Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Hafif Yaratılmış şiir kitabı üzerine soru yönelttiğimiz Emre Söylemez, “Ölmüş şairleri gerçekten kıskanıyorum ve sanırım onların bu yanına hayranım. Onlar gibi olamadım bu beni üzüyor ama çabalıyorum. Şairi ölmüş şiirler bana çok büyülü geliyor, hikmet arıyorum her dizede. Dünyanın haksızlığını hatırlatıyor. Söyledikleri her şey daha bir gerçek oluyor. Oysa şimdi nefes alan birini söylediği sadece kurgudur, onun kurgusu” diye konuştu.
Hoş Koku, Korkunç İyi ve şimdi de Hafif Yaratılmış kitabıyla Emre Söylemez şiir dünyasına eser armağan etmeye devam ediyor. Hoş Koku’nun Varlık ödüllü olduğunu da hatırlatalım. Söylemez ile mayıs ayında çıkan Hafif Yaratılmış üzerine konuştuk.
“Cehennemde Bir Mevsim,” “Degüstasyon” ve “Su Kasidesi” başlıklı şiirler var. Başlıktaki göndermelerin ötesinde bu kavramların sizde nasıl bir bağı vardır?
Daha önce “Tahattur” ve “Kış Sanatı” isminde şiirler de yazdım. Aslında bunlar hem şairlerine saygımı sunuşum hem de şiirin bir şiir tarihinden fazlası olduğunu gösterme hevesimdi. İlgilisi Ahmet Haşim’in, Orhan Veli’nin ve benim Tahattur şiirlerimi yan yana koyup yaşayan dönüşen ve debisini kaybetmeyen şiire şahitlik edebilir. Degüstasyon Hikayeleri adını verdiğim şiirleri bu listeden ayrıyorum. Hayatın ayrıntıları dışında kimseye bir göndermede bulunmuyor. Degüstasyon Hikayeleri çatısı altında yazdığım şiirlerde olabildiğince ne gördüysem onu anlattım, bazıları şiirsel ya da kapalı gelebilir okura fakat ben gördüğümü doğrudan aktardım.
Ölmüş şairleri kıskanıyorum
İzzet Yasar, Atilla İlhan ve Turgut Uyar mısralar arasında dolaşıyor. Genç şairlerden beklentiler arasında geçmişe hakim olması duygusu da var. Özellikle bu isimleri anmanın bir hikayesi var mı?
Ölmüş şairleri gerçekten kıskanıyorum ve sanırım onların bu yanına hayranım. Onlar gibi olamadım bu beni üzüyor ama çabalıyorum. Şairi ölmüş şiirler bana çok büyülü geliyor, hikmet arıyorum her dizede. Dünyanın haksızlığını hatırlatıyor. Söyledikleri her şey daha bir gerçek oluyor. Oysa şimdi nefes alan birini söylediği sadece kurgudur, onun kurgusu. Attila İlhan’a haksızlık etmek istemem ama daha çok lise yıllarında ilgimi çeken ve orada kalan bir şair. Yani benim şairim değil. Hafif Yaratılmış kitabındaki şiirleri yazarken biraz isim kullanmışım. Dağlarca, Sami Baydar, David Lynch de bunlardan biri. Fakat dikkatli okursanız Attila İlhan’ı kullanışım ile diğer şairleri kullanışım arasında farkı görebilirsiniz. “Diss atmak” diyebiliriz, keşke cevap verebilseydi.
Şiirlerinizde deprem gerçeği ve Türkiye’nin kaderi var. Gerçekliğimiz üzerine düşünürken en etkilendiğin alanlar neler oluyor?
Bazen her şey eriyor. Sırtımı dayadığım duvar nasıl oluyor da içine beni çekmiyor şaşırıyorum. Gerçekliğimiz dediğinde hayır “sitcom” diyesim geliyor. Ben depremden korkmuyorum yani beklenti bende kaygı oluşturmuyor çünkü bazen her şey eriyormuş gibi geliyor. Deprem benim şiirimde 6 Şubat depremidir. Çok öfkeliyim bundan dolayı, haber yayınlarında dokuzuncu gün, onuncu gün kurtarılan insanlara sevinildi. O insanlar ikinci gün çıkartılmadığı için öfkeliyim. Fakat şiirimde o kadar da ayırıcı bir olay olduğunu düşünmüyorum, bir kutunun içindeki yaralı bir kumrunun canını verdikten sonra ağzından bir parça su akması kadar yer ediyor bu deprem konusu. Böyle söylerek politik olmaktan kaçıyormuşum gibi görünsün istemem çünkü ben şairim, doğal olarak her bahis konusu mevzuda bir tarafım. Şiirlerim de öyle.
“Namaz”, “Tanrı ve Kader”, “Cehenneme Gitmicez” gibi şiirlerde inançla, yokluk iç içe geçiyor. Bu sadece metinde gördüğümüz bir gerçek mi yoksa sizi tanımlayan bilgiler mi?
Amelde Hanifi, itikatta maturidiyim. Spinoza'nın Etika kitabını lisede okudum, en sevdiğim romancı Dostoyevski ve Türkiye’de yaşıyorum. Çocukken müslüman olmak biraz da ikili düşünmek demekti, tasavvufu biraz anlayınca bu ikili düşünme biraz azalıyor, hem tenzih edip hem teşbih edebiliyoruz. Söylediğin şiirler ikili düşünmenin sonucu ve her şeyin bir olmasının özgürlüğü.
“İletişimsizlik dilimi öldürüyor” dizesi var. İletişim açısından çok karışık bir çağdayız. Sürekli bir iletişim halindeyiz ama kimsenin kimseyi anladığını görmüyoruz. Şiirde iletişim nedir sizce?
Şiirde iletişim hakkında hiç düşünmemişim. Doğru aslında şiir de bir iletişim aracı. Çin’de doğsam ve dünyada yalnız kalsam yine şiir yazar mıydım bilmiyorum. Bence yazardım fakat bugün alışık olduğumuz şiirden başka olurdu mesela ona cümle diyebilirdik ya da sayıklama, mırıldanma bir sesi sürekli tekrarlama. Bunlardan fazlasını yapmaya çalışıyorsak hem şiir tarihi ile hem okur ile bir iletişim içindeyiz demektir. Kimsenin kimseyi anladığını görmüyoruz diyorsun bu bana biraz haksızlık gibi geliyor, hayatın akışında çok güzel anlar mevcut. Bunun kıymetini bilmek gerekiyor tabii ki kimse gelip bir melek dokunuşu ile her şeyi güzel kılmayacak fakat kendi hikayemize insanlarla kurduğumuz iletişim anlam katıyor.
Kitabın adı Hafif Yaratılmış, bu ismin bir hikayesi var mı, ad olmakta. Başka alternatifler nelerdi? Ve üçüncü kitap için sizi ne kadar tanımlıyor bu anlatım?
Hafif yaratılmak bende yaşamla kurulan uyumu çağrıştırıyor. Bu uyumdan olumlu bir anlam çıkmasını istemem, uzak doğu felsefesi gibi tamam olma yolculuğu değil. Daha çok tamam olamamanın sonrasında devam edebilme kabiliyeti. Kitaptaki şiirlerin çoğu da insanın kendi ile olan kavgasından sonrasına ait. Hegel’in dili ile söylersek olumsuzlamanın-olumsuzlaması’ndan sonrasındaki insana dair. Eve dönen insanın içindeki yıkıma rağmen hâlâ devam edebilmesini sağlayan nereden geldiğini bilmediğimiz hafiflik/durgunluk. Ne demek istediğimi herkes anlayacaktır.
Yorum Yaz