Perdede ve Ekranda: Son Dönem Sinema Nabzı

DİJİTAL EKRAN

Kasım ve Aralık, sinema takviminde bir “ara katman” işlevi görüyor: yazın durağanlığı geride kalırken, salonlar ve dijital platformlar eş zamanlı canlanıyor. Festival programları çevrimiçi gösterimlerle kesişiyor, dijital platformlar festival sinemasını kataloglarına taşıyor ve izleyici tercihleri çeşitleniyor. Bu aylarda salon gösterimleri, çevrimiçi izleme alışkanlıkları ve uluslararası festival trafiği bir araya gelerek sinemaseverlere hem dünya sinemasını hem de yerel üretimi yakından takip etme imkânı sunuyor.

Bu anlamda sinemaseverler çok şanslı. Çünkü festivaller ve etkinlikler yalnızca gösterim sunmuyor; sinemanın üretim süreçlerini yakından görmek için başka aylarda kolay bulunmayan fırsatlar yaratıyor. Ama yok, havalar da soğumuşken eve kapanıp battaniyenin altında sıcacık filmler izleyerek takip ederim ben sinemayı diyorsanız da dijital platformlar size yine geniş bir skala sunuyor. Bakalım son zamanlarda sinema ajandalarımızda ne değişiklikler olmuş… 

Başkent’te Sinema Nabzı: 36. Ankara Film Festivali

Kasım’ın ortasında, sinemada öne çıkan olaylardan biri bu yıl 36.’sı düzenlenen Ankara Film Festivali oldu. Dünya sinemasının en yeni ve ödüllü örneklerini Ankaralılarla buluşturan festival, 13-21 Kasım tarihlerinde Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda gerçekleşti. Festivalin bu yılki jüri başkanlığını Uzak İhtimal, Anons, Yozgat Blues filmleriyle tanıdığımız yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun üstlendi. 

Festival programında yalnızca uzun metraj değil; belgesel, kısa film ve “Ankara Filmleri” yarışmaları da yer aldı. Bu yönüyle festival, yalnızca bitmiş filmleri değil, genç sinemacılar ve yeni sesler için de bir vitrin işlevi gördü. Festivalin öne çıkan seçkilerinden bir diğeri de dünya sinemasından ilk filmlerin yer aldığı Taptaze bölümüydü. Seçki kapsamında gösterilen filmler, bu yıl sinemaya yeni adım atan yönetmenlere alan açmayı hedefleyerek Berlin, Locarno, Roma gibi prestijli festivallerde dikkat çeken ilk filmleri bir araya getirdi.

Tavşan İmparatorluğu, diğer festivallerde de olduğu gibi Ankara’nın da gözdelerindendi. Geçtiğimiz sene aramızdan ayrılan Ankara Film Festivali başkanı anısına verilen İnci Demirkol En İyi Film ve Onat Kutlar En İyi Senaryo ödüllerine layık görülen film, Seyfettin Tokmak’ın bu filmi oldu. Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film ödülü Şeyhmus Altın’ın Aldığımız Nefes filmine giderken En İyi Yönetmen ödülünün sahibi Buradayım, İyiyim filmiyle Emine Emel Balcı oldu. 

Perdedeki Yenilikler, Odağımızdaki Festivaller

Uluslararası festivallerdeki başarılarımıza baktığımızda geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen iki gurur verici gelişmeyle karşılaşıyoruz. Bunlarda ilki, Can Evrenol’un yazıp yönettiği Cam Sehpa filminin festival yolculuğunun Helsinki’ye dek uzanması. Başrollerinde Alper Kul, Algı Eke, Hatice Aslan gibi isimlerin yer aldığı film, korku ve fantastik filmleri gündemine alan Night Visions Film Festivali’nde gösterimdeydi. Dünya prömiyerini Londra Fright Fest’te yapan filmin Şubat ayında vizyona girmesi bekleniyor. 

Öte yandan Ali Vatansever’in Bir Arada Yalnız adlı filmi Tallinn Black Nights Film Festivali’nin ana yarışmasında dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Oğullarının ölümcül hastalığıyla mücadele eden bir aileye odaklanan film, VR kullanımıyla anlatısal bir yenilik sunuyor. Bu anlamda Türkiye sinemasının uluslararası görünürlüğünü güçlendiren yapımlardan biri olarak öne çıkıyor.

Uluslararası festivallerdeki hareketlilik sürerken, yerel vizyon da bu dönemde dikkat çekici yapımlarla güçlendi. Festival programlarından salonlara uzanan bu akış, izleyicinin hem dünya sinemasını hem de güncel Türkiye filmlerini aynı dönemde takip etmesine imkân tanıyor. Kasım ayıyla birlikte vizyonda öne çıkan üç film, yerli sinemanın farklı damarlarını bir araya getirerek bu çeşitliliği pekiştiriyor.

Vizyonun Gündemi: Yeni Yerli Filmler

Başrollerinde Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in yer aldığı Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana, gerçek bir hikâyeden esinlenilen 2011 Fransa yapımlı Intouchables filminin uyarlaması olarak izleyiciyle buluşuyor. Mert Baykal’ın yönettiği ve senaryosunu Aziz Kedi ile birlikte yazdığı film, Hatice Aslan, Bige Önal, Şevval Sam gibi yetenekli oyuncuları da kadrosunda bulunduruyor. Film, felç geçirmiş varlıklı bir adam ile ona bakıcılık yapmak üzere evine giren sıra dışı bir karakterin kurduğu beklenmedik dostluğu merkezine alarak, sınıfsal farkların ötesinde gelişen insani temasları sıcak ve mizahi bir tonla anlatıyor.

Geçtiğimiz günlerde Atlas Sineması’nda galası yapılan Erken Kış, Özcan Alper’in yönettiği ve senaryosunu Uğur Aydedim ile kaleme aldığı bir yol hikayesi. Başrollerinde Timuçin Esen ve Leyla Tanlar’ın yer aldığı film, Ferhat ile taşıyıcı anne Lia’nın İstanbul’dan Gürcistan sınırına uzanan üç günlük zorlu yolculuğunu takip ediyor. Bu yolculuk ilerledikçe iki karakterin hem birbirlerine hem de kendi geçmişlerine doğru açılan yaraları görünür hale geliyor. Lia ve Ferhat’ın farklı sıkışmışlıklar içinde mücadele verdikleri bu yolculukta yönetmen, göçmenlik, beden sömürüsü, sınıfsal uçurumlar ve kimlik arayışı gibi insanı etik değerlendirmelere iten konuları sessiz ama derin bir anlatıyla izleyiciye sunuyor. 

Türkiye prömiyerini 44. İstanbul Film Festivali’nde yapan Tayfun Pirselimoğlu imzalı İdea, yönetmenin karanlık atmosferi ve varoluşçu sinema diliyle örülmüş bir hikâye sunuyor. Film, sıradan bir hayatın içine sızan küçük bir şüphenin zamanla büyüyerek nasıl bir paranoya ve çözülme hâline dönüştüğünü takip ediyor. Kemal’in şehirden uzak bir villada bekçi olarak sürdürdüğü rutin yaşamı, yolculuk sırasında yanındaki adamın bıraktığı İdea adlı küçük kitabı bulmasıyla değişiyor. Bu tesadüf, onu açıklanamayan bir suçlamanın ve kimliğinin bulanıklaştığı karanlık bir sürecin içine çekerek film boyunca derinleşen bir dönüşümün başlangıcına işaret ediyor.

Dijitalin öne çıkanları 

Mads Mikkelsen’in başrolünde yer aldığı ve dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Nicolaj Arcel imzalı Toprak Uğruna, Tabii’de gösterimde. Danimarka’nın En İyi Film Oscar’ına aday gösterdiği film, Ida Jessen’in gerçek olaylardan temellendirdiği kitabının tarihi drama uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Kanun kaçağı çeteler, aristokratlar ve köylüler gibi 18. yüzyıl Danimarka’sının farklı kesimlerine yer veren filmin olay örgüsü, gururlu fakat yoksul savaş gazisi Ludvig Kohlen’in çorak, verimsiz bir araziyi yeşertme mücadelesini konu alıyor. Araziyi yeşertmeye çalışan Yüzbaşı, arazinin hakimiyetinde olduğu asilzadeyle de bir savaş veriyor. Kuşak çatışmalarının, miras tartışmalarının ve toprağın hem bir yük hem bir yuva oluşunun altını çizen Toprak Uğruna, kişisel bir hikâyeden yola çıkarak daha geniş bir toplumsal hafızaya temas eden sakin ama etkileyici bir anlatı kuruyor.

Kogonada’nın yazıp yönettiği ve başrollerinde Colin Farrell ile Jodie Turner-Smith’in yer aldığı After Yang, gösterime girdiği günden bu yana modern bilimkurgu sinemasının en sakin ve en duygu yüklü örneklerinden biri olarak anılıyor. Gain’de izlenebilen film, yakın bir gelecekte bir ailenin, robotik çocuk bakıcısı Yang’in arızalanmasıyla sarsılan rutinini merkezine alıyor. Ailenin Yang’i yeniden hayata döndürme çabası, giderek onun geçmişine, hafıza kayıtlarına ve insan olma hâlinin anlamına doğru bir yolculuğa dönüşüyor. Teknolojiyle insan arasındaki bağı şiirsel bir estetikle ele alan After Yang, kayıp, aidiyet ve birlikte yaşama üzerine sakin ama derin bir iç dünya sunarak türün alışılan kalıplarının dışına çıkıyor.

HBO’da izlenebilen Kız Kardeşler, Emin Alper’in Berlinale’de dünya prömiyerini yapan ve uluslararası alanda büyük ilgi gören filmi olarak Türkiye sinemasının son yıllardaki en güçlü taşraya dönüş hikâyelerinden birini sunuyor. Film, annelerinden koparılarak farklı ailelerin yanında besleme olarak büyütülen üç kız kardeşin yıllar sonra baba evinde yeniden bir araya gelişini anlatıyor. Her birinin taşıdığı kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve bastırılmış arzular üzerinden ilerleyen anlatı, taşra yaşamının yapısını ve aile içi güç ilişkilerini derinlikli bir dille görünür kılıyor. Doğa, mekân ve sessizlik kullanımındaki ustalığıyla tanınan Alper, Kız Kardeşler’de de karakterlerin iç dünyalarını dışarıdaki manzarayla paralel kurarak hem gerçekçi hem de şiirsel bir sinema deneyimi sunuyor.

Yorum Yaz