Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Azerbaycan edebiyatı birçok önemli şair ve yazar çıkarmıştır. Kimisi dünyada tanınmış kimisi dünyada tanınmasına rağmen çok önemli eserler vermiştir. Keza önemli olanın kendi dilini doğru kullanmak olduğunu, kendi millî kimliğini eserlerinde yansıtmak olduğunu hatırlatalım. Kadı Burhaneddin’den Nesimi’ye, Nizami Gencevi’den Fuzuli’ye birçok önemli isimle anılan bu edebiyat Türklerin çok önemli bir parçasıdır. Lâkin bölgede gelişen siyasi ve sosyal gelişmeler hayatın her alanında olduğu gibi; bir milletin kimliğini etkileyen dili ve edebiyatı da en başta etkilemiştir. Türkçe konuşulan her bölge birbirinin kardeşidir. Bu ilişkiyi güçlendiren dil birbirine ne kadar yaklaşırsa kardeşler birbirinin derdini o kadar çabuk bilir ve o yönde hareket edebilir.1900’lerin başında Türk ülkeleri birer birer işgal edilmeye başlandı. Özellikle koca bir imparatorluğun, Osmanlı’nın da bunu yaşaması tüm insanları umutsuzluğa sevk etti. Bunun karşısında farklı coğrafyalarda yaşayan birçok Türk şair ve yazar kalemiyle bunu kırmaya, millî bilinci oluşturmaya, Türk toplumunu tek yürek yaparak diriltmeye çalıştı. Köklü geleneğin temsilcisi Azerbaycan Türkü aydınlar da bunun başında gelir. Onlar kendi bölgelerinde Rus işgaline direnmiş, Osmanlı bölgesinin kurtarılması için de eserler kaleme almışlar, kimi zaman cephede savaşmışlar kimi zaman Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) edebiyata yansıtmak istediği ideolojik politikaya karşı direnerek zulme maruz kalmışlardır. Eserlerin çoğu millî birlik bilinci etrafında yazılmıştır. Türk alfabesinin güçlenmesi; bunun birbirlerini yakınlaştırmasının sağlamasını gaye edinmişlerdir. SSCB’nin Türkleri ayrıştırma, birbirinden uzaklaştırma politikası o dönem için buna izin vermemiştir. SSCB kurulunca Türk dünyası, Latin alfabesine geçirilir. 1928 yılında Türkiye de Latin alfabesine geçince, SSCB’deki Türk dünyasının alfabesi Kiril alfabesine geçer. Bu, SSCB’nin asimilasyon politikasının bir parçasıdır. Ana noktası ise Türkiye ile bağları kopartmaktır. Türk yazarlarının eserlerinde de Türklük, Türk tarihi, bağımsızlık gibi konuların işlenmesine ekseriyetle izin verilmez. Komünizm propagandasının işlenmesini işler. Şunu da belirtelim benzer sorunları başka ülkedeki Türk yazarlar da yaşar. İran’da yaşayan Azeri Türkü Muhammed Hüseyin Şehriyar şiirlerini Farsça yazar. Hatta o dönem ona çağın Hafız’ı unvanı verilir. Annesi, Şehriyar’ın ününü duyar. Ve şu sözleri söyler “Sana büyük şair derler. Ama ben o dili anlamam. Türkçe yaz ki ben de anlayayım, ne kadar iyi şair olduğunu da öyle bileyim.” Annesinin bu telkininden sonra Türk dünyasında büyük yankı uyandıran “Haydar Babaya Selam” şiir kitabını yazar. Türkçe şiir yazmaya da ağırlık verir. Azerbaycan edebiyatında derin izler bırakan üç ismin hayatına kısaca bakarsak (Ahmet Cevat, Bahtiyar Vahapzade, Hüseyin Cavid) dönemi daha iyi anlayabiliriz. Bununla birlikte geçtiğimiz haftalarda Türkiye ve Azerbaycan’ın da yer aldığı 8 Türk ülkesi tarafından kabul edilen “Ortak Türk Alfabesi”nin çok önemli olduğunu vurgulayalım.
AHMET CEVAD
5 Mayıs 1892 tarihinde Gence’de dünyaya gelir. Küçük yaşta yetim kalır. 1912’de öğretmenlik yapmaya başlar. 1912 yılında Balkan Savaşında, Trakya Cephesinde bizzat Türk ordusuna katılır. 1915’te Ermeni katliamına maruz kalmış, Kars-Erzurum yöresine yardım amacıyla düzenlenen “Kardaş Kömeği” adıyla bilinen faaliyetlere katılır. Bir süre “Guba Halk Maarif Müdürü” olarak görev yapar. 1930-1933 yıllarında Gence'de Azerbaycan Tarım Enstitüsünde Azerbaycan ve Rus dilleri kürsüsünde öğretmen, doçent ve kürsü gibi görevlerde bulunur. Devletin resmî kurumlarında editörlük, şube müdürlüğü gibi görevlerde de yer alır. Stalin’in "büyük temizlik" tasfiye hareketi sonucunda mahkeme kararıyla ölüm cezasına çarptırılır. 1937’de de kurşuna dizilerek öldürülür.
Şiirleriyle ün yapmıştır. Özellikle Türklüğü öne çıkaran, Türk topraklarının yabancı kuvvetler tarafından işgal edilmesine karşı direnişi savunan şiirleriyle bilinir. Doğu’da Ermenilerin yaptığı zulmü, Sarıkamış faciasını ve nice sıkıntılı süreçlerin izlerini şiirlerinde görmek mümkün. Türkiye’deki şiirin etkisinde de kalır. “ Çırpınırdı Karadeniz” gibi daha sonra şarkılara yansıyacak birçok önemli şiiri kaleme alır. Hem şiirleri hem direnişiyle Azerbaycan’ın millî şairidir.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldıktan sonra birçok ülke gibi Azerbaycan’da bağımsızlığını ilan eder. Kısa bir süre sonra 1993 yılında, Azerbaycan Meclisinde bu muhteşem şairin1919 yılında kaleme aldığı ve Hacıbeyli'nin bestelediği marşı Azerbaycan Milli Marşı olarak kabul eder.
Bir şiirinden bölüm:
Ben sevdiğim mermer sineli yarin
Diyorlar koynunda yabancı el var
Bakıp ufuklara, uzak yollara
Ağlıyormuş mavi gözler akşamlar.
Ah ey solgun yüzlü, dalgın İstanbul
Mavi gözlerin pek baygın İstanbul
Ey yolum üstünde yükselen dağlar
Gizli sevda için çırpınan deniz!
Yol verin, yol verin benim derdim var.
Kaybettim yolumu, kaldım kimsesiz
BAHTİYAR VAHAPZADE
Azerbaycan’ın Şeki şehrinin Yukarı Baş Mahallesi’nde doğar. İlköğrenimine burada başlar. 1936 yılında ailesiyle Bakü’ye gelir. 1942 yılında liseden mezun olur. Ardından bir süre üniversitenin tıp bölümüne öğrenimine devam etse de hocası Balakişiyev’in yönlendirmesiyle fakülteyi bırakarak filoloji bölümüne kayıt yaptırır. 1951-1990 yılları arasında Mehmet Emin Resulzade Bakü Devlet Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışır. Hayatı boyunca edebiyatın birçok türünde eserler verir. Şiir, hikâye yazmış; inceleme, araştırma, makale, tanıtma yazıları ve çeviriler kaleme almış olan İlk şiir kitabı “Menim Dostlarım”dır. Ardından “Bahar” ve “Dostluk Neğmesi” eserleri çıkar. Bu eserlerde genellikle belli bir konuya, bazen de hikâyeye dayanan lirik-epik söyleyiş tarzını kullanır. 1960’lı yıllardan itibaren eserlerinde millî problemleri işler. Gülistan isimli şiirinde ikiye bölünen Azerbaycan’ı (Rusya ve İran) anlatır. Azerbaycan Türklerinin talihini, Azerbaycan’ın bütünlüğünü, bağımsızlık özlemini dile getirdiği bu manzume ülkede büyük yankılar uyandırır. Eserlerinde Azerbaycan Türkçesini temiz bir şekilde kullandığı için “Halk Şairi” unvanı aldı. 1970’li yıllardan itibaren şiirleri ve yazıları Türkiye’de “Türk Edebiyatı”, “Kardaş Edebiyatlar” gibi dergilerde yayımlanır.
“Ana Yurdum” şiiri:
Tarihini uğuldadan dağ mehinde,
Guşlarının ceh-cehinde,
Yurddağların kederinde, ferehinde
Seni duydum,
Ana yurdum!
Füzulinin “ah” sesinde,
Üzeyirin neğmesinde,
Elesgerin nefesinde
Seni andım, ana yurdum.
Menim andım - ana yurdum!
HÜSEYİN CAVİD
1882 yılında dünyaya gelir. 1905 yılında Osmanlı’ya yolu düşer. Burada Rıza Tevfik’in hazırlık kursunu bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde eğitimine devam eder. İstanbul’da edebiyat çevresiyle (Tevfik Fikret, Abdülhak Hamid vs.) kurduğu sıkı bağlantı kurar. Ülkesine döndükten sonra Nahçıvan, Gence ve Tiflis’te edebî edebiyat çalışmalarına yoğunlaşır. Çeşitli işlerde çalışır. Özellikle Türk dilinin yaygınlaşması ve Türk edebiyatının tanınması için gayret gösterir. 1918 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte Bakü’ye taşınır. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) 1920’den sonra arttırdığı baskılara rağmen edebi çizgisini değiştirmez ve onların istediği ideolojik tarza eserler vermez. 1937’de rejim düşmanlığıyla itham edilerek tutuklanır. Sibirya’ya sürgün edilir ve eserleri yasaklanır. Sibirya’da vefat eder. Doğumunun 100. yılında Haydar Aliyev tarafından naaşı Sibirya'dan Nahçıvan'a getirtilmiş ve adına anıt mezar dikilmiştir.
“Sevinme, Gülme” şiiri:
Sevinme, gülme kuzum kimsenin felaketine
Bu hal, evet, iyi bir şey değil sevinme sakın
Sevinme başkasının hal-i pürsefaletine
Dokunma kalbine bikeslerin, zavallıların.
İnan ki bir acı söz, bir bakış, bir ince gülüş
Kederli, sıtmalı kalbi tırmalar, yaralar
O kalp avunsa da aldanma, incinip küsmüş
Sağalmaz işte o, yıllar geçer de hep sızlar.
Dokunma ruhum! Evet kinlidir felek, bir gün
Kızar hemen gücenip intikam alır senden
Bugün gülen yarın ağlar, sakın öğünme, düşün
Düşün de munis ol, incitme, kırma kimseyi.
Yorum Yaz