Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Koku, hayatımızın en ilginç ve duygusal yönlerinden biri; bazen bir parfüm, bir çiçek ya da bir kek kokusu, yıllar öncesine ait anıları tek bir nefeste geri getirebilir. Kokuların, bilinçaltımızda gizli kalmış zaman dilimlerine, unutulmuş yüzlere ve kaybolmuş anılara yolculuk yapmamıza olanak tanıyan özel bir gücü var. Sanki bir zaman makinesine binmişiz gibi, kokular bizlere eski anıların en ince detaylarını hatırlatıyor. İşte tam da bu yüzden, koku sadece bir duyusal deneyim değil, geçmişi, kültürü ve duyguları anlatan bir dil.
Bir dönem, avcı-toplayıcı atalarımız için hayatta kalmanın, eş bulmanın, iletişim kurmanın başlıca yolu kokularla bağlantı kurmaktı. Yüzyıllar içinde ise bu basit, ilkel etkileşimden çok daha derin bir anlam kazandı; kokular, bir toplumun statüsünü, gücünü ve dini inançlarını simgeleyen gizli mesajlar haline geldi. Kralların ve padişahların imparatorluklarındaki kokular, sadece çevrelerine yayılan güzel birer aroma değildi; onlar, kutsallığın, gücün ve ayrıcalığın birer sembolüydü. Bugün bile kokuların hayatımızdaki yeri, yalnızca şıklığın ve modanın ötesine geçer; beynimizin en ilkel bölgelerine dokunan, bilinçaltımızda izler bırakan etkiler yaratır. Koku, aslında her zaman güçlü bir araç olmuştur.
Bu haberde, Litros Sanat Gazetesi’nin okuyucularını, hafızalarına kazınan güzel kokuları hatırlamaya davet ediyoruz. Koku Uzmanı Vedat Ozan, Koku Uzmanı Bihter Türkan Ergül ve Koku Tasarımcısı Levent Doğan bizlere kokunun tarihini, fizyolojimiz ve psikolojimiz üzerindeki etkilerini anlatıyor.

Kokular duygularımızı yönlendiriyor
Eve yayılan bir kek kokusu ya da yeni serilen bir nevresime uzandığınızda gelen yumuşatıcı kokusu… Bu örnekler birçoğumuzda huzurun tanımını oluşturabilir. Koku Uzmanı Vedat Ozan, kokunun ‘zaman yolculuğuna’ çıkaran yanını şu sözlerle ifade ediyor: “Koku duyumuza gelen uyarılar beynimizde limbik sistem adı verilen merkezde işleniyor. Bu sistem sadece koku duyusunu değil, aynı zamanda uzun dönem belleği ve duygu durumlarını da işleyen bir yapıya sahip. Dolayısıyla bizim kokularla beraber yapmış olduğumuz zaman yolculukları veya kokularla beraber uğramış olduğumuz duygu durum değişiklikleri üzerinde herhangi bir idari kontrolümüz mümkün olamıyor. Bu durum "Proust Fenomeni" olarak bilinir. Fransız yazar Marcel Proust'un bir hikayesinden adını alan bu olgu, kokuların hafızayla nasıl bağlı olduğunu gösterir. Proust, bir gün annesinin kendisine verdiği Madlen kekini çayına batırdığında, çocukluk yıllarında halasının evinde geçirdiği günleri hatırlamış. Çünkü 7-8 yaşlarında astım krizleri geçirirken ailesinin onu göndermiş olduğu halası da ona aynı ikramı yaparmış. Dolayısıyla koku geçmişte kaydedilmiş bir belleğin bellekle beraber etiketlendiyse biz aynı kokuyu ileride tekrar duyduğumuzda o bellek yolculuğunu aynı yere doğru tekrar yapıyoruz. Hoş bir duygu uyandıran bir koku, onu taşıyan parfümün, yiyeceğin ya da hatta çamaşır yumuşatıcısının bile bizim tarafımızdan tercih edilmesine yol açabilir. Görsel bir hatıra zamanla duygularımızı tetikleyebilir, ancak bir kokuyu aldığımızda anı anına, sebebini bilmesek bile bir duygu hali içine girebiliriz. Bu mutluluk, huzur veya bazen bir kokudan uzaklaşma hissi olabilir.”
Koku yoksa ağzımızın tadı da yok
Pandemi döneminde birçoğumuz tat ve koku kaybını yitirmenin zorluklarını yaşadık. Hala da zaman zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bu durumu deyim yerindeyse ‘ağzımızın tadını kaçırıyor.’ Vedat Ozan da koku ve tat duyularının arasındaki ilişkiyi şöyle özetliyor: “Tat alımımız aslında sandığımızdan çok daha fazla koku ile ilgili. Bir yiyeceği gerçekten ‘tanımlamamızı’ sağlayan, onun kokusudur. Nezle olduğumuza ya da koku alma yetimizi kaybettiğimizde, yediğimiz yiyeceklerin tadını alamayız. Tanımlama yapamadığımız için haz veya keyif de alamıyoruz. Tam tersi, içmekten hoşlanmadığınız bir öksürük şurubu var. Onu içebilmek için ne yapıyoruz? Burnumuzu tıkıyoruz ki o damak üzerinden gelen kokuyu bir şekilde engelleyelim diye. Sonuç olarak, tat alımımız koku duyusuyla birlikte çalışır ve yediğimiz yiyecekleri tanımlamamıza olanak tanır. Koku duyusunu kaybetmek, lezzet algımızı önemli ölçüde etkiler ve yiyeceklerden aldığımız keyfi azaltır.”
Koku duyumuza paralı bir mesaj: Parfüm
Vedat Ozan’a, parfümle koku arasındaki ilişkiyi de sorduk. Kokunun insanlığın ilk yıllarından beri sağlık, dini ritüel gibi pek çok alanda kullanıldığını ifade eden Ozan, parfümünse son 50 yıldır hayatımıza giren ‘paralı bir mesaj’ olduğunu aktarıyor. Ozan, “Parfüm sadece koku duyusuna hitap eden bir ürün. Bugün en basit marketlerde bile kasa yanında 3-5 liraya kolonya ya da parfüm bulabiliyoruz. Ancak 100 yıl önce parfüm lüks tüketimdi ve sınırlı bir kesime hitap ediyordu. Koku duyusu ise besinleri algılamaktan tutun da hafıza ile ilişkili pek çok bölümde kritik rol oynar. Parfüm son 100 yılda yaygınlaşan bir ürün olsa da koku, insanlık tarihinin her döneminde farklı şekillerde kullanılmıştır. Son 50-60 yıldır hayatımıza giren, son 20 yıldır daha da hızlanan bir şekilde ‘parfüm’ dediğimiz bir ürün, koku duyumuza paralı bir mesaj olarak geliyor.” diyor.

Koku insanlığın ilk diliydi
Koku Uzmanı Bihter Türkan Ergül, kokunun tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu ifade ediyor. İnsanlığın ilk iletişim dilinin koku olduğunu söyleyen Ergül, “İnsanlar, iletişim dili henüz gelişmeden önce, koklaşarak birbirleriyle anlaşabiliyorlardı. Çünkü hasta olan birinin kokusu farklıydı, doğurganlık dönemindeki birinin kokusu ise başka türlüydü. Ateşin bulunmasıyla birlikte ise insanlar, ateşe kokulu bitkiler ve ağaç yongaları atarak etrafa hoş kokular yaymaya başladılar. Bu kokuların ruhlarına iyi geldiğine, nazardan, kötü düşüncelerden ve hastalıktan koruduklarına inanıyorlardı. Ayrıca, hoş kokularla birlikte göğe, tanrılara ileteceklerine inanıyorlardı.” diyor.
Askerlerim lavanta değil barut kokmalı
Kokunun savaş diplomasisinde de oldukça sık kullanıldığı bilgisini veriyor Ergül, ve şu bilgileri aktarıyor: “Napolyon, bir savaş dahisi olarak hem askerleriyle savaşta hem de diplomaside, bürokrasi dünyasında kokunun gücünü kullanmıştır. Kolonyanın mucidi olan Farina ile yollarının kesişmesi boşuna değildir. Hatta şu cümle Napolyon’a aittir: ‘Askerlerim için barut kokusu, lavanta kokusundan çok daha faydalıdır.’ Çünkü askerlerin lavanta kokladıklarında hareketlerinde bir feminenlik, bir estetiklik hissediyordu. Askerlere mutlaka barut kokusu koklatılmalı ki, sürekli olarak dopamin salgılasınlar.
Zambak kokulu mendille barış mesaji
Osmanlı döneminde de kokunun önemi bir hayli fazla. Ergül, o dönemler kokuyla gelen gündelik zarafeti şöyle anlatıyor: “Osmanlı’da cuma günleri divanda misk amber ve uhud kullanıldığını biliyoruz. Bayram sabahı yapılan törenlerde kokular mutlaka yer alırdı. Kadir Gecesi’nde camiler gül sularıyla yıkanırdı. Osmanlı’da özel günlerde de kokular sıkça kullanılırdı. Örneğin, bir kız görmeye gittiğinizde yanınızda zambak kokusu götürürdünüz. Bu, “Kızınıza talibiz” demekti. Şerbetler karanfilli geliyorsa, “Buyurun, gelin kızımızı isteyin” anlamına gelirdi. Şerbet sade geliyorsa da “Kapıma gelme, sana verecek kızım yok” demekti. Birine küstüğünüzde ise mendile biraz sümbül döküp gönderirdiniz.”

Kokular bizi alıp geçmişe götürüyor
Kokuların psikolojik olarak bizi etkilediği aşikâr. Buna yönelik binlerce araştırma da mevcut. Ergül de kokunun beynimizin ilkel bölgesi olan ‘amigdala’yı etkilediğini, bunun hükmedemediğimi tek alan olduğunu vurguluyor: Bir kokuyla insanı uyutabilir, karnını acıktırabilir ya da saldırgan hale getirebilirsiniz. Koku, direkt olarak bilinçaltını etkilediği için, sizi saniyeler içinde zaman makinesi gibi geçmişe, yıllar öncesine götürebilir. Yetmişli ve seksenli kuşaklar bunu çok iyi hatırlar. Eskiden, arı maya silgilerinin kokusu o kadar hoştu ki, bazen onları ısırmak isteyebilirdiniz. Şimdi, aynı dönemde öğrencilik yapmış birine o kokuyu koklattığınızda, yıllar öncesindeki o anıları her detayıyla kafasında canlanıyor. Koku hafızası çok güçlüdür. Bu nedenle, Alzheimer hastalarının ilk kaybettikleri duyulardan biri de kokudur. Koku alma yeteneklerini kaybettiklerinde, aynı zamanda koku hafızalarını da yitirirler.
Kraliçeyi kokusu yakalattı
“Gül kokusu neden birçoğumuzu mutlu edip sakinleştirir hiç düşündünüz mü?” Parfümör – Koku Tasarımcısı Levent Doğan, bu sorunun cevabını şöyle açıklıyor: “Her şeyin bir megahertz (titreşim) değeri vardır ve bu, kokuların da etkisini anlamamıza yardımcı olabilir. Gül çiçeği, ölçümlenebilmiş en yüksek titreşim değerine sahip nesnedir: 320 MHz. Bir kişi olumsuz bir ruh hali içindeyken, koku ona %10-20 oranında moral verebilir ve modunu yükseltebilir. Ancak kokuların psikolojik etkisi, kişisel geçmişle de yakından ilişkilidir. Bir kokunun bir kişi için huzur verici ve mutlu edici olması, başkası için farklı duygular yaratabilir. Örneğin, bir kişi için hoş bir koku, travmatik bir anıyı tetikleyebilir. Bu, kokunun hafızayı tetiklemesinin bir örneğidir. Kokladığınız bir şey, sizi yıllar önceki bir anıya götürebilir ve tüm detaylarıyla hafızanızda canlanabilir. Ayrıca, kokunun terapötik etkisi de vardır. Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde, ruhsal sıkıntıları olan insanlar, güzel kokularla tedavi edilmiştir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde, 2. Bayezid döneminde (1488) Edirne’de kurulan Bimarhane'den bahsedilir. Burada, kişilerin yaşadıkları coğrafyalar ve kültürel geçmişlerine göre, onların ihtiyaçlarına uygun kokularla tedavi uygulanmıştır. Her hastalığa uygun çiçekler ve kokular kullanılarak, bu yöntemle insanlar tedavi edilmiştir.”

Koku kullanımı zaman içinde değişti
Koku kullanımın zaman içinde değişimine dikkati çeken Doğan, “1900’lü yıllara kadar insanlar kokuları doğal yollarla kullanıyordu. Sanayi devrimiyle birlikte ise kokular laboratuvarlarda üretilmeye başlandı ve sentetik kokularla tanıştık. Zaman zaman, daha maskülen, ağır ve odunsu notalar tercih edilirken, diğer dönemlerde daha hafif, çiçeksi ve akuatik kokular ön planda oldu. Örneğin, Fransız İhtilali sırasında, saray ahalisi çok yoğun, hayvansal ve amber kokuları kullanıyordu. Ağaç özleri ve benzeri kokular aristokrat sınıfına ait kabul ediliyordu. Fransız İhtilali'nde, Kraliçe Marie Antoinette’in kaçarken isyancılar tarafından kokusuyla tanınarak yakalandığı söylenir. Kokudan, saraydan biri olduğu anlaşılmış ve bu da onun idamına yol açmıştır. 1900’lü yılların sonrasında, özellikle sanayi devrimiyle birlikte daha hafif ve akvatik kokular ön plana çıkmış olsa da kokuların tercihinde sürekli bir değişim görülmektedir. Son 40-50 yılda da Paris, New York, Milano ve Tokyo gibi moda şehirlerinde ortaya çıkan kokular, zamanla dünya çapında popülerleşti. Sonuç olarak, bizim bireysel tercihlerimizden çok, moda dünyasının yönlendirmeleriyle şekillenmektedir.”
Kişilerin mizacı koku seçimini etkiler
Koku tasarımcısı olan Levent Doğan, kişiye özel parfüm tasarımında 4 önemli nokta olduğunu anlattı: “Kişinin yemek kültürü, çünkü bu ten kokusunu ciddi şekilde belirler. Kişinin ten rengi de bir diğer önemli faktördür. Örneğin, akuatik kokular genellikle sarışınlar için daha uygunken, esmer insanlar daha yoğun, baharatlı, maskülen kokular tercih edebilirler. Ancak bu bir genelleme olup her zaman geçerli değildir. Üçüncüsü, iklim şartlarıdır. Yazın ve kışın farklı koku yoğunlukları tercih edilir. Dördüncü ise, kişinin yaşadığı coğrafyadır. Bu faktörler doğru şekilde analiz edildiğinde, kişiye özel bir koku tasarımı mümkündür.” Kişilerin mizacının da koku seçiminde önemli olduğuna değinen Doğan, şunları söyledi: Ayrıca, kişilerin mizacı da koku seçimlerini etkileyen bir faktördür. Osmanlı sarayında kullanılan kokular, padişahların ve sultanların karakterleriyle örtüşüyordu. Yani bir Yavuz Sultan Selim'in, bir Kanuni Sultan Selim'in kullandığı kokuların içerisinde amber olması, sandal olması, sedir olması, okaliptus olması yani tesadüf olmasa gerek. Çünkü bu kokular maskülen kokular, bulunduğu ortama hükmeden kokular. 2. Abdülhamid Han'ın iktidarı döneminde ya da sultanlığı, padişahlığı döneminde kullandığı kokularla tahttan indirildikten sonra kullandığı kokular arasında ciddi farklılıklar var. Yani öncesinde daha maskülen kokuları tercih ederken sürgün hayatı dönemi yaşadığı zamanda kalbi giderici ve onu psikolojik olarak rahatlatıcı, neşelendirici kokular tercih etmiş. Mesela sürgün hayatında kullandığı kokulardan bir tanesi, mimoza çiçeği. Kalbi giderici özelliğe sahiptir.
Yorum Yaz