Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Yazan: Asude Karagöz
Bahar aylarının kendini iyiden iyiye hissettirmesiyle birlikte şehir hayatının ritmi de değişmeye başlıyor. Kışın daha çok evlere kapanarak dijital platformlarda geçirilen film geceleri, yerini yavaş yavaş salonlara, hatta açık hava sinemalarına geri dönüşe bırakıyor. Havaların ısınması, açık havada geçirilen zamanın artması ve kültür-sanat etkinliklerinin yoğunlaşması sinema alışkanlıklarını da dönüştürüyor. Özellikle mayıs ayı hem uluslararası festivallerin hareketlenmesi hem de vizyon takviminin çeşitlenmesiyle sinema dünyasında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bir yanda prestijli festivallerden gelen haberler sinema gündemini belirlerken, diğer yanda vizyondaki yapımlar ve dijital platformların yeni içerikleri izleyicilere zengin bir seçki sunuyor. Peki, mayıs ayında sinema dünyasında bizleri neler bekliyor? Birlikte bakalım.
Cannes
Sinema dünyasının en prestijli organizasyonlarından biri olan Cannes Film Festivali bu ay kapılarını açtı. Sinema çevrelerinin merakla takip ettiği festival, bu yıl da kırmızı halısından yarışma seçkisine kadar geniş yankı uyandırıyor. Festivalin açılış filmi olarak gösterilen Fransız yönetmen Pierre Salvadori imzalı The Electric Kiss, ilk gösteriminin ardından sinema eleştirmenlerinden dikkat çekici yorumlar aldı. 1920’lerin Paris sanat dünyasını alışıldık anlatı kalıpları üzerinden ele alan film, Cannes’da yapılan gösterimle eş zamanlı olarak Fransa’da vizyona girdi. Bağımsız sinema dünyasının gözdesi niteliğindeki festivalin, romantik komedi türündeki filmleriyle tanıdığımız Salvadori filmiyle açılış yapması ve filmin yeterince ses getiren özgün bir anlatı sunamaması, eleştirmenler tarafından olumsuz eleştirilere maruz kaldı.
Festivalin açılış gecesinde yaşanan bir diğer dikkat çeken gelişme ise sinema tarihine damga vuran yönetmenlerden Peter Jackson’a verilen Onursal Palmiye oldu. Özellikle fantastik sinema türüne kazandırdığı vizyonla hafızalara kazınan yönetmen, bu ödülle kariyerine bir önemli başarı daha ekledi. Yüzüklerin Efendisi serisinin yönetmeni olmasının yanında senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği projelerle de bildiğimiz efsanevi isme, bu özel ödülü serinin önemli karakterlerinden Frodo Baggins’e hayat veren Elijah Wood’un takdim etmesi, salondakilere nostaljik anlar yaşattı.
Öte yandan belgesel sinema cephesinde de dikkat çekici bir gelişme yaşandı. “Tarafsızlık” prensiplerini zedeleyeceği düşüncesiyle yayınlanması BBC tarafından reddedilen Gaza: Doctors Under Attack belgeseli, İngiliz Televizyon Akademisi Ödülleri olarak bilinen BAFTA’da Güncel Olaylar kategorisinde en iyi belgesel seçildi. BBC’nin yayınlamayacağını açıklamasından sonra Channel 4 tarafından satın alınan belgesel, izleyiciler tarafından büyük övgü aldı. Bunun üzerine ödül gecesinde yapım ekibinden BBC’ye büyük tepki gösterildi. Filistin’de sağlık çalışanlarının savaş koşullarındaki mücadelesini konu alan belgeselin ödülle taçlandırılması, hem ifade özgürlüğü hem de belgesel sinemanın toplumsal tanıklık gücü açısından geniş yankı uyandırdı.
Vizyondakiler
Mayıs ayı vizyon takvimi, hem nostalji duygusunu harekete geçiren yapımları hem de yeni anlatılarla izleyiciyi salonlara çağıran filmleriyle dikkat çekiyor. Ancak bu ayın en çok konuşulan yapımlarından biri kuşkusuz moda dünyasının kültleşmiş hikâyesini yeniden beyazperdeye taşıyan Şeytan Marka Giyer 2 oldu.
Tam yirmi yıl önce vizyona girdiğinde yalnızca bir moda filmi olmanın çok ötesine geçerek popüler kültürün unutulmaz yapımlarından birine dönüşen Şeytan Marka Giyer, yıllar sonra devam filmiyle yeniden beyaz perdede. Uzun süre yalnızca bir söylenti olarak kalan proje, bu kez orijinal kadrosunu büyük ölçüde koruyarak geri döndü. Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci yeniden aynı evrende buluşurken, filmin en çok konuşulan sürprizlerinden biri de moda ve müzik dünyasının yıldız ismi Lady Gaga’nın kısa ama dikkat çekici performansı oldu. İlk filmde moda dünyasında hayatta kalmaya çalışan genç asistan Andrea’nın sert hiyerarşide kendine yer edinme çabasına tanık olmuştuk. Bu filmde ise Andrea ve Miranda, dijital medyanın yükselmesiyle basılı dergiciliğin çöküşüyle mücadele ediyor. Artık yalnızca çalışanlarıyla değil değişen sektör dinamikleriyle de savaşmak zorunda kalıyorlar. Özellikle bir zamanların asistanı Emily Charlton’ın artık moda sektörünün güçlü karar vericilerinden biri olarak Miranda’nın karşısına çıkması, filmi nostaljik bir buluşmanın ötesine taşıyarak kuşak çatışması ve değişen güç dengeleri üzerine kurulu daha sert bir hikâyeye dönüştürüyor.
Moda dünyasının ihtişamlı ve sert rekabet dolu atmosferinden çok daha karanlık ve sarsıcı bir anlatıya geçen mayıs vizyonunun dikkat çeken bir diğer yapımı ise Şeyhmus Altun imzalı Aldığımız Nefes. Başrollerinde Defne Zeynep Enci, Hakan Karsak ve Sacide Taşaner’in yer aldığı film, bir kimya fabrikasında meydana gelen patlamanın gölgesinde yaşam mücadelesi veren küçük bir Anadolu kasabasını merkeze alıyor. Toronto ve San Sebastián gibi önemli festivallerde gösterilmesinin ardından Antalya Altın Portakal’da kazandığı ödüllerle adından söz ettiren yapım, toplumsal travmayı yalnızca bireysel bir hikâye üzerinden değil, kolektif hafızanın sessiz yükü üzerinden ele alışıyla öne çıkıyor. Yönetmen Altun’un diyalogdan çok atmosfer kurmaya yaslanan anlatımı ve filmin boğucu görsel dünyası, izleyiciyi yalnızca bir hikâyeye değil, hissedilen bir ruh hâline ortak ediyor.
Mayıs vizyonunun aksiyon ve gerilim cephesindeki güçlü alternatiflerinden biri olan Fünye, usta yönetmen David Mackenzie’nin imzasını taşıyor. Başrollerinde Theo James, Aaron Taylor-Johnson, Gugu Mbatha-Raw ve Sam Worthington gibi dikkat çekici isimleri buluşturan film, Londra’nın merkezinde bulunan II. Dünya Savaşı’ndan kalma patlamamış bir bombanın yarattığı kaosun ortasında şekillenen sıra dışı bir soygun planını konu alıyor. Daha ilk fragmanından itibaren özellikle Theo James’in performansı ve filmin karanlık atmosferiyle dikkat çeken yapım, klasik soygun anlatısını zamana karşı yarış hissiyle birleştirerek tempoyu sürekli diri tutuyor. Mackenzie’nin daralan mekân hissini ustalıkla kullanan yönetimi ve seyirciyi son ana kadar diken üstünde bırakan anlatımı, Fünye’yi mayıs ayının en merak uyandıran gerilim filmlerinden biri hâline getiriyor.
Dijital Platformlarda Öne Çıkanlar
Sinema salonlarından ziyade ben filmimi evimde izlemek isterim diyenler için dijital platformlar yine birbirinden kıymetli yapımlarla bize bir alternatif oluşturuyor. İşte geçtiğimiz aylarda seçkisini genişleten platformlardan biri olan Tabii’de izleyebileceğiniz üç yapım:
Tabii’nin dijital seçkisinde öne çıkan yapımlardan biri olan Yeniden Başla, duygusal yoğunluğu yüksek anlatımıyla dikkat çekiyor. Başarılı oyuncu Jake Gyllenhaal’ın başrolünde yer aldığı film, eşini trajik bir kazada kaybettikten sonra hayatı giderek çözülen başarılı bir iş insanının, yaşadığı kaybın ardından hem çevresiyle hem de kendisiyle kurduğu kırılgan ilişkiyi merkeze alıyor. Klasik bir yas hikâyesinin ötesine geçen yapım, karakterinin yaşadığı acıyla hapsolduğu plaza hayatından soyutlanmasını, iniş çıkışlarını ve acısıyla baş etmeye çalışırken baş vurduğu sıra dışı yöntemleri zaman zaman komik, bazen ise hüzünlü bir yaklaşımla ele alıyor. Kahramanın iç dünyasını fiziksel ve duygusal yıkım metaforları üzerinden katmanlı bir şekilde ele alan film, yeniden kurma ve başa çıkma çabasını sade ama etkileyici bir dille aktarıyor. Gyllenhaal’ın başarılı performansı ve filmin dingin atmosferi, Yeniden Başla’yı Tabii’nin öne çıkan yapımları arasında daha içsel ve düşünsel bir noktaya taşıyor.
Tabii seçkisindeki dikkat çeken bir diğer yapım, İran sinemasının usta ismi Asghar Farhadi’nin yönetmenliğindeki Kahraman. Başrolünde Amir Jadidi’nin yer aldığı film, borçları yüzünden hapiste olan Rahim’in kısa süreli bir izin sırasında bulduğu bir çanta dolusu altını sahibine iade etme kararıyla başlayan ve giderek büyüyen ahlaki bir krize dönüşen hikâyesini merkeze alıyor. Basit bir “doğru-yanlış” ikileminin çok ötesine geçen anlatı, Farhadi sinemasından aşina olduğumuz gibi sesini yükseltmeden gerilimi tırmandıran anlatısıyla izlerken size filmdeki karakterlerden biriymiş gibi hissettirmeyi başarıyor. Cannes Film Festivali’nde Grand Prix ödülüne layık görülen yapım, Farhadi’nin karakter odaklı sinema dilini bir kez daha güçlü biçimde ortaya koyarken, küçük bir kararın nasıl büyük bir toplumsal yargıya dönüşebileceğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Tabii’deki bir diğer dikkat çeken yapım olan 2 Ocak, gizem ve gerilim tonunu psikolojik bir atmosferle birleştirerek öne çıkıyor. Film, sıradan gibi başlayan bir günün giderek çözülemeyen bir belirsizliğe dönüşmesini merkeze alırken, karakterlerin hafızası, algısı ve gerçeklik duygusu üzerinden ilerleyen parçalı bir anlatı kuruyor. Olayların neden-sonuç ilişkisini bilinçli biçimde muğlak bırakması, izleyiciyi sürekli bir sorgulama hâlinde tutarken, film ilerledikçe “gerçekte ne oldu?” sorusu kadar “neyi yanlış hatırlıyoruz?” sorusunu da öne çıkarıyor. Atmosfer yaratımına yaslanan yönetim dili ve giderek sıkışan anlatı yapısı, 2 Ocak’ı Tabii’nin daha deneysel ve merak uyandıran yapımlarından biri hâline getiriyor.
Yorum Yaz