Buhranlı ve puslu bir dönemden dirilişe

EDEBİYAT KİTAPLIK Güncel

Şubat ayındayız. “Postmodern Darbe” sürecinde başörtüsü yasağı nedeniyle 28 Şubat’ın sıkıntılı, zorlu dönemlerini hatırlıyoruz. Selvigül Kandoğmuş Şahin’in Kar Yağarken romanını okudum. Hikâye yazarı bu defa bir dönem romanı ile okurla buluştu. Romanı Okur Kitaplığı’ndan Ağustos 2024’te çıktı. Şahin, derdi, davası olan bir yazar.  Romanında 90 kuşağındaki dönemin ruhunu yansıtmış ve kuşağın bütün zorluklarını bizzat yaşamış biri. Yaşadığı dönemin şahitliğini yazmış. “Çöl Fırtınasıyla başlayan bombardıman 17 Ocak’tan itibaren Irak’ı kasıp kavuruyor.” cümlesiyle açılan romanda Amerika’nın 1990 yılındaki Irak’ı bombalayan 17 Ocak Çöl Fırtınası Harekâtıyla içimize işliyor savaş. Dönemin karanlık puslu atmosferinde üniversitede okuyan gençlerin içinde bulundukları çıkmazları okuyoruz. Gençler savaşı içinde yaşıyorlar. “Çocuklar ölüyor siz pasta kesiyorsunuz, ben sizden değilim yok yok değilim.” “Sonra Filistin intifadasında bombalar altında kalan çaresiz halk geliyor gözlerimin önüne...” Kahraman Saliha’nın içinde yanan ateş, zulme karşı haykırışını hissediyoruz bu cümlelerde. Saliha hepimizin sesi oluyor. Irak Harekâtı, bombardımanlar, katledilen bebekler, işkence gören çocuklar, gençler, kadınlar. Karamsarlık, hayal kırıklığı, çaresizlik... 1997’de gerçekleşen 28 Şubat post-modern darbesine ilerliyor süreç. 1992-1995 yılları arasında Avrupa’daki Bosna-Hersek soykırımına da şahitlik yapılıyor romanda. Dünyada ve Türkiye’de tarihin kırılma yaşadığı dönemlere gidiyoruz. Bu dönemde yaşananların kayıt altına alınması açısından, romanın gelecekte arşiv işlevi göreceği düşünülebilir. 90 kuşağında gençler Anadolu’dan İstanbul’a üniversite okumaya geliyorlar. Gençlerle diriliyor toplum, kamuda üniversitelerde yaşanan başörtü yasağı süreci ise son hamle oluyor. 

Arayış...

Romanın kahramanı Saliha, babası Arabistan’da bir trafik kazasında öldükten sonra ablası ve annesiyle Anadolu’dan İstanbul’a yerleşir. İstanbul Üniversitesi öğrencisi Saliha ile seküler bir ailesi olan okul arkadaşı Çiğdem’in arkadaşlıkları, varoluşsal sancıları ve hesaplaşmalarından başlayarak başörtüsü takmaya kadar giden süreçleri okuyoruz. Kendi içinde verdikleri savaşın en zor savaş olduğunu okudukça anlıyoruz. Çiğdem’in Cemil’e aşkı, babasından kaçışı, Cemil’e sığınışı, Saliha’nın kız kardeşi Nehir’in evden kaçması, yaşadığı hayal kırıklığı sonrası travmalar, Saliha’nın annesinin tek başına mücadelesi, babasının yokluğu, kimlik bunalımı, arayışlarla geçen o dönem Türkiye’nin portresini canlı bir şekilde yeniden yaşıyoruz. Dini hassasiyetler, namaz, inanç, tesettür, maneviyatı yaşayan gençleri okuyoruz. Saliha, Çiğdem ve diğerlerinin hayalleri, hayal kırıklıklarına rağmen devam eden mücadeleleri kalbimize ışık tutuyor. Saliha ve Çiğdem’in sorgulamaları, içsel yalnızlıkları, aile dramları üzerinden toplumsal mesajlar roman boyunca sürüyor.

Kendini bulmak...

Karlı bir kış gecesinde Gökçe onları vakfa davet edince dönüşüm ve değişimin ilk adımlarını atarlar. Romanı iki bölüme ayırırsak; ilk yarısı gençlerin arayışı, ikinci yarısı kendilerini bulmaları diye özetlenebilir. Hayatlarını Kur’an ve sünnete göre yaşamak için verdikleri mücadeleyi etkilenerek okuyoruz. Anlatımdaki yalın dil sayesinde okurun romanla bağ kurması kolaylaşıyor. 

Satır aralarında Avrupa ve Batı'nın öğretilerine eleştirel bir dil ile batının o hazin çöküşüne hatırlatma yapılıyor. Dikkatimi çeken bir diğer konu; kitaplardan alıntılar ve yazarlar oluyor. Okuyucu adına hem dönemin hatırlatması hem okunacak kitaplar için yol haritası oluşuyor. Satır aralarına serpiştirilen metinlerarasılık zenginlik katmış romana. Saliha okuyor ve sorguluyor. Saliha’nın ve Çiğdem’in aşkları ve mektuplaşmaları nostaljik bir esintiyle okuyoruz. Saliha, Erich Fromm, Nazım Hikmet, Neruda, Yaşar Kemal, Kafka, değiştikçe Sezai Karakoç, Aliya İzzetbegoviç’ Necip Fazıl Kısakürek, Muhammed Esed’in Kur’an Meali eserleriyle tanışıyor. Kar Yağarken on altı bölümden oluşuyor. Her bölümün başında Feridüddin Attar’ı Simurg hikâyesini anlattığı Mantıku’t Tayr kitabından epigraflar var. Her epigraf özenle seçilmiş bölümün konusuyla uyum sağlıyor. “Onun yolunda binlerce hikmet var. Bir katrenin bile rahmet denizinden payı var.” Romanda mekân isimleri dikkat çekiyor. Hergele Meydanı’nda buluşuyor, Beyaz Saray’dan kitap alıyorlar. Yummi Pastanesi’nde buluşmalar, Beyazıt Meydanı, Divan Yolunda yürüyüşler... Yazar İstanbul’u da özenle anlatıyor. “Ben Süleymaniye yokuşundaki kafeye ulaşana kadar kar yağışı tipi hâlini alıyor.” Beyazıt, Laleli, Fatih’i geziyoruz sayfalarda.

“Bu sistem bizi üretmişti. Genç nesiller olarak düşünen, okuyan, reddeden, entelektüel arayışlar ve araştırmalarla kendi özüne yürüyen bir gençlik olarak doksanlı yılları sallıyorduk. Caddeler boyu yürüyor, amfilerde özgürce ders dinleyebiliyor, ülkemizin üniversitelerinde dini ve milli değerlerine bağlı olarak coğrafyamıza, insanımıza münevver bir gençlik olarak hizmet etmek istiyorduk.” pasajı romanın özeti niteliğinde. Kar yağarken 28 Şubat postmodern darbesi ile son buluyor. Şahin, yaşadığı dönemi anlatırken kişiselleştirmeden objektif bir bakışla merceğini okura çevirmiş, sıcak bir anlatım tekniği, iç konuşmalar, yerinde diyaloglar, sinema ve müzikle romanı zenginleştirme, metinlerarasılık, acıyı romanda anlatmak zordur, ajitasyona kapılmadan, okurun zihin ve duygu dünyasında duyarlılık, düşüncede sarsıntı meydana getirmeyi başarıyor Şahin. Okunmasını tavsiye ediyorum. Kar Yağarken’in yolu açık olsun.

 

Yorum Yaz