Ödüllü yazar Georgi Gospodinov İstanbul’daydı

KİTAPLIK

Okur Yazar Buluşmaları, edebiyatın usta isimlerini İstanbullularla bir araya getirmeye devam ediyor. Son buluşmanın konuğu, Uluslararası Booker Ödülü sahibi Bulgar yazar Georgi Gospodinov oldu. 

Türkiye’de “Bahçıvan ve Ölüm” kitabıyla büyük üne kavuşan Uluslararası Booker Ödülü sahibi Bulgar yazar Georgi Gospodinov, İstanbul’a geldi. Türk okurlarıyla buluşan yazar, yazarlık yolculuğunun detaylarından bahsetti. 

 Aile mirası 300 yıllık el yazması kitabı özenle koruyor

Eğitimci ve yazar Serdar Mirza Mollabey, dedesi ve babasından kendisine kalan ve yaklaşık 300 yıllık olduğu değerlendirilen üç bölümden oluşan el yazması eseri özenle koruyor. Eserde, Osmanlı döneminde medreselerde okutulan ve hoca ve talebenin uyması gereken adap kuralların yazıldığı ‘Talim-i Müteallim’ adlı eserin müellif el yazısıyla çoğaltılmış nüshası, döneme ilişkin eğitim notları, yolculuk gözlemleri, dualar ile şiir ve beyitler yer alıyor. Eserin el yazması olması nedeniyle anlaşılmasının zor olduğunu belirten Mollabey, “Kitaptan anladığım kadarıyla, 300 yıl civarında bir tarihi geçmişi var. Kitap bize babamızdan kaldı. Ona da babasından. Yani bu kitabın yazarı dedemin dedesinin babası. Kitap üç ayrı bölümden oluşuyor. Bir bölümde, medreselerde eğitim-öğretim kitabı olarak okutulan ‘Talim-i Müteallim’ isimli kitabın müellif el yazısıyla çoğaltmış hali var. Aynı zamanda coğrafyayla ilgili bazı bilgilerden de bahsetmiş. Eğitim hayatından, güzergahlardan ve gidiş-geliş yollarından bahsetmiş. Yazılanlardan anladığımız kadarıyla, bu bölgenin insanları daha çok Suriye ve Şam tarafına gidiyorlarmış. O da bu güzergahı izleyerek Şam bölgesine gitmiş. Orada bir süre eğitim almış. Aldığı eğitimden sonra geri dönüş yolunda Diyarbakır'a gelmiş. Diyarbakır'da ‘Goros’ diye tarif ettiği bir köy var. O köyde bir süre kalmış ve oradan da Bingöl'e bağlı bugünkü ismiyle Yaygınçayır köyüne geldiğini, orada bir süre ikamet ettiğini söylüyor. Tabii kitapta geçiş güzergahında gözlemlediği durumlardan da bahsetmiş. Bunun dışında bazı olaylardan da bahsediyor. Şam bölgesinde büyük bir felaketten bahsediliyor ama sebebini tam anlayamadık. Bu şekilde tarihi bilgilerden bahsediliyor. Diğer bölümde daha çok ailesine, geçmişine ve soyundan gelenlere dua etmektedir. Üçüncü bölümde ise şiirler, beyitlerden oluşuyor. Kitapta Arapça, Osmanlıca ve Farsça cümlelere rastladım. Aynı zamanda kullandığı kelimelerden anladığım ve tasvirlerden anladığım kadarıyla, entelektüel birikimi ileride olan bir isim ve çok duygusal bir anlatımı var” dedi. 

Fahreddin Paşa’nın fotoğrafları dijitalde 

Fahreddin Paşa’nın fotoğraf hazinesi erişime açıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Medine’yi İngiliz destekli isyancılara karşı 2 yıl 7 ay kahramanlıkla savunan Fahreddin Paşa’nın kendi çektiği, dönemin şehirlerine ışık tutan fotoğraflardan oluşan koleksiyonu, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi'nce (IRCICA) erişime açıldı. Ömer Fahreddin Türkkan Paşa’nın oğulları olan emekli Tümgeneral Selim Türkkan ile emekli General ve Milletvekili Orhan Türkkan tarafından daha önce merkeze bağışlanan cam negatiflerden oluşan fotoğraflar, araştırmacıların ve ilgililerin istifadesine sunulmak için dijitalleştirildi. 

IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, Fahreddin Paşa’nın 257’sini bizzat kendisinin çektiği toplam 647 cam pozitifin oğulları tarafından Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun başkanlığı döneminde IRCICA’ya bağışlandığını söyledi. Kılıç, “Fahrettin Paşa’nın önemli bir özelliği aynı zamanda da iyi bir fotoğrafçı olması. Görev yaptığı yerlerde Mekke’de, Medine’de, askeri çalışmaların yanı sıra, altyapı çalışmaları, kuyu çalışmaları, bazı caddeleri açması, bazı iskan ve imar faaliyetleri de var. Bunları bizzat resimlemiş” dedi. IRCICA Araştırma Bölümü Başkanı Prof. Dr. Cengiz Tomar ise koleksiyonun 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun siluetini göstermesi açısından önemine işaret ederek, fotoğraflarda şehir manzaralarının yanı sıra portreler, törenler, imar ve inşa faaliyetlerinin yer aldığını anlattı.

Aydın'da üniversite öğrencilerinden Filistin'e grafitili destek 

Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde (ADÜ) öğrenciler, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırıları protesto etmek ve Filistinlilere destek için duvarlara çeşitli grafitiler çizdi. Öğrencilerin sosyal, kültürel ve akademik faaliyetlerini desteklemek amacıyla ADÜ Üniversite Aktif Gençlik Topluluğu tarafından "Kampüslerden Filistin'e Dayanışma: Farkındalık Oluşturulması ve Duvar (Mural) Projesi" hazırlandı.Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde (ADÜ) öğrenciler, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırıları protesto etmek ve Filistinlilere destek için duvarlara çeşitli grafitiler çizdi.Öğrencilerin sosyal, kültürel ve akademik faaliyetlerini desteklemek amacıyla ADÜ Üniversite Aktif Gençlik Topluluğu tarafından "Kampüslerden Filistin'e Dayanışma: Farkındalık Oluşturulması ve Duvar (Mural) Projesi" hazırlandı. Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde (ADÜ) öğrenciler, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırıları protesto etmek ve Filistinlilere destek için duvarlara çeşitli grafitiler çizdi. Proje kapsamında topluluk üyeleri, ADÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığının duvarına Filistinlilere destek amacıyla "Nehirden Denize Özgür Filistin" yazan öğrenciler, karpuz, Filistin haritası, Mescidi Aksa, Türk ve Doğu Türkistan bayrakları çizdi. Proje kapsamında topluluk üyeleri, ADÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanlığının duvarına Filistinlilere destek amacıyla "Nehirden Denize Özgür Filistin" yazan öğrenciler, karpuz, Filistin haritası, Mescidi Aksa, Türk ve Doğu Türkistan bayrakları çizdi. 

ASELSAN’dan sanat koleksiyonu 

Türk savunma sanayisinin önde gelen kuruluşlarından ASELSAN’ın kuruluşunun 50. yılına yönelik, “İleri Dönüşen Bir Gelecek” sanat koleksiyonu hazırlanıyor. Koleksiyonda, ASELSAN’ın ürettiği ürünlerden arta kalan malzemeler, dünyanın farklı kıtalarından bir araya gelen sanatçıların elinde sanat eserlerine dönüştürülüyor. Eserlerin, isimleri ve görünüşleri ASELSAN’ın “biyomimikri” (doğadan ilham alan ve sürdürülebilirlik odaklı bir tasarım yöntemi) mühendisliğinden ilhamla belirleniyor. Brezilya’dan Michel Torres Costa “kartal”, Meksika’dan Galo Escultor ve Nijerya’dan Akporode Collins Abinoro “kurt”, Arjantin’den Julian Provenzano ile Amerika Birleşik Devletleri’nden John Lopez “at”, Avustralya’dan Matt Sloane “albatros”, Nijerya’dan Steve Ucheka Ekpenisi “cenker”, İngiltere’den Alan Willams “marlin” ve Pakistan’dan Ehtisham Jadoon ile Nijerya’dan Oladele Ogbeyemi “yerel” motifler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Projede, israfın önlenmesi, kaynakların daha verimli kullanılması, atıkların engellenmesi, minimize edilmesi, atığın oluşması durumunda ise geri kazanımının sağlanmasını kapsayan “Sıfır Atık” yaklaşımıyla gelecek nesillere sürdürülebilir çevre ve yaşanabilir şehirler miras bırakmak vizyonu çerçevesinde çalışılıyor.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e fedakar bir ailenin portresi: Subaşızâdeler 

Mümin Yıldıztaş ve M. Berke Merter’in hazırladığı “Subaşızâdeler;Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Devlet ve Toplum Hizmetinde Bir Aile” adlı kitap Yeditepe Yayınları tarafından yayımlandı. Yakın dönem tarihimize baktığımızda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e maddi ve manevi birçok değerin intikal ettiğini görürüz. Bu değerler arasında toplum ve aile yapısı muhakkak ki ön planda yer alan unsuru oluşturur. Osmanlı döneminde çeşitli alanlarda ülkeye ve topluma hizmet etmiş aileler Cumhuriyet’e geçişle birlikte varlıklarını sürdürdükleri gibi hizmetlerine de devam etmişlerdir. Bunlar arasında Subaşızadeler ailesinin de önemli bir yeri vardır. Aile fertleri, Osmanlı’dan günümüze değin, millî bir duruş sergileyerek, sosyal, iktisadi, kültürel ve başka birçok alanda ülkeye ciddi katkılar sunmuşlardır. Ailenin özellikle Millî Mücadele’ye olan katkısı takdire değer. Subaşızade ailesinin tarihsel serüvenini okurken, aynı zamanda ülkenin genel atmosferini ve yaşanmışlıkları takip edebilmek de mümkün olmaktadır. Arşiv kaynakları ile zenginleştirilmiş “Subaşızadeler” kitabını, yakın döneme ve aile tarihine ilgi duyanlara hararetle tavsiye ederim. Louvre’da yeni skandal: Su sızıntısı 400 antik esere zarar verdi 

Paris’teki Louvre Müzesi’nde eskiyen borular nedeniyle meydana gelen su sızıntısı, Mısır antik eserleri bölümünde yaklaşık 400 nadir kitabı kullanılamaz hale getirdi. Pariste Louvre Müzesi önünde cam piramit ve havuzlar arasında yürüyen ve telefonuyla fotoğraf çeken, sırtı dönük bir kadın. Arka planda müze binası ve birkaç turist yer alıyor. Fransa’nın başkenti Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi, geçtiğimiz aylarda yaşanan milyon euroluk soygunun ardından bu kez de bakımsızlık nedeniyle gündemde. Müzenin eskiyen borularında meydana gelen su sızıntısı, Mısır antik eserler bölümünde yer alan yaklaşık 400 nadir kitabın hasar görmesine yol açtı. Louvre Genel Müdür Yardımcısı Francis Steinbock, su sızıntısının Mısır eserleri kütüphanesinde bulunan üç odadan birini etkilediğini belirterek, “Odada 300 ila 400 eser bulunuyordu, kontrollerimiz sürüyor” dedi. Steinbock, zarar gören eserler arasında “en değerli kitapların” yer almadığını ifade etti. Yıllardır bilindiği belirtilen su tesisatındaki sorunların giderilmesi için bakım çalışmalarının Eylül 2026’da yapılmasının planlandığı açıklandı. 

Ödüllü yazar Georgi Gospodinov ile İstanbul Kitapçısı’nda ilham dolu bir buluşma 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ’nin hayata geçirdiği Okur Yazar Buluşmaları, edebiyatın usta isimlerini İstanbullularla bir araya getirmeye devam ediyor. Bu haftaki buluşmanın konuğu, Uluslararası Booker Ödülü sahibi Bulgar yazar Georgi Gospodinov oldu. Yazar, 29 Kasım Cumartesi günü İstanbul Kitapçısı Kadıköy şubesinde okurlarla sıcak ve keyifli bir buluşma gerçekleştirdi. Hasine Şen Karadeniz’in çevirmenliğini, Nermin Mollaoğlu’nun moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide Gospodinov; son kitabı “Bahçıvan ve Ölüm”den yola çıkarak yazarlık yolculuğunu, yazma motivasyonunu, babasıyla ilişkisini ve ölüm kavramına bakışını samimi bir dille anlattı. Türk okurlarıyla kurduğu özel bağın da konuşulduğu buluşma, katılımcıların yoğun ilgisi ve sorularıyla sıcak, içten bir atmosfere dönüştü. Okur Yazar Buluşmaları, edebiyatın büyüleyici dünyasını okurlarla buluşturmaya devam edecek. 

 Yazma Eser Sempozyumu yapıldı 

29 ülkeden yaklaşık 200 uzman ve araştırmacının katkıda bulunduğu “I. Uluslarası 

Yazma Eser Sempozyumu”’nun açılış töreni  Atatürk Kültür Sanat Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirildi. Dünyanın en geniş katılımlı yazma eser sempozyumu olma özelliği taşıyan etkinliğin açılış töreninde konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam, “Anı yani bugünü anlamamız gerekiyor ve geleceği de iyi öngörmemiz gerekiyor. Bugünün çağının insanının bu üç alanda iyi çalışma yapması lazım. İşte bu güzide kurumumuzun en önemli hizmeti de bizim köklerimize, sadece tarihi ve sosyal alanlar değil, bilimde, teknolojide, sanayide, kültürde, sanatta her alanda köklerimize ulaşmamızı sağlamak ve dünyaya açılmasına hizmet etmek” dedi. Türkiye Yazma Eserler Kurumu (TÜİK) Başkanı Coşkun Yılmaz ise TÜİK’in İslam ve Türk tarihinin kadim birikimini günümüze taşıyan en büyük ortak hafıza olduğunu vurguladı. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’nın kurulmasının temel amacının tamamen yazma eserleri ve nadir makbul eserleri korumak, muhafaza etmek, yaşanır hale getirmek, neşretmek ve erişime açmak olduğunu belirten Yılmaz, “Bizim hafızamız sadece bizim hafızamız değildir. Medeniyetler arası etkileşimle dikkate aldığımızda esas itibariyle Türk İslam Medeniyeti’nin tarihi hafızası, ama bütün insanlığın kadim birikimini taşıyan bir kaynak özelliği taşıyor” ifadelerini kullandı. Sempozyumun bugün ve yarınki oturumları Rami Kütüphanesi’nde 

Yorum Yaz