Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
2026 yılına henüz merhaba demişken, şöyle bir arkamıza yaslanıp geçmiş yılın muhasebesini yapalım.
İç muhasebe: Bir önceki yıl, 2024 konser sezonunun yoğun akıcı geçtiğinden 2025’te ise bu yoğunluğun katlanacağından söz etmiştim. Kendi açımdan değerlendirecek olursam; “O konser şu konserle çakışıyor”, “bu konsere bilet bulamadım”, “bileti çok pahalıymış”, “ama konser Ankara’daymış” deyip vahlandığım bir yıl olmadı. “Herkes nasibi kadar alır” cümlesinin getirdiği teslimiyetle telaşsız bir konser sezonu geçirdiğim. Müzik ruhun gıdasıydı madem ben neden yetişememe paniğiyle ruhuma eziyet ediyordum ki?
2025’te küresel ölçekte de hissedilen ekonomik kriz bilet fiyatlarına da yansıdı. Pek çok “Sold Out” olduğu söylenen konser için “bu biletleri kimler alıyor?” diye düşünmeden edemedim. Bazı konserler sebep gösterilmeden iptal edildi; kendimce bunu bilet fiyatlarına bağladım.
Bu yıl bazı kesimlerin konser tercihlerinde bir diğer konunun Gazze olduğunu düşünüyorum. Özellikle iki noktada: Birincisi, yaşanan soykırıma an be an ekranlardan tanık olduk, oluyoruz; elimizden bir şey gelmiyor. Bu his ile yediğimiz lokmalar boğazımızda düğümleniyor, yüzümüz gülecek olsa kendimizi suçlu hissediyoruz ve içimizden “eğlenceli” bir yere gitme isteği gelmiyor. İkincisi, duruş. Bu yıl nihayet sanatın farklı dallarından isimler İsrail’e bir şekilde dur dedi. Elbette sessiz kalanlarda oldu. Tam tersi yönde duranlar da… Bizim derdimiz yaşananlara rağmen karşı tarafta duranlarla idi.
Yine de, onca karmaşaya rağmen müzik (çoğunlukla) hâlâ muhteşemdi. O halde gelin 2025’te konser haritasının bize sunduğu farklı müzik duraklarını birlikte hatırlayalım:
2025’in İstanbul’da rock ve metalin bayram yılı olduğunu söylesek abartıyor olmayız sanırım. 32 yıl aradan sonra orijinal kadrosuyla dönen Guns N’ Roses, 2 Haziran’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda "Welcome to the Jungle" tınılarıyla bir nesle vuslat yaşattı. Bu rock gecesinin unutulmaz anlarından biri, grubun Knockin’ on Heaven’s Door isimli şarkılarını, Kadıköy’de bıçaklanarak hayatını kaybeden 15 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi’ye hediye etmeleri ve şarkı çalarken Minguzzi’nin fotoğrafını dev ekrana yansıtmalarıydı.
“Mea Culpa” şarkısıyla 2025 Grammy Ödülleri'nde En İyi Metal Performansı ödülünü kazanan Gojira’nın 22 Temmuz’daki üçüncü İstanbul buluşmasında davul ritimleriyle Küçükçiftlik Parkı yerinden oynatırken beş gün sonra aynı mekân bu kez Grammy ödüllü, progresif müzik devi Dream Theater, 40. Yıl Dönümü Turnesinde efsanevi kadrosuyla ağırladı. Eylül ayında metal efsanesi Megadeth’in, yanına 90’lardaki efsane dönem gitaristi Marty Friedman’ı da alarak verdiği metal ayini tadındaki konserini de es geçmemek gerekiyor.
İstanbul Festivali
İstanbul Festivali’nin 2025 takviminde bu yıl yerel isimlerin yanı sıra heyecanla beklenen uluslararası arenadan bir performans deneyimi de vardı. Festivalde ayrıca; Aleyna Tilki, Edis, Emre Fel, Melike Şahin, Dedublüman, Emir Can İğrek, Buray, Gülşen, Simge Sağın, Sagopa Kajmer, Semicenk ve Yıldız Tilbe gibi isimler de yer aldı.
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nun kapıları Mayıs ayında Grammy ödüllü sanatçı Buika ve Kibariye’nin konseriyle açıldı; biri flamenkonun ve cazın içe dönük, kırılgan isyanını taşırken diğeri arabeskin ve halk müziğinin doğrudan, sarsıcı duygusunu sahneye bıraktı ve bu iki farklı ses, aynı gecede müziğin sınır tanımayan ortak bir yaraya nasıl temas edebildiğini gösterdi.
Ardından her yıl ülkemizde görmeye alıştığımız Aleksandrov Rus Kızılordu Korosu’nun ağır, disiplinli, görkemli ve bir o kadar sıcak konseri vardı. Hemen ertesinde Barcelona Gipsy Balkan Orchestra ve Tonino Baliardo eşliğindeki Gipsy Kings, Akdeniz’in sıcaklığını bu kez yaz akşamının serinliğine karıştırdı. Ağustos’ta ise sahne bambaşka bir ruh hâline büründü: Nordik folk grubu Wardruna’nın karanlık, ritüelistik evreniyle derinleşen gece, Khruangbin’in iki gece üst üste sunduğu psikedelik ve rahatlatıcı setlerle neredeyse bir açık hava festivali hissine dönüştü. Açıkhava’da uygulanan “Koltuk Senin” uygulamasıyla özellikle gençler konserleri ücretsiz takip edebildi.
Ajda Pekkan için 2025 yazı, Harbiye’de zamana yayılan bir maraton gibiydi. Haziran’dan Ekim’e uzanan takvimde pek çok kez konser veren süperstar, özellikle Temmuz’daki konserinde üç saat boyunca seslendirdiği 45 şarkıyla yıllara meydan okuyan performansını bir kez daha kanıtladı.
Zorlu PSM, elektronik müzikten dijital sanata, alternatif poptan tematik festivallere uzanan seçkisini sürdürdü. İlkbaharda Sónar Istanbul’un elektronik rüzgârı Jamie xx’ten Richie Hawtin’e uzanırken, sonbaharda MIX Festival her zevke temas eden çizgiyi devam ettirdi. Ars Electronica İstanbul ise ekranla sahne arasındaki sınırları iyice belirsizleştirdi; dijital görüntülerin, canlı performansların ve teknolojik müdahalelerin iç içe geçtiği bu programda izleyici, karşısında pasif bir gösteri izlemekten çok, anlık olarak dönüşen bir deneyimin parçası hâline geldi.
İş Sanat, çeyrek asrı geride bırakan bir kurumun dingin özgüveniyle, şehrin müzik belleğine sakin ama kalıcı izler bıraktı. Aida Garifullina’nın Rengim Gökmen yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde AKM’de verdiği yeni yıl konseri sezonun en görkemli anlarından biri olurken; Giuseppe Gibboni, Zoltan Darago, Hiromi, The Tiger Lillies ve Alfredo Rodriguez gibi isimler sahnenin farklı ruh hâllerini görünür kıldı. Sonbaharla birlikte başlayan 26. sezon, Pablo Ferrández ve Tekfen Filarmoni Orkestrası’yla açıldı; Stanley Clarke konseriyle derinleşti.
Atatürk Kültür Merkezi
Atatürk Kültür Merkezi’nde yılın duygusal ve tarihsel duraklarından biri, Türkiye’nin ilk resmî klasik Türk müziği icra kurumu olan Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun 50. kuruluş yıl dönümüydü. 15 Kasım’da gerçekleşen bu özel gecede, kurucu şef Prof. Nevzad Atlığ’ın anılarının barkovizyonda belirmesi ve Itrî’nin “Nevâ Kâr”ının salonda yankılanması, yarım asırlık bir hafızanın sessiz ama derin bir törenle yeniden hatırlanmasına dönüştü. Koro, yıl boyunca yeni yıl konserlerinden sezon açılışına uzanan programlarla Türk müziğinin incelikli repertuvarını AKM sahnesinde sürdürürken, Şef Yardımcısı Mehmet Hulusi Yücebıyık’ın yönettiği “Bahar” konseri de unutulmayanlardandı.
16.Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali
Bu güçlü geleneksel damar, Mayıs ayında düzenlenen 16. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali ile küresel bir açılıma kavuştu. Ahmet Adnan Saygun’un Gilgameş operasının dünya prömiyeri AKM’ye tarihsel bir ağırlık kazandırırken, St. Petersburg Eifman Balesi’nin Anna Karenina ve Rus Hamlet yorumları klasik anlatının bu modern mekânda ulaştığı estetik zirveyi işaret etti. Sonbahara gelindiğinde AKM, Cumhuriyet’in 102. yılına yayılan çok katmanlı bir kutlama alanına dönüştü: 26 Ekim’de İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın “Cumhuriyet Bayramı AXA Türkiye Konseri” klasik müziğin birleştirici gücünü görünür yaparken, 29 Ekim’de Devlet Halk Dansları Topluluğu’nun Zafere Doğru Cumhuriyet Doğuyor temsili ve 30 Ekim’de TRT İstanbul Radyosu Caz Orkestrası’nın konseri bu ruhu haftaya yaydı. Aynı dönemde fuaye ve galeri alanlarında Salvador Dalí ve Henri Matisse sergilerinin izlenebilmesi, Ekim 2025’i AKM için hem ulusal hafızayı hem de evrensel sanatı aynı anda taşıyan sembolik bir eşik hâline getirdi. AKM, yıl boyu süren Istanbul Night Flight serisiyle modern müziğin farklı seslerini de bünyesinde topladı.
Türkiye Kültür Yolu Festivali
Türkiye Kültür Yolu Festivali 2025’te, 180 güne yayılan takvimiyle sanatı Adana’dan İstanbul’a, Van’dan İzmir’e uzanan geniş bir coğrafyada gündelik hayatın parçası hâline getirdi. Adana, Manisa, Şanlıurfa, Samsun, Bursa, Trabzon, Van, Nevşehir (Kapadokya), Erzurum, Çanakkale, Kayseri, Gaziantep, Ankara, İstanbul, Malatya, Diyarbakır, Mardin, İzmir, Antalya ve Konya’yı kapsayan 20 şehirlik rota; Malatya, Manisa, Mardin ve Kayseri gibi yeni durakların eklenmesiyle rekor bir yayılıma ulaştı. Festival kapsamında 9 bin 645 farklı etkinlik, toplumun her kesimiyle ücretsiz olarak buluşurken, yaklaşık 50 bin 400 sanatçının yer aldığı bu geniş organizasyon, her kentin kendi tarihsel ve yerel mirasını vitrine çıkarmasını sağladı ve şehirleri aynı zamanda uluslararası birer kültür odağına dönüştürdü. Kapadokya Göreme’de Murat Boz, Ebru Yaşar ve Sagopa Kajmer’in on binleri bir araya getiren konserleri; Çanakkale Anadolu Hamidiye Tabyası’nda Buray, Haluk Levent ve Ersay Üner’in müziği tarihle yan yana getirmesi bu çeşitliliğin güçlü örnekleriydi. İstanbul’da AKM’de Bolşoy Balesi’nin Kuğu Gölü ve Romeo ve Juliet temsilleri ile Andrea Vanzo’nun resitali festivalin rafine yüzünü temsil ederken; İzmir Gündoğdu Meydanı’nda Haluk Levent, Antalya’da Merve Özbey ve Soner Sarıkabadayı konserleri meydanları doldurdu. Tüm bu şehirler arasında dolaşan festival, yıl boyunca sanatın diliyle kurulan bu büyük buluşmanın, farklı coğrafyaları, sesleri ve hikâyeleri aynı çemberde yan yana getirebildiğini sakin ama kalıcı bir biçimde hissettirdi.
Esenler Belediyesi, 2025 boyunca kültür-sanat sezonunu bir isim etrafında düşünme geleneğini sürdürerek yılı iki güçlü odak üzerinden kurguladı. Yılın ilk yarısı, Buhurizade Mustafa Itrî’ye adanan sezonun final etkinlikleriyle tamamlandı. Itrî’nin Salât-ı Ümmiyye’si ve bayram tekbirleri etrafında şekillenen dönem, özellikle Ramazan ayında Enderun usulü teravihler, Kadir Gecesi’nde gerçekleştirilen “10 Bin Hatim 100 Bin Dua” programı ve Dörtyol Meydanı’nda kurulan Anadolu Sokağı ile kamusal alana yayıldı. Mayıs ayında düzenlenen 7. ESEV Sanat Festivali ise tasavvuf müziği, TSM ve THM koro konserleriyle, ney ve kaval dinletileriyle şekillendi.
Ekim ayı itibarıyla başlayan 2025–2026 sezonu ise bu kez Cemil Meriç’e ithaf edildi. Yıldız Teknik Üniversitesi Tarihi Hamam’da gerçekleştirilen açılış gecesinde “Cemil Meriç’in Dinledikleri” dinletisi, Meriç’in düşünce dünyasına müzik üzerinden bir kapı araladı ve bu yıl da devam edecek.
Türk müziği konserleri 2025’te kalabalıktan çok dikkatle, hızdan çok hatırlamayla ilerledi. Pera Müzesi Türk Müziği Konserleri’nin sezonu “Cumhuriyet Döneminde Yetişen Bestekârlar” başlığıyla açması bu açıdan anlamlıydı. Alâeddin Yavaşca’nın aziz hatırasına ithaf edilen program, müziği salt bir icra olmaktan çıkarıp düşünceye, tarihe ve kolektif hafızaya açtı. Sinan Sipahi’nin koordinasyonu ve Osman Nuri Özpekel’in yerli yerinde sunumuyla ilerleyen akşamda, Münip Utandı ve Güzin Değişmez’in yorumları Cumhuriyet’in müzikal vicdanını dolaştırdı. Yılın sonuna doğru Münip Utandı’nın “Musikimizin Unutulmaz Eserleri” başlıklı konseri ise sahici, tanıdık ama derin bir durak olarak kalplerde kaldı.
Yüzlerce mekân, binlerce konser, on binlerce sanatçı… Hepsinin ismini dahi yazmaya yetmeyecek satırlar; değil konserleri takvimlerini bile takip etmek beceri istiyor. Bazılarını geçip gittikten sonra öğreniyoruz. Artık kaçırdıklarıma “tüh” demiyorum. Geriye dönüp baktığımda 2025’i, takvimde işaretlenen konserlerden çok, bende bıraktığı izlerle hatırlanıyorum. Kimi zaman on binlerin çığlıkları arasında, kimi zaman bir salonda nefesimi tutarken, kimi zaman da bir makamın içinde sessizce beklerken… Ama telaşsız…
Yorum Yaz