“Babamla zihnimde sohbetler kurarım”

EDEBİYAT

 

Editör Ahmet Zarifoğlu: “ Babamı kaybettiğimde yedi yaşındaydım. Bu yüzden onunla geçen zamanlar, elbette ki çok sınırlıydı. Onunla uzun uzun konuşmak isterdim, evet. Hatta bazen hâlâ zihnimde böyle sohbetler kurarım. O konuşmadıklarımızın eksikliği (Zeigarnik Etkisi), beni hem şiirine hem de hayatına başka türlü bağladı.”

Ahmet Zarifoğlu ile şair bir babanın oğlu olmaktan, konuşulamayanların eksikliğine, şairin Yabancılık adlı öyküsünün arka planından Yaşamak adlı günlüğüne, yeni çıkan kitabı Modern Sinema Terminolojisi’nden Ketebe Yayınları’ndaki editörlük görevine kadar birçok konuyu konuştuk.

Bir şair babanın oğlusunuz. Rahmet olsun Cahit Zarifoğlu’na. O şiirsel özneye göre “İsminin baş harflerini acz tutan” bize göreyse kutlu bir şair Cahit Zarifoğlu. Babanız konusunda sizlere birçok soru yöneltilmiş olmalı bu zamana kadar. Bense farklı bir yerden bakmak istiyorum konuya. Cahit Zarifoğlu yedi güzel adamdan biri. Türk şiirinin önemli şairlerinden birisi. Peki, siz nasıl bir çocuktunuz? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? “Babamla uzun uzun konuşmak isterdim.” demiştiniz verdiğiniz bir röportajda. Hayal meyal mi hatırlıyorsunuz o günleri?

Ben biraz içine kapanık, çok fazla konuşmayan bir çocuktum. Küçük yaşlarda büyük bir kayıp yaşamak, insanın hayatında bazı yerleri eksik bırakıyor. Babamı kaybettiğimde yedi yaşındaydım. Bu yüzden onunla geçen zamanlar, elbette ki çok sınırlıydı. Ama yine de tamamen hayal meyal değil. Bazen bir ses tonu, bazen bir oturuş şekli, akşamları eve geldiğinde kapıda sıraya girdiğimiz anlar gibi hafızamda yer edinen anılar var. Mesela birinci sınıfa kayıt olduğum günü hatırlıyorum. Babamla gitmiştik okula. Çok korkmuştum, o ilk günden gerçekten okulu bırakmak istemiştim. Sonra ne kadar zaman geçti ve alıştım hatırlamıyorum ama o ilk günkü stresimi hiç unutmuyorum. Onunla uzun uzun konuşmak isterdim, evet. Hatta bazen hâlâ zihnimde böyle sohbetler kurarım. O konuşmadıklarımızın eksikliği (Zeigarnik Etkisi), beni hem şiirine hem de hayatına başka türlü bağladı.

Aslında Cahit Bey’in şiirleri genel kanı olarak anlaşılması güç ve kapalı bir şiir olarak tanımlanır. Bir yazara göre onun şiirinin böyle algılanması imgeye dayalı bir şiir kurması ve serbest çağrışım metodunu kullanması sebebiyledir. Bu yaklaşım doğru olabilir ancak ben şairin tam olarak kapalı bir şiir yazdığını düşünmüyorum, tüm eserlerini okuduğumda. Siz bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Katılıyorum. Babamın şiirleri, ilk bakışta gerçekten karmaşık görünüyor. Çok bireysel veya daha doğru bir ifadeyle çok derin bir sezgiyle yazılmışa benziyorlar. Serbest çağrışımı ve imgeleri yoğun kullanması, onun şiirine soyut bir hava katıyor ama bu, şiirinin anlaşılamaz olduğu anlamına gelmemesi lazım. Babam, kendi dünyasını, iç mücadelesini, inancını, kırgınlıklarını ve çocukluğunu bu imgelerin içine serpiştiriyor. Kapalı değil, sadece okurun kalbiyle temas kurmasını bekleyen bir şiir diyebiliriz belki. Zarifoğlu okurları iyi bilir ki, şiirleri okundukça daha da anlaşılır olur.

Babalar Günü münasebetiyle verdiğiniz bir röportajda babanızın yazdığı “Yabancılık” hikayesindeki karakterin babanız olduğunu söylüyorsunuz. Bu açıklama dikkatimi çekti. Yabancılık hikayesi, sanata karşı bir “karşı duruşu” mu içinde barındırır? Bu hususta söylemek istedikleriniz olur mu? 

“Yabancılık”, doğrudan bir karşı duruş değil belki ama bir “yalnızlaşma”yı anlatıyor. Sanatın kendisine değil, bazı eğilimlerine, yapaylaşmış yönlerine karşı bir mesafe koyduğunu görebiliriz o metinde. Babamın hayatı boyunca benimsediği duruş, içtenliğin ve hakikatin peşinde olmak üzerineydi. Sanatı da bu ölçüyle değerlendirdi. Okuyucularla kitabında çok detaylıca anlatıyor konu hakkındaki fikirlerini. Eser gönderen yazar adaylarına; yalın bir dille yazmalarını tembihliyor, slogan atmamalarını tavsiye ediyor yazarken… Hikayedeki karakterde, sanat çevresine ya da belirli eğilimlere değil, o çevre içinde kendini yalnız hisseden bir adamın iç dünyasına bakıyoruz bence. Belki de o yalnızlık, hem sanatçı duyarlılığından hem de inandığı değerlerle çevre arasında kuramadığı bağdan kaynaklanıyor.

Yaşamak, babamın iç sesidir

Peki sizce şairin karakterinin ya da yazar olarak portresinin en görünür olduğu kitaplardan biri de Yaşamak kitabı olabilir mi? Yaşamak sizi her seferinde bir başka yolculuğa çıkaran bir eser mi? 

Kesinlikle. Yaşamak, babamın iç sesidir. Bir tür günlük ama klasik anlamda değil. Hem hayatla kurduğu ilişkileri hem de içsel hesaplaşmalarını çok net görürüz orada. Çocukluğundan kalma gölgeli izler, askerlik anıları, hayatı boyunca tanıdığı büyük zâtlar ile kurduğu münasebet, erken dönemde kırgın olduğu babasıyla aslında arasının ne kadar seviyeli, muhabbetli ve saygılı bir evreye dönüşümü, tabii ki olmazsa olmaz yazı hayatı ile ilgili çok güzel bilgilere, birikimlere şahit oluyoruz Yaşamak’ı okurken. Her okuduğumda farklı bir duyguyla karşılaşıyorum. Zaten iyi edebiyatın özelliği de bu değil mi? Aynı kitabın içinde, her seferinde başka bir pencereden girmek…

Görsel anlatı beni cezbediyor

Öte yandan babanızın en sevdiğiniz şiiri “Ve Tek Kare Bir Film” adlı şiir. Zirvesine göz koyduğum dağlara bak /Koşup takıldığım çitlere bak” diye biten bu şiiri ben de çok sever bu satırlarda kendimi bulurum. Film demişken eğitiminiz sinema üzerine. Ve son kitabınız Modern Sinema Terminolojisi, Yedinci Kat Yayınları’ndan çıktı. Siz de sanatsal anlamda üretkensiniz ancak görsel sanatlara daha yatkınsınız gibi duruyor. Ne dersiniz? Sinema hayatınızın neresinde duruyor?

Doğru bir tespit. Görsel anlatı beni her zaman daha çok cezbetmiştir. Sinema, anlatının en kapsayıcı biçimlerinden biri. Görsel, işitsel ve duygusal bütün kanalları aynı anda açıyor. Sinema Televizyon mezunuyum. Yayınevi editörlüğünü yok sayarsak zaten tüm hayatım boyunca hep sinema, televizyon, belgesel çekimleri, video ve fotoğraf işleriyle uğraştım. Fotoğrafçılığa daha yakınım diyebilirim aslında sinemadansa. Daha bireysel fotoğraf uğraşısı. Her hangi bir ekibe dâhil olma zorunluluğu olmadığı için kendimi daha yakın buluyorum. İyi bir sinema izleyicisiyimdir. Bugüne kadar pek çok film izledim ama bunu her zaman belirli bir disiplinle yaptığımı söyleyemem. Eğitimini aldığım ve bir dönem sektörün içinde bulunduğum için çok fazla izledim ve izlemeye de eskisi kadar sık olmasa da devam ediyorum. 

Sinema üzerine düşünen, yazan ya da bizzat bu sektörün içinde bulunan herkes için başvuru niteliğinde Modern Sinema Terminolojisi. Aslında sadece bir sözlük gibi durmuyor. Yönetmenlerden bahsetmeniz ya da yaptığınız örneklendirmeler çalışmayı orijinal bir boyuta taşımış diye düşünüyorum. 

Teşekkür ederim. Modern Sinema Terminolojisi kitabını hazırlarken sadece kavramları sıralamakla yetinmek istemedim. Sinemanın, kendi dilini oluşturan bir dünyası var. Seçtiğim kavramların veya terimlerin o dünyada ne anlama geldiğini, film setlerinde nasıl kullanıldığını kısaca örneklendirmek istedim. Yine o kavramla ilgili, genel kabul görmüş yönetmen ve filmlerine yer verdim. Bir kitap yazmak veya bir terimler sözlüğü hazırlamak gibi bir düşüncem yoktu aslında. Yazı üretme konusunda maalesef yetenekli olmadığım için en azından bir sözlük dahi olsa bir kitabım olsun diye düşündük. Yedinci Kat Yayınları’nın genel yayın yönetmeni de bu konuya sıcak baktı. Bu arada tüm okurlara yayınevinin kitaplarını tavsiye ederim. Türk edebiyatında belki kıyıda kalmış ama değerli, dünya edebiyatından da yine iyi örneklere yer veriyorlar. 

Sinema-edebiyat ilişkisi konusunda söylemek istedikleriniz var mı? Çünkü edebiyatı kapsayan terimlerle de karşılaşıyorum eserde. 

Sizin de malumunuz, sinema ve edebiyat birbirinden ayrı düşünülemez. Hatta sinema, edebiyatın bir anlamda görsel karşılığıdır diyebiliriz. İyi bir senaryo çoğu zaman iyi bir edebi metinle başlar. Ben sinemada anlatının gücüne, karakter derinliğine, atmosfer yaratımına çok önem veririm. Bunların her biri edebiyatın temel öğeleri ile çok iç içe. Bu yüzden kitabımda da sinema terimlerinin yanı sıra, edebiyatla buluşan kavramlara özellikle yer verdim. Bunun dışında, fotoğrafçılık, reklam jargonları, oyunculukla ilgili terimler de sık sık geçiyor kitapta.

Son olarak Ketebe Yayınları’nda editörlük görevindesiniz. Bazı kitapların derleyiciliğini üstlendiniz. En son Ertelenmiş Bir Hayalin Montajı’nı derlediniz. Langston Hughes’ten yapılan bu seçki şairin poetikasına ve aynı zamanda Afro-Amerikalı halkın hayatına ışık tutuyor. Söylemek istedikleriniz olur mu bu çalışma bağlamında?

Langston Hughes, hem şiiriyle hem yaşamıyla etkileyici bir isim. Şiir kitabını çalışırken tanıdım yazarı. Dönemin siyasetçilerini bile derinden etkilemiş bir isim. Afro-Amerikan halkın çektiği sıkıntıları şiirlerine yansıtmış. Harlem Rönesansı denilen sanat akımının en büyük ilham kaynaklarından biridir. Şiirlerinde inanılmaz güzel bir ses var. Siyasi şeyler barındırsa bile çok değerli ve özel şiirlere sahip kitap. Şiirlerindeki ritim, ağıt ve direniş duygusu çok güçlü. “Ben Amerika’nın kırık kalbiyim” diyen Langston Hughes, siyahilerin boyunduruk altında yaşamaktan kurtulması için şiirler, denemeler, öyküler ve oyunlar yazmıştır. Siyasi yorumcu ve aktivist olarak da bilinen yazar 1902-1967 yılları arasında yaşamıştır. Yani ırkçılığın, özellikle siyahi düşmanlığının en yüksek olduğu dönemde yaşamış. Maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler ise, o dönemde yaşayan sanatçılara inanılmaz büyük bir kültürel gelişim sağlamıştır. Bir kültürel yeniden doğuşun özünü oluşturmuş, siyahî edebiyatın ve kimliğin yönünü şekillendirmiştir. Kitaptan en sevdiğim şiir, İş Çıkışı Metro: Karışmış birbirine / ağız ve beden kokusu / dipdibe girmiş / siyah ve beyaz / o kadar yakın ki birbirine / korkuya yer kalmamış.

Yorum Yaz