2025’te tiyatro perdesinde neler oldu?

ALMANAK

2025’i geride bırakırken kapanan perdenin ardında neler kaldığına dair bir keşif yaptık. Hangi oyunlar geri döndü, hangileri sezona damgasını vurdu? Yıl boyunca öne çıkan tiyatro yapımlarını ve  sahnelerin nabzını tutan seçkimiz Litros Sanat’ta. 

Bütün bir senenin sonuna geldik. 2025, tiyatro açısından hem yeniliklerin hem de sürekliliğin aynı sahnede buluştuğu bir yıl olarak hafızalara kazındı. Bu sezon, yeni metinlerin, çağdaş yorumların ve genç yeteneklerin yanı sıra; güçlü uyarlamalar, yeniden sahnelenen klasikler ve kalabalık ekiplerle dikkat çekti. En önemlisi ise tiyatroya duyulan ilginin artması, salonların dolması ve seyircinin sahneyle yeniden güçlü bir bağ kurması oldu.

Perde bu yıl durağan mıydı, yoksa gümbür gümbür mü açılıp kapandı? Kimler sahnede kaldı, kimler ilk kez seyirciyle buluştu, hangi oyunlar uzun süre alkışlandı? 2025 boyunca sahnede yaşananları, tiyatronun nabzını tutarak bir araya getirdik. 2025’in perdesini Litros Sanat’ta aralıyoruz. 

Palamut Zamanı

Tesadüf gibi görünen ama kader hissi uyandıran bir karşılaşma üzerinden ilerleyen “Palamut Zamanı”, iki kadının hikâyesini sahneye taşıyor. Toplumun yargılarıyla yaralanmış genç bir kadın ile özgürlüğünü bir sahil kasabasında bulan neşeli bir kadının yolları kesiştiğinde, bu buluşma yalnızca bireysel değil kuşaklar arası bir yüzleşmekle sahnede yerini alıyor. Oyun, insanın geçmişiyle ve kendisiyle kurduğu ilişkiye sakin ama derinlikli bir yerden bakarak sahneleniyor. 

Geç Kalanlar

Aynı evde bir araya gelen dört karakterin bastırılmış duyguları ve söylenememiş cümleleri sahnede aralanıyor. Mizah ve şiirselliğin iç içe geçtiği Geç Kalanlar, çağımızın en büyük sorunlarından biri olan iletişimsizliği merkezine alıyor. Oyun, insanların birbirini anlayamamasından doğan yalnızlıkları ve “geç kalmışlık” hissini seyirciye güçlü bir hissettiriyor. 

Başka Hayat

Cem Uslu’nun yazıp yönettiği ve oynadığı bu trajikomik hikâye, “Başka bir hayat mümkün mü?” sorusunu merkeze alıyor. Şehirdeki beyaz yakalı hayatını bırakıp kırsala yerleşen karakter, hayatındaki kırılma anlarını seyirciyle paylaşırken hayal ve gerçek kavramları adeta iç içe geçiyor. Samimi anlatımıyla oyun, inancı ve direnci sergilemeye devam ediyor. 

Sil Baştan

Su’nun sevgilisi Ateş üzerindeki etkisini fark etmesiyle başlayan hikâye, ilişkilerdeki güç dengelerini sorgulayan fantastik bir komediye dönüşüyor. Masum bir oyun gibi başlayan süreç, zamanla kontrol arzusunun tehlikeli sınırlarına ulaşıyor. Gerçek ile mucizenin iç içe geçtiği Sil Baştan, insan ilişkilerindeki sınır ve iktidar meselelerini mizahi ama dikkat çekici bir üslupla sahnede sergiliyor. 

Güneşin Oğlu

Onur Ünlü’nün sevilen filminden uyarlanan “Güneşin Oğlu”, mucize arayışını merkezine alan absürt bir hikâye sunuyor. Hayatı boyunca bir mucize bekleyen karakterimiz sonunda beklediği olağanüstü durumla karşılaşır fakat bu durum hayatını kolaylaştırmak yerine tamamen altüst ediyor. Mucizenin bir lütuf mu yoksa ağır bir sınav mı olduğu sorusu, oyun boyunca izleyicinin zihninde yer etmeyi başarıyor. 

Don Quixote Müzikali

Cervantes’in ölümsüz karakteri Don Kişot, bu sezon görkemli bir müzikal uyarlamayla sahnede yer alıyor. Hayalle gerçeğin iç içe geçtiği anlatı, cesaretin, iyiliğin ve umudun gücünü hatırlatan büyük bir sahne yolculuğu sunuyor. Kalabalık kadrosu, müzikleri ve görsel dünyasıyla sezonun en iddialı oyunları arasında. 

Baba

Hatırlama ve unutma arasında gidip gelen bir baba–kız hikâyesi perdeyle buluşuyor.  Baba, zamanın çözülüşünü ve hafızanın çekingenliğini sahneye taşıyor. Gerçekle hayalin birbirine karıştığı anlatı, izleyiciyi insan olmanın anlamı üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. Sade anlatımı ve güçlü oyuncularla birleştiğinde en çok beğenilen oyunlardan biri olarak 2025’e imza atıyor. 

Açık İlişki

Dario Fo ve Franca Rame’nin kült eseri, bu yorumda evlilik, sadakat ve özgürlük kavramlarını keskin bir eleştiriyle sahneleniyor. “Açık ilişki” fikriyle altüst olan bir hayat üzerinden, ataerkil düzeni tüm açıklığıyla izleyiciye sunuyor. Kahkaha ile rahatsız edici gerçekler arasındaki denge, oyunun en güçlü yanlarından biri olarak görülüyor. 

Gurur ve Önyargı (…Gibi Bir Şey)

Jane Austen’ın klasik metni, bu uyarlamada ironik ve çağdaş bir bakışla yeniden ele alınıyor. Aşk, sınıf ve toplumsal beklentiler bugünün diliyle sorgulanırken; oyun, romantik anlatılara mesafeli ama eğlenceli bir yaklaşım sunuyor. Klasik metinlerin modern sahnedeki dönüşümüne iyi bir örnek olarak öne çıkıyor.

Küheylan (Equus)

Peter Shaffer’ın ödüllü eseri “Küheylan”, insan ruhunun bastırılmış karanlığına cesur bir yolculuk sunuyor. 17 yaşındaki karakterin içsel çatışmaları ve onu anlamaya çalışan psikiyatristin sorgulamaları üzerinden; tutku, inanç ve normallik kavramları derinlemesine ele alınıyor. Oyun, seyirciyi rahatsız edici ama kaçınılmaz sorularla bireyi kendiyle baş başa bırakıyor.

İnsanlar Mekânlar Nesneler

Geçmişin yükleri ile yüzleşmeye çalışan bir bireyin içsel mücadelesini konu eden oyun, korkular, bağımlılıklar ve kendini kabullenme sürecini trajik ve ironik bir dille anlatıyor. Varoluş mücadelesini sade ama etkileyici bir sahne diliyle aktarırken aynı zamanda izleyicide uzun süre iz bırakan bir deneyim sunuyor.

Medea

Euripides tarafından MÖ. 420’li yıllarda kaleme alınan “Medea”, kökü Argonautlar mitolojik hikayesine dayanan bir trajedi olarak karşımıza çıkıyor. Oyun, kendisini aldatan kocasından intikam almak için iki oğlunu ve diğer kadını ortadan kaldıran bir kadının hikayesi olarak sahnede sergileniyor. 

Bobik Nerede? 

Anton Çehov’un Üç Kız Kardeş oyunundan esinlenerek hazırlanan “Bobik Nerede?” Yıllar boyu kasabada sıkışıp kalan, Moskova hayalleriyle yaşayan üç kız kardeşi konu alıyor. Hiç sahneye çıkmayan ama sürekli sorulan “Bobik” karakteri merkeze alınıyor. Geçmiş, bugün ve gelecek kurulan bir anlatımla oyun seyirciyle buluşuyor. 

Neredeyse Eşittir

Para sistemi üzerinden “değer” kavramını ele alan oyun, finansal sistemin bilinçli olarak karmaşıklaştırıldığı fikrinden hareket ediyor. İnsanların kurulan düzende gerçekten eşit, özgür ve değerli olup olmayacağının tartışmasını sahnede yaşatıyor.. Enflasyonun toplumu fakirlikte eşitleyip eşitlemediğini sorgulayan oyun matematiksel olarak mümkün görünen ancak  hiçbir zaman gerçekleşmeyen bir eşitliğin hikayesini sunuyor.  

 Martı Mıyım? 

Çehov’un klasik eseri Martı, bu sezonda “Martı Mıyım” adıyla absürt ama güncel bir yorumla sahnedeki yerini alıyor. Oyun, bugünün dünyasında sanatçı olmanın zorluklarını mizahi ve deneysel bir dille izleyiciye aktarıyor. Geçmiş, gelecek, sanatsal tatminsizlik, aşk ve başarısızlık temaları ile oluşturulan oyun, klasik eser uyarlamalarına modern bir pencere açıyor. 

Üç Eksi Bir

Kayıp ve eksiklik duygusu üzerine kurulu bu oyun, insanın hayatındaki boşluklarla kurduğu ilişkiyi merkezine alıyor. Minimal anlatımıyla dikkat çeken Üç Eksi Bir, sessiz ama derin bir iç hesaplaşmayı seyirciyle buluşturuyor. 

Aydınlıkevler

Bir ailenin dayanışma ve umut dolu hikâyesini anlatan Aydınlıkevler, geçmişle bugünü aynı çatı altında buluşturuyor. Trajikomik yapısıyla hem nostaljik hem de güncel bir toplum eleştirisi sunan oyun, seyirciyi tanıdık duygularla baş başa bırakıyor.

CMXXIV

Türkiye’de stand-up denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Cem Yılmaz, 2025’te de kapalı gişe gösterileriyle sahnede yerini alıyor. Güncel meseleleri, gündelik hayat gözlemleri ve kendine özgü mizah diliyle geniş bir seyirci kitlesini salonlarda buluşturan Yılmaz, stand-up’ın hâlâ güçlü bir çekim alanı olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Baturay Özdemir

Son yılların en çok konuşulan komedyenlerinden Baturay Özdemir, cesur dili ve doğrudan anlatımıyla 2025’te stand-up sahnesinin dikkat çeken isimlerinden biri oluyor. Toplumsal normları ve bireysel çelişkileri mizahın merkezine alan performansları, özellikle genç izleyici tarafından yoğun ilgi görmeye devam ediyor. 

Esenler’de “Şehrin Gençleri” perdede 

Esenler’de drama eğitim alan öğrencilerin iki ayda bir sahnelediği tiyatro oyunları, izleyicilerle buluşmaya devam ediyor.  Genç yetenekler, skeçlerden oluşan oyunlarda hem eğlenceli hemde düşündüren performanslara imza atıyor. “Şehrin Gençleri” çatısı altında Esenler’de sahneye çıkan öğrenciler, öz verilerini ve yeteneklerini geliştirerek tiyatroya olan tutkularını yansıtmayı başarıyor. 

“Meryem”  Ankara’da perdeyle buluştu

Gazze’de yaşanan insanlık dramı, “Meryem” adlı tiyatro oyunu aracılığıyla Ankara’da sahnelendi. Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican’ın kaleme aldığı oyun, Gazze’de yaşanan trajediye dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Oyun; İsrailli, Türk ve Filistinli üç kadının hikâyesi üzerinden barış, empati ve kardeşlik mesajlarını seyirciyle buluşturuyor. Farklı kimliklerin ortak bir acı etrafında kesiştiği anlatı, izleyicilere güçlü bir insani perspektif sunuyor.

Gazze’yi konu alan daha fazla tiyatro eserinin sahnelenmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mustafa Alican; “Toplumsal duyarlılıklarımızı; sanatsal, kültürel ve akademik ürünlere dönüştürmek üniversitelerin ve sanatçıların sorumluluğudur” sözleriyle bu alanda daha fazla üretim yapılması için çağrıda bulundu.

27.Afife Jale Tiyatro Ödülleri Sahiplerini Buldu! 

Bu yıl 27’ncisi düzenlenen Yapı Kredi Afife Jale Tiyatro Ödülleri, sahiplerini buldu. Türk tiyatrosunun en uzun soluklu ve prestijli ödül törenlerinden biri olan Afife Jale Ödülleri, her yıl olduğu gibi bu yıl da tiyatro dünyasında büyük bir heyecan yarattı.

Bu özel gecede Yılın En İyi Tiyatro Oyunu ödülüne, İstanbul Devlet Tiyatrosu ve Ankara Devlet Tiyatrosu ortak yapımı olan “Medea Material” layık görüldü. Aile içi şiddet, ötekileşme ve yabancılaşma temalarını derinlikli bir anlatımla ele alan oyun, etkileyici hikâyesiyle geceye damgasını vurdu.

Afife Jale Ödülleri kapsamında verilen Haldun Dormen Özel Ödülü ve Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü de sahiplerini buldu. Tiyatro dünyasında büyük bir saygınlığa sahip olan Haldun Dormen Özel Ödülü, “Afife” oyunundaki performansıyla Afife’yi canlandıran Demet Evgar’a, Haldun Dormen tarafından takdim edildi. Gecenin bir diğer özel ödülü olan Muhsin Ertuğrul Özel Ödülünün sahibi ise Metin Deniz oldu.

2026 Tiyatrosu için dileklerimiz

2025 tiyatro yılını geride bırakırken görüyoruz ki perdeler hiç boş kalmadı; aksine, yeni oyunlar sahnelerde yerini alarak seyirciyle buluşmaya devam etti. Türkiye’de ve dünyada oyunculuk sanatının temelini oluşturan; sinemanın ve bugün dijital anlatıların da çıkış noktası olan tiyatro, bu köklü mirasıyla canlılığını korumayı sürdürüyor.

2026 yılında tiyatronun bu yükselişini devam ettirmesini, oyun sayısının giderek artmasını ve sahnelerin daha da zenginleşmesini bekliyoruz. Yeni yapımların yıl boyunca iz bırakacağı, 2026’nın “tiyatro yılı” olarak hafızalarımıza kazınacağı bir dönem olmasını diliyoruz.

Bol bol yeni oyunlar izleyeceğimiz, sahnelerin hiç kapanmadığı bir yıl olsun.

Helin GÜVEN
Helin GÜVEN

  Gazeteci ve editör. 4 Temmuz 2001 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Arel Üniversitesi’nde %100 başarı bursu ile tamamladı. Yeni medya ve iletişim mezunu, sektördeki ilk staj eğit ...

Yorum Yaz