Gökada dijital dünya ve matbu arasında bir sentezdir

EDEBİYAT

Gökada Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Fatih Andı: “Gökada aslında bir sentezdir; dijital dünyayı matbu kültürle, matbu kültürü de dijital dünya ile buluşturuyoruz. Bütünsellik bizim için esas. Matbu sayfalar ile dijital ekranların birbirini tamamladığını düşünüyoruz. Dijital dünya daimi bir akıştayken, matbu dergi ise bir şeylerin kaydını daha kavi bir şekilde tutma yetisine sahip. Sosyal medya ve dijital imkânlar artsa bile bu basılı yayınlara küsmek, dergiciliğin öldüğünü söylemek anlamına gelmiyor.”

Edebiyat dünyasında yeni haberler art arda geliyor. Gelen haberler yeni bir canlanma sağlıyor. Gökada Dergisi de en yeni o canlandırmayı sağlayan yayınlardan biri. Sadece bir dergi değil Gökada, YouTube kanalıyla birlikte bir içerik üreticiliği misyonu da üstleniyor. Yayın hayatına yeni başlayan ama içerik olarak dikkat çekici bulduğumuz Gökada Dergisi’nin genel yayın yönetmeni Ömer Fatih Andı ile röportaj yaptık. Gökada’ya dair merak ettikleriniz bu söyleşide. 

Gökada Dergisi’nin ilk sayısı çıktı. Öncelikle düşünce dünyamıza hayırlı olsun. Fikir nasıl oluştu, hangi boşluğu tamamlama derdiyle çıktınız?

Öncelikle güzel dileğiniz için teşekkür ederim. Genel yayın yönetmenliğini üstlendiğim Gökada Dergisi, edebiyatı yalnızca kendi sınırları içinde ele alan bir yayın olmanın ötesine geçiyor. Edebiyatın temas ettiği, sızdığı ve dönüştürdüğü her alanı görmeye ve incelemeye çalışan bir dergiyiz. Her sayımız özgün bir dosya etrafında şekilleniyor. Bir yandan roman, öykü ve şiir incelemelerine yer verirken, diğer yandan geleneksel sanatlardan sinema, anime, çizgi roman ve video oyunlarına uzanan alanlarda edebiyatın izini sürüyor; bu alanların nitelikli ürünlerine edebiyatın gözüyle bakıyoruz. Edebiyata getirdiği bu bütüncül ve kuşatıcı bakış, bence Gökada’nın en özgün yanlarından biri. Bununla birlikte şiiri baş tacı eden ve güncel şiir ortamının önemli eserlerini yayınlayan bir dergiyiz. Edebi metinler yayınlamanın yanı sıra bu metinler üzerine düşünen, tartışan yazılarla ürün ile teoriyi aynı çatı altında buluşturuyoruz. Usta kalemlerden çıkan doyurucu eserler bu zeminde bir araya geliyor. Üstelik bunu güncel edebiyatın nabzını tutarak yapıyoruz. Yola çıkarken bizi en çok heyecanlandıran buydu. 

Gökada’da 80 kuşağından günümüze kadar uzanan şairler var. Bu geniş yelpazeye yer verirken temel kaygılarınız nelerdi? Diğer sayılarda da bu genişliği görecek miyiz?

Elbette. Edebiyat ortamına 15 yaşında girdim ve ilk şiirlerimi yayımlamaya başladım. O günden bugüne iyi şiir okumak beni daima heyecanlandırdı. Kaç yaşımızda olursak olalım, yeni bir şiir yayımlanmanın heyecanı başkadır; yeni şiirlerin yayımlanmasına vesile olmanın değeri paha biçilmezdir. Ancak bunun süreklilik içerisinde olması gerektiğine inanıyorum. Zira kuşaklar birbirini besler ve her kuşağın kendine özgü bir şiir dili, ayrı bir dünyası vardır. Gökada bu dünyaların çeşitliliğini görünür kılmayı amaçlıyor. 80 Kuşağı’ndan günümüze uzanan geniş bir çizgide pek çok şairin eserine yer verdik. Önümüzdeki sayılarda da bu yaklaşımımızı sürdüreceğiz. Okurlarımızı yeni sayılarda sürpriz isimlerin beklediğini söyleyebilirim.

Gökada’nın bir de YouTube kanalı var. Orada da çok farklı içerikler hazırlıyorsunuz. Bunlar devam edecek mi? Sizce görsel anlatılara neden ihtiyaç var?

Elbette devam edecek. İstikrar, bu işlerde belirleyici bir unsur. Gökada’yı tasarlarken dijital dünya ve yeni medya ile entegre olmayı hedefledik. Matbu dergi sayfalarında kurduğumuz dünyayı ve mercek altına aldığımız dosya konularını tamamlayan içerikler üretmek gerektiğinin bilincindeydik. Hâlihazırda Gökada’nın YouTube kanalında haftada üç gün düzenli yayın yapan programlar yer alıyor: Her hafta edebiyat, sanat ve akademi camiasından konukları ağırladığım “Atmosfer”, şair Enes Talha Tüfekçi’nin güncel şiirin nabzını tuttuğu “Infinitus” ve Öğr. Gör. Dr. Rana Senanur Doğan’ın neşeli üslubuyla sanat sosyolojisine odaklandığı “Kötü Müdür?”. Bu programların bir kısmı Spotify üzerinden de dinlenebiliyor. Ayrıca Instagram ve X hesaplarımızda da her gün özgün içerikler paylaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde dijital dünyaya yönelik yeni projelerle bu yapıyı daha da genişletmeyi planlıyoruz.

Gökada yeni bir soluk oldu

Gökada’nın bu kapsamlı oluşumuna karşı edebiyat dünyasından nasıl tepkiler aldınız? Bunun üzerine gelecek hayallerinizden bahseder misiniz?

Tepkiler oldukça olumlu. Gökada, gerçekten yeni bir soluk oldu. Okur, yazar ya da şair fark etmeksizin birçok insanda edebiyat aşkını yeniden canlandırdığımızı gözlemledik. Matbu dergi bizim için bir tutku. Ben ve yaşıtım şair-yazarlar, matbu dergilerde piştik. Evet, dijital mecralar edebiyatı besliyor ama edebiyatın özü yazmak, kalem hüneri ve iyi metinlerin neşridir. Gökada kısa sürede dikkatleri çekti; hem yayın dili ve estetik üslubu hem de meseleleri derinlemesine ele alış biçimiyle beğeni topladı. En büyük hayalimiz, bu işin uzun soluklu olması ve insanlara hem matbu hem dijital mecrada nitelikli içerikler sunmaya devam etmek. Gökada, edebiyatla nefes alan ve edebiyata nefes olan bir dergi olmayı sürdürecek.

Gökada’nın ilk sayısının dosya konusu “Tarihin Sanatsal Temsilleri”. Burada tarihten romana ve şiire uzanan bir yolculuk var. Böyle bir dosyayla çıkma gerekçenizde tarihçi olmanızın rolü var mı? Tarih-sanat bağı üzerine neler söylemek istersiniz?

Aslında tarihçiyim diyemem; yüksek lisans ve doktora eğitimim ile akademik kariyerim Yeni Türk Edebiyatı alanında. Bununla birlikte, lisans düzeyinde çift diploma sahibiyim; hem edebiyat hem de tarih mezunuyum. Bu iki alanın birbirini güzel tamamladığını düşünüyorum. Dolayısıyla, edebiyat ve tarihin etkileşimine dayanan bir dosya ile Gökada’nın yayın hayatına başlama fikri cazip geldi. Tarihin kimliksel bir önemi vardır ve tarih okumaları bugünü anlamamıza ve yaşadığımız çağın reflekslerini, travmalarını kavramamıza katkı sağlar. Bu anlamda tarih-edebiyat etkileşimi önemlidir. Tabi, dergimizin ana izleği bu değil. Her sayıda özgün bir dosya konusunu çalışıyoruz. İkinci sayımızda bilim-kurgusal bir konu üzerine eğiliyoruz. Genel yayın yönetmeni olarak dosya seçimini taze ve özgün bakışlar sunacak, daha önce ele alınmamış konuları edebiyat gündemine taşıyacak şekilde yapıyorum. 

Aslında birçok derginin kapandığı, okuma alışkanlıklarının sosyal medya araçlarına kaydığı bir dönemden geçiyoruz. Bu noktada Gökada kendine nasıl bir mevzi belirliyor?

Gökada aslında bir sentezdir; dijital dünyayı matbu kültürle, matbu kültürü de dijital dünya ile buluşturuyoruz. Bütünsellik bizim için esas. Matbu sayfalar ile dijital ekranların birbirini tamamladığını düşünüyoruz. Dijital dünya daimi bir akıştayken, matbu dergi ise bir şeylerin kaydını daha kavi bir şekilde tutma yetisine sahip. Sosyal medya ve dijital imkânlar artsa bile bu basılı yayınlara küsmek, dergiciliğin öldüğünü söylemek anlamına gelmiyor. Her gün mail kutumuza basılı olarak yayınlanması talebiyle gönderilen eserler, insanların matbu dergiyle olan güçlü bağını ispatlıyor. Ancak matbu dünyaya saplanıp dijitali yadsımamak gerekiyor; her mecranın dilini bilmek ve mesajı doğru iletmek şart. 


Dergimizin ürünlerini sosyal medyada en iyi şekilde sunmak için geceli gündüzlü çalışan muazzam bir ekibimiz var. Tüm Gökadacılara, emeği ve fedakârlığı için teşekkür ediyorum; katkıları olmadan proje mümkün olamazdı. Söz teşekkür faslına gelmişken… Gökada hayaline benimle birlikte inanan can dostum ve dergimizin imtiyaz sahibi Erkam Aslanoğlu’na ta çocukluğumuza dayanan ve uzun yıllardır süren güzel yol arkadaşlığı için daima müteşekkirim. Ayrıca künyede yer almasa da şair dostum Yunus Emre Aklıbaşında özel bir teşekkürü hak ediyor. Son söz olarak, birlikte nice güzel sayılarda buluşmayı umut ediyorum. Yolumuz açık ve ufkumuz geniş olsun inşallah.

Yorum Yaz