Mekana hükmetmektense içinde kaybolmayı tercih ederim

EDEBİYAT

 

Şair Ümit Erdem: “Turnikeden Sonra bir kırsal anlatısı değil öncelikle. Mekanı, zamanı ve tarihi, kimlik ve beden algılarını, doğayı ve kenti, makineyi, hayvanı ve hissiyatı vs. didikleyen  heterojen bir toplam. Sonsuz imge yolculukları. Sanırım minyatürleştirmeden bakma yönümden ileri geliyor bu. Mekana hükmetmektense içinde kaybolmayı tercih ederim” ifadelerini kullandı.

Çivi Baskını, Elden Bitmek, Turnikeden Sonra ve Görüntüleri Eksilten isimli şiir kitaplarının yazarı Ümit Erdem’le son bir yılda çıkan Turnikeden Sonra ve Görüntüleri Eksilten  kitapları üzerine konuştuk.

Turnikeden Sonra kitabınızda birkaç yerde “bozkır” teması var. Bu sanatta önemli bir tema. Sizin bozkırınızdan sızanlar neler? Her yerin küçük bir kente döndüğü dünyada hala kırsal anlatıları önemli mi?

Turnikeden Sonra da adından anlaşılacağı üzere bir yer ve mekan vurgusu var. İsimdeki sonralık zamansal bir sonralığı işaret ettiği gibi mekansal bir sonralığı da getiriyor. Turnike bir yandan girişe bir yandan da çıkışa dönük bir metafor. Kentten taşraya, bozkıra, ormana, dışarıya çıkış. Tam tersi de düşünülebilir. Bunun yanında benim önemsediğim ara yerler (turnike, eşik, balkon, kapı, antre, pasaj gibi) de düşünülebilir. Yani geçiş mekanları, süreyle güdümlü bazı kimliksiz yerler. Belki de “yok-yer”ler.

Turnikeden Sonra bir kırsal anlatısı değil öncelikle. Mekanı, zamanı ve tarihi, kimlik ve beden algılarını, doğayı ve kenti, makineyi, hayvanı ve hissiyatı vs. didikleyen  heterojen bir toplam. Kırsal anlatılarına gelecek olursak benim açımdan kırsal anlatıları değerlidir. Çölü, bozkırı, denizleri, birbirinden ayıramam. Sonsuz imge yolculukları. Sanırım minyatürleştirmeden bakma yönümden ileri geliyor bu. Mekana hükmetmektense içinde kaybolmayı tercih ederim.

“Nükleer Günahlardan Sonra” şiiriniz, beden ve kadın gibi temel varlıklar etrafında dönüyor. Hem şiir bağlamında hem de toplum, günaha nasıl bakıyoruz?

Şiirde bedeni önemsiyorum. Bir yönüyle fenomenolojik, bir yönüyle kültürel, bir yönüyle hazza ve algıya dönük, başka bir yönüyle imgelerin toplandığı mekansal bir derinliği içeriyor. Beden hazzı, elemi, acıyı veya günahları çağrıştırabilir. Bu kişinin kendini ve mahremiyetini temsil ettiği yegane kalesi olmasıyla ilgili. Fakat “Nükleer Günahlardan Sonra” şiirim beden ve kadınlıkla ilgili günah düşüncesinden gelmez, şiirdeki tarihsel süreçlerden antoposen çağın günahlarına dönük bir adlandırma. Tersten bir perspektif.

“Karantinadan Kadrajlara” şiirinin atmosferi hastalık ve arkadaşlık çağrışımı yapıyor. Hem yakın zamanda geçirdiğimiz salgın, hem de kişisel hayatımızda hastalıklar. Tüm bunların şiirle bağını nasıl kuruyorsun?

Sağlık sektörel anlamıyla bir ütopyadır. Modern çağın bireylere aşıladığı yaşam pratiğidir. Hayatın akışına ve oluşlara direnç göstermekle kendini var eder. Beden üzerinde modifikasyonla kendini var eder. Genç, güzel, yakışıklı, fit veya çekici olmak hem medikal hem de ticari anlatıların arzularından. Bunun tamamen kötü bir şey olduğu söylenemez. Fakat performans toplumun algısında çeşitlenerek yapay kimlikler oluşturur. 

Sağlık hastalığı görmezden gelen veya onu yok saymakla belki de tahakküm altında tutmakla ilerlemek ister. Ama şöyle ciddi anlamda bakınca hastalığa karşı bir utkumuz var mıdır? Antibiyotiğin zaferi kitle salgınında yenilgiye dönüştü. Byung Chul Han antibiyotikten sonra büyük salgıların literatürden çıktığını ve salgının hükümranlığını yitirdiğini söylemesi ise askıya alınabilir artık. Hastalığa karşı galebe çaldığını ilan eden sağlık anlatılarının -milenyum çağında bile- korku ve paranoya iklimi oluşturduğu ortada. Sağlık ve türevi anlatılar neoliberal çağın argümanları olarak tüketim unsurları olarak yerini almıştır. Bu çağın bireyi en çok neyi arzuluyorsa onunla sınanacaktır. Coronavirüs pandemisinde olduğu gibi. Virüs bir hayalete çevirdi şehirleri. Kapatılma mekansal bazı buyruklar ve kısıtlamalarla yeni yaşam provası uygulandı. Temassız, mesafe, hijyen, yeni normal, evde kal, maskeni tak gibi sosyal yaşamın dizaynına dönük bir yaşam pratiği denendi. Paranoya insanları ve hatta hayvanları abject varlıklara dönüştürdü.

Sağlık söylencelerinin iktidar mekanizmasının güdümünde yer almasıyla okunacak birçok uygulama var. Kökünde ölüme meydan okuma arzusu belirgin. Ya da ölümü en azından görünür olmaktan uzaklaştırma hevesi. Hepsi koca bir ütopya.

Görüntüleri Eksilten “kayıt” bilgisiyle açılıyor. Hem kitaba isim olmasını hem de görüntü ve şiir arasında kuruduğunuz bağdan biraz bahseder misiniz?

Görme ve hafızanın imkanlarını içeride tutan şiirler. Vaka tutanağı olarak değil de imgelemin geçmiş albümlerinden beslenen şiirler. Çocukluk, aile, oluşlar, hayvanlar, beden, ekoloji, masallar, efsaneler gibi birçok unsurun bir araya gelmesi. Görüntüyü sabitleyen ve kayıt altına alan bir bakıştan ziyade görüntüyü kurgulama isteği beni teşvik eden. Bu görüntüleri bir görsel medya veya taşınabilir bellek içeriği olarak kaydedebilseydim şiirini yazamayabilirdim. Bu yönüyle görüntüler ölmüş imgeler halinde kalmadı hiç bende. Her ne kadar ölüm mefhumuna gönderme yapıyor olsa bile.

Görüntülere maruz kalmış bir özne anlatısı yanında insana ve tarihe maruz kalmış görüntüler dikkatimi çekti. Bellek, zamanı ve haliyle tarihi de yedeğinde getirdi. Belleğin kendisinin yer olması –üstelik insan için en mahrem yer- yanı sıra belleklenen verinin mekanla geldiği de aşikar. Haliyle görüntüler uzamlaşıp bellekte sünmeye devam ediyorlar.

Aşmak şiire özgü kavram

“Baba ve Bakır”da resmedilen bir baba var. Çok da sorunlu değil gibi. Baba oğuldan yola çıkarak, şiir bağlamında nasıl bir düzlem kuruyorsunuz?

Benim babayla gerilimim daha çok Çivi Baskını kitabıma yansıdı sanırım. Devlet, Tanrı, iktidar, baba kavramları ideolojik ve politik düzlemlerde değindiğim uçlardı. Görüntüleri Eksilten’de baba figürü fırtınanın dindiği zamanlara rast geldi. Kan bağı olan baba. Ellerinizle toprağa gömdüğünüz baba. Babalar da ölüyor ve işin en garip tarafı ölen babanın yerine geçme ihtimaliniz. Bundan sonrası babanın korkunç yüzünü devam ettirip ettirmemekte beliriyor. Çünkü babaya sınır anlamını atfederken, özgür olmanın önündeki engel olarak okurken babayı yitirdiğinizde ayakta kalabilme ihtimalinizi ya da babanın hırkasını giyebileceğiniz ihtimalini düşünmelisiniz. “Baba” figürü halef- selefe indirgendiğinde birbirini var eden kavramlar olageliyor nihayetinde.

Görüntüleri Eksilten eksi kırk derecede toprağa konmuş bir babaya da çocukluğun sığındığı güç kavramı olan babaya da kendi babalığıma da anlayış getiren yeniden okuma biçimi. Benim baba olduğum ve babamı kaybettiğim bir döneme denk gelmesiyle ilgili belki de. 

Görüntüleri Eksilten’de biçim de farklılaşıyor, nesir şiirden yazıma doğru. Biçimi farklı kullanmanızın özel sebepleri var mı?

Kendi şiir tarihimdeki değişimi, amorflaşmayı gösteriyor. Çivi Baskını’ndan Görüntüleri Eksilten’e on beş yıllık süreçte dönemin ifade imkanlarını denemem gibi kendi ifade imkanlarımı da dönüştürme ihtiyacımın sonucu. Anlamın ve biçimin hiyerarşisinin dışına çıkma isteği. Söz konusu şiir olduğunda biçim sürekli kabuğunu kıracak ve klişe aşılacaktır diye düşünüyorum. Aşmak şiire özgü kavram. Güneş altında söylenmemiş olanı yine şiir söyleyecektir. 

Yorum Yaz