“Şiirimdeki hassasiyetler ön planda olsun isterim”

EDEBİYAT

Şair Ahmet Sefa Yalçın: “Şiirimdeki dert edinilen meselelerin, vurgulanmak istenen noktaların benimle sınırlı kalmamasını murat ediyorum. İstiyorum ki şahsım değil, şiirimdeki işaret ettiğim hassasiyetler ön planda olsun. Mevzubahis durumu bu doğrultuda ele aldığımızda önümüzde daha geniş bir perspektif ortaya çıkıyor. İçinde yaşadığı toplumu, biriktirmiş olduğu hatıraları bir araya getiren kapsamlı ve kucaklayıcı bir dilin izinde yol almak istiyorum.”

Daha ilk şiirleriyle kendi sesini bulan Ahmet Sefa Yalçın’ın Yarına Çıkmanın Yolları adlı şiir kitabı Dergâh Yayınları’ndan çıktı. Onunla gerçekleştirdiğimiz bu röportajda ilk göz ağrısı kitabına, şiir anlayışına ve şiir serüvenine odaklandık.

İlk kitabınız Yarına Çıkmanın Yolları Dergâh Yayınlarından çıktı. Hayırlı olsun, tebrik ederiz. Sizi sizden tanıyalım. Yaşamınız, dönüm noktalarınız ve şiir yolculuğunuzu anlatır mısınız?

Öncelikle davetiniz ve tebrikleriniz için teşekkür ederim. Lisans eğitimim için İstanbul’a gidene kadarki yaşamımın büyük bölümü memleketim Amasya’da geçti. Kitap okunan bir ailede büyüdüm. Öğretmen bir babanın oğlu olarak kıymetli eserlerin, dergilerin yer aldığı nitelikli bir kütüphaneyi devraldığımı söyleyebilirim. Kitaplar arasında ilerledikçe yolum yeni isimlere, yeni eserlere çıktı. Şiirle temasım da bu okuma serüveninin kıymetli bir parçası olarak aniden değil, zamanla meydana geldi. Sabırlı olmayı, sebat göstermeyi şiir sayesinde daha iyi anladım. Özel gördüğüm iki önemli dönüm noktası: Genç yaşta evdeki çekmecelerimizden birinde Dergâh dergisinin doksanlı yıllardaki eski sayılarıyla karşılaşmam ve İstanbul’dur. Dergâh dergisinin söz konusu sayılarıyla adeta bir hazine bulduğumu hissetmiştim. Mustafa Kutlu başta olmak üzere İsmail Kara, Ayşe Şasa, Hüsrev Hatemi gibi pek çok önemli kalemimizi bu dergi vesilesiyle tanıdım. Edebiyata ve şiire olan iştiyakımı bu keşif fazlasıyla etkiledi. Diğer yandan kültür sanat dünyamızın kalbi olması hasebiyle İstanbul’da olmayı çok arzu ediyordum, şükür nasip oldu. Buradaki yıllarımda öğrencilikle beraber kitap fuarlarında bir yayınevi bünyesinde görev alıyordum. Edebiyat mahfillerine dahil olmam, yazdıklarımı fikirlerine kıymet verdiğim yazarlara, şairlere okutma imkânına sahip olmam bu süreçte oldu. Şiirle ciddi mânâda alakadar olduğum günden bugüne (yaklaşık on yıl) acele etmeden, adım adım ilerledim.

Şiirlerimde samimiyeti önemsiyorum

Şiirlerinizi kaleme alırken dikkat ettiğiniz hususlar nelerdir, bununla birlikte şiirinizi besleyen şairleri öğrenebilir miyiz?

Şiirle ilgili yola çıkarken de bu yolda kalmak için gayret gösterirken de temel hareket noktam samimiyet. İnandığım şiirin peşinden gidebilmek için samimiyetin vazgeçilmez mahiyette olduğunu düşünüyorum. Ayrıca iştigal ettiğim sanata karşı hürmet göstermeyi, ihtimamla yaklaşmayı önemli buluyorum. Alınacak çok yolumun olduğunun bilincindeyim. Bu yüzden revan olduğum yola en başta kendim ehemmiyet göstermeli, saygıda kusur etmemeliyim. Yunus Emre ve Karacaoğlan olmak üzere zirve isimlerimizi hassaten belirtmeliyim. Asırlar öncesinden bizi birleştiren, konuştuğumuz dili mayalayan atalarımız benim için daima müstesna bir yerde. Bununla birlikte kalem oynattığım Modern Türk Şiiri içerisinde şiirimi beslediğine inandığım Levent Sunal, Ahmet Murat ve Fatma Şengil Süzer’i söylemek isterim.

Şiirlerinizin kökünü geleneksel şiir anlayışımızın beslediği aşikar. Buna rağmen modern bir şiir yazıyorsunuz. Poetikanızda geleneksel ile modern şiire bakış açınız nedir ve bunu şiirinize nasıl yansıtıyorsun?

Benim tahayyülümde geleneksel ve modern kavramları birbirinden tamamen bağımsız değil. Lakin bununla birlikte geleneksel ve modern şiirin temas ettiği noktalara, kullanmış olduğu araç gereçlere baktığımızda merkeze koydukları meselelerin farklı olduğunu görüyoruz. Şiirime bu hususiyeti işlemem belli bir program çerçevesinde değil, daha çok şiirin beni kendine kattığı bir sürecin içerisinde gerçekleşiyor. Yazdıklarımın matematiği, dinamizmi doğal bir sürecin nüvesinden aksiyon alsın istiyorum. Dışarıdan suni bir müdahaleyle şiirin “kendözünden” uzaklaşacağı fikrindeyim. Bu serüvende haritamı, pusulamı, azığımı kendim oluşturmaya gayret ediyorum. Varacağım noktayı ise şiir belirliyor.

Şiirlerinizdeki izleklerde okurlarınıza “her şeye rağmen” dedirtebiliyorsunuz. Safiyane bir yaşama sevinci değil; olanları kabul edip, gelecek kaygısı gütmeden “Tüm uzakları yanımda taşıyorum” diyen şairin satırları. Şiirlerinizdeki bu umudun çıkış noktası nedir?

Her birimiz özge ve özgün varlıklarız. Fıtratımız her birimiz için yaşama ayrı pencerelerden bakma imkânı sunuyor. Bu zenginliği ıskalamamak gerektiğine inanıyorum. Büyük iddiaların değil, kolay vazgeçilmeyecek umutların peşinde olmayı arzu ediyorum. Çünkü umudun varlığı bizi diri tutuyor, insan olduğumuzu telkin ediyor. Elbette her istediğimiz gerçekleşmiyor. Meselenin asıl güzelliğinin de burada olduğunu düşünüyorum. Her istediğimizin gerçekleşmemesi, umudu “insani” kılıyor. Şiirlerimdeki umudun çıkış noktası kendi penceremden gördüklerimdir. Evet umut, her şeye rağmen.

Memleketiniz Amasya’nın kokusu kitabınıza bariz şekilde yansımış. Hatta bunu gizlemek yerine yüksek sesle dile de getiriyorsunuz: “Çizgiler çekti Amasya'da zaman”, “Irmak boyu seni tamamladım Amasya’da” gibi dizelerin ve kitabı kıymetli ailenizle birlikte Amasya’ya ithaf etmeniz. Bundan mülhem ucu açık bir soru sormak istiyorum; niçin şiir ve Amasya?

İnsanın doğduğu yer kaderiyle mümdemiç, kendimi nasipli hissediyorum. Yaşama dair ilk defa deneyimlediğim pek çok şey memleketimde gerçekleşti. Yeşilırmak, Sultan 2. Bayezid Camii, Anıt Meydanı, Kral Kaya mezarları, büyüdüğüm mahallem... Varlığı, yeryüzünü, tabiatı, tarihi ilk olarak Amasya ile tanıdım. Bende öyle bir yer edindi ki onu kendimden ayrı görmüyorum, daima birlikte ilerliyoruz. Sevdiğim bir arkadaşım “Memleketine geldiğini nasıl anlıyorsun? Ben her on adımda bir tanıdık gördüğümde demişti.” Ben de “Kendimi evde değil de yuvamda hissettiğimde” Demiştim. Beni bu denli besleyen ve etkileyen bir durumu şiirimden bağışık tutamazdım.

“Kapsamlı ve kucaklayıcı bir dilin izinde yol almak istiyorum”

Geldim gördüm yendim (Veni, vidi, vici) sözüne atıf yaptığın dizenizde dâhi benlik yok, bizlik var: “Geldik, gördük, yenildik”… Şiirlerinde gölgesini sık sık hissettiğimiz topluluk kim? Şiiri oluştururken uyguladığın bir teknik mi yoksa bireyselliğe karşı vurgulamak istediğiniz bir husus mu?

Şiirimdeki dert edinilen meselelerin, vurgulanmak istenen noktaların benimle sınırlı kalmamasını murat ediyorum. İstiyorum ki şahsım değil, şiirimdeki işaret ettiğim hassasiyetler ön planda olsun. Mevzubahis durumu bu doğrultuda ele aldığımızda önümüzde daha geniş bir perspektif ortaya çıkıyor. İçinde yaşadığı toplumu, biriktirmiş olduğu hatıraları bir araya getiren kapsamlı ve kucaklayıcı bir dilin izinde yol almak istiyorum.

“Eleştiriye açık olduğumuz müddetçe gelişime de açık oluyoruz”

Son olarak şunu sormak isterim: Şiirleriniz Dergâh, Söğüt, Türk Dili ve Şiir Versus dergilerinde yayımlandı. Dergiler hakkında neler söylemek istersiniz?

 Yazmış olduğumuz eserlerin neye tekamül ettiğini görmek adına dergiler çok önemli bir yerde. Evet bir istikamet doğrultusunda ilerliyoruz fakat yazdıklarımızın edebi anlamda bir süzgeçten geçmesi gerekmekte. İnsanız, nefis taşıyoruz. İstiyoruz ki bir an evvel dergilerde yer alalım. Ama bu bir anda mümkün olmuyor. Vazgeçmemek, çalışmak konusunda ısrarcı olmak gerekiyor. Eleştiriye açık olduğumuz müddetçe gelişime de açık oluyoruz. Kendi eksiklerimi, güçlendirmem gereken yönleri dergiler vesilesiyle daha iyi anlıyorum. Ayrıca dergiler sayesinde yeni isimler tanıyoruz. Kuşağımızdaki diğer şairlerle karşılaşıyoruz. Bir şairin, yazarın ortaya çıkışını ve edebi gelişim sürecini dergilerden takip ediyoruz. Her bir yönüyle dergilerin edebiyatımıza büyük katkı sağladığını düşünüyorum.

Yorum Yaz