenler Film Festivali odaktaydı. Birbirinden değerli sinemacıların, yönetmenlerin bir araya geldiği festival, her yıl olduğu gibi bu sene de dolu dolu geçti. Bu sene “Dijital Hayat” temasıyla düzenlenen festivalde, birbirinden başarılı on kısa film yarışırken, bir yandan da festivalin yapım destek bölümünde gelecek senenin filmlerini çekebilmek için genç sinemacılar hem atölyelere katıldı hem de projelerini sunup birbirleriyle yarıştılar. Tüm bu panellerin, yarışmaların ve söyleşilerin yanı sıra film gösterimleri de unutulmadı. Tavşan İmparatorluğu, Gerçek Ötesi ve Ayşe gibi bu senenin en çok konuşulan filmlerinin gösterimi gerçekleştirildi. Festival kapsamında, İran sinemasının duayen oyuncusu Rıza Naci ve yönetmen Rıza Mirkerimi İstanbul’da ağırlandı. Yılın son ayının bir diğer güzel haberi, Özcan Alper’den geldi. Timuçin Esen ve Leyla Tanlar’ın başrolünde yer aldığı Erken Kış filmi, uluslararası festivallerde yakaladığı başarının ardından ülkede vizyona girdi.

Yorum Yaz