Müzelerde Güvenlik: Öncelik sergilemek mi korumak mı?

Güncel Sergi & Müze

Müzeler, yalnızca sanat eserlerinin sergilendiği mekânlar değil, aynı zamanda bir toplumun tarihini ve kimliğini yaşatan kültürel miras alanlarıdır. Bu nedenle müzelerde güvenlik hem eserlerin fiziksel korunması hem de gelecek kuşaklara aktarılabilmesi açısından büyük önem taşır. Zira bir müzedeki her tablo, her heykel ya da antik parça; geçmişten bugüne uzanan sessiz bir tanıktır. Ancak bu tanıklığın sürmesi, güvenliğin titizlikle sağlanmasına da bağlı. Son yıllarda yaşanan eser hırsızlıkları, müze soygunları ve tahribat olayları, müze güvenliğinin sadece bir idari önlem değil, kültürel bir sorumluluk olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Ziyaretçiler sessiz adımlarla salonları gezerken asıl dikkat her zaman eserlerin üzerindedir. Binlerce yıllık bir heykelin, yüzyıllar öncesine ait bir tablonun ya da arkeolojik bir kalıntının arkasında görünmez bir koruma ağı bulunur, o da güvenlik. Müzelerdeki güvenlik önlemleri, yalnızca hırsızlık ya da vandalizm riskine karşı bir kalkan değil; aynı zamanda kültürel mirasın geleceğe taşınmasını sağlayan sessiz bir sistemin temelini oluşturur. Son yıllarda dünya genelinde yaşanan sanat eseri hırsızlıkları ve soygunlar, müze güvenliğinin ne kadar kritik bir konu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Kameralar, alarm sistemleri ve hareket sensörleri artık yeterli görülmüyor; yapay zekâ destekli izleme teknolojileri, gelişmiş yangın söndürme sistemleri ve özel eğitimli güvenlik personelleriyle müzeler, adeta dijital bir zırh kuşanıyor. Peki ya gerçekten böyle mi? Zira geçtiğimiz günlerde Louvre Müzesi’nde yaşanan soygun bizi bazı güvenlik soru ve sorunlarına yöneltti. Biz de Litros Sanat’ın yeni sayısında Louvre Müzesi soygunundan hareketle, müzelerdeki güvenlik konusunu ve bu konunun neden bu kadar önemli olması gerektiğini ele alıyoruz. Bunu yaparken de bize İstanbul Lale Müzesi Direktörü Dr. Cem Bülent Ünal, Kenan Yavuz Etnografya Müzesi Kurucusu Kenan Yavuz, İstanbul Kamera Müzesi Kurucusu ve Avukat Ahmet Başalan, sanatçı ve akademisyen Ferhat Özgür ve Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Dr. Aygül Aykut eşlik ediyor. 

Bu soygun yeni güvenlik önlemlerini zorunlu kılıyor

Louvre Müzesi soygunuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Dr. Cem Bülent Ünal: Çağımızın sosyo-ekonomik, teknolojik ve kültürel gelişmelerine paralel yeni bir dünya düzeninde buna benzer istisnai olayların vuku bulması çok ilginç ve düşündürücü. Esasen böylesi sıra dışı ve ezber bozan vakaların gerçekleşmesi ve bunun kültür sanat hayatına doğrudan etkisinin sorgulandığı ve sebeplerinin analiz edilmesi gereken başlıkları içermektedir.

Kenan Yavuz: Louvre müzesi soygunu, yeni kuşak soygun teknikleri geliştirildiğinin özgün bir örneği oldu. Gelecekte özellikle maddi değeri yüksek eserlerin bulunduğu müzelerin, yeni güvenlik önlemleri geliştirmelerini zorunlu kılıyor.

Ferhat Özgür: Eğer “Mona Lisa” 1911’de Louvre’den çalınmasaydı üstünde bu kadar konuşulan bir tablo olur muydu? Çünkü Leonardo’nun “Mağarada Meryem” tablosunu “Mona Lisa”ya tercih eden Avrupalı sanat tarihçileri mevcut. Tablo çalındıktan sonra onun boş kalan kısmına bakmak için müzeye epeyce bir ziyaretçi akını da başlamıştı. Biliyorsunuz Mona Lisa’nın çalınması Paris’te 1900-1930 yılları arasında modernizmin temellerini oluşturan ve aralarında Picasso, Modigliani ve Braque’ın da olduğu bir grup genç sanatçının kalemşörlüğünü yapmış olan edebiyatçı-eleştirmen Guillaume Apollinaire ve Picasso’nun gözaltına alınmalarına yol açmıştı. Çünkü iki arkadaşın koleksiyonunda Louvre’dan çalıntı masklar ve objeler de bulunuyordu. 1911’de elini kolunu sallaya sallaya müzeden mask ve objeler çalan hırsızlarla günümüz teknolojisiyle korunan müze hırsızlığı arasında sadece yöntemler açısından farklılıklar var. Bildiğimiz müze soygunlarının sürelerinin beş-on dakikaya yayıldığını ve çoğunun da gündüz yapıldığını düşününce müzeler hala korunaklı bölgeler değil.

Prof. Dr. Aygül Aykut: Dünyanın en prestijli kurumlarından birinde bile böyle bir açık oluşuyorsa, aslında ‘kültürel güvenlik’ mitinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu görmek zorundayız. Louvre’daki soygun bana bir güvenlik açığından çok, kültür politikalarının zafiyetini düşündürüyor. Çünkü sanat eserleri yalnızca bir müzenin duvarlarında sergilenen objeler değildir; uygarlığın hafızasıdır, ulusların kolektif bilincinin somutlaşmış hâlidir. Bir hafızayı çalmak, toplumun zihinsel bütünlüğüne saldırmaktır. Onu korumak demek ise kültürel kimliği korumak demektir. Böylesi olaylar bize şunu hatırlatıyor: Kültür, koruma bütçeleriyle değil, değer bilinciyle yaşar. Bu soygun, bir güvenlik ihlali kadar, insanlığın kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiye dair bir sorgulamadır da. Demek ki estetikle birlikte etik de zayıflamış durumda. Bu olay bize şu soruyu düşündürmeli: Kültüre gösterdiğimiz saygı gerçekten vitrindeki spot ışığı kadar parlak mı, yoksa gölgede bırakılan karanlık alanlar mı ağır basıyor?

Ahmet Başalan: Louvre’daki soygun haberi, bunun yalnızca bir güvenlik zafiyeti değil, kültürel mirasın korunmasına dair evrensel bir uyarı olduğunu düşündürdü. Çalınan eserlerin değeri elbette yüksek ama esas kayıp onların temsil ettiği tarih ve hikâyelerdir. Bu tür eserler değerli taşlardan ya da mücevherlerden öte, bir dönemin ruhunu taşıyan tanıklardır, maddi değerlerinin çok ötesinde, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir anlam zincirini oluştururlar.  Bu tür olaylar sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın ortak hafızasında bir eksilme yaratıyor.  Çünkü sanat eserleri ya da tarihi objeler, hepimizin ortak geçmişini anlatır. Bu olay da kültürel mirasın ne kadar hassas bir dengede korunduğunu bir kez daha hatırlattı.  Üstelik böylesine köklü ve güvenlik açısından örnek kabul edilen bir kurumda yaşanmış olması, hiçbir sistemin mutlak güvenlik sunamayacağını da gösteriyor. Kameralar, alarm sistemleri, teknoloji ve gözetim elbette çok önemli ama tek başına yeterli değil. Asıl mesele, kültürel varlıkların korunmasına dair toplumsal bilincin sürekliliğidir. Eğer bir toplum kendi mirasına gerçekten sahip çıkarsa, o miras çok daha korunaklı hale gelir.

Bir müzeyi korumak, sadece alarm sistemleri kurmak değildir

Müzelerin güvenliği konusunda en çok nelere dikkat edilmelidir?

Dr. Cem Bülent Ünal: Müzeler kültürel mirasın, sanatın, nesiller arası etkileşimi ve devamlılığını sağlayan yerleşkeler olarak ifade edilebilir. Böylesi güçlü içerikleri ve varlıkların olduğu kentsel donatıların en yüksek seviyede güvelik koşulları ile korunması kaçınılmazdır. Özellikle, güvenlik altyapısı, teknolojik gereksinimler, sistemin ve araçların kullanılması en önemli kriterlerdir. İnsani davranışları ve duruşun da önem arz ettiği doğru olmakla beraber, mümkün olduğunca güvenliğin sistemsel ve teknolojik alt yapılara dayandırılması muhtemel insani hataları minimize edecektir.

Kenan Yavuz: Müzelerin kendi iç güvenlikleri için geliştirecekleri yöntemlerden daha çok, kayıt altına alınmış olan eserlerin çalınmaları halinde sahada alınması gereken önlemler gözden geçirilmelidir. Sonuçta çalınan eserlerin ticarileşmesi gerekiyor ve bu süreç etkin bir şekilde yönetilebilir. Çalınan eserlerin ticari amaçla buluşabilmesi için alıcılar gerekiyor, finansal işlem gerekiyor. Bu konuda uluslararası bir konferans düzenlenerek evrensel ölçekte tüm ülkelerin desteğinde önlemler paketi oluşturulmalıdır. Bu önlemler ticari operasyonların caydırıcı cezai yaptırımları içermelidir.

Ferhat Özgür: Buna teknoloji uzmanları karar vermeli. Şahsen müze ziyaretçilerinin ense köklerinde dolaşan, dakika başı çantamızı elimize almamızı, eserlere fazla yaklaşmamız gerektiğini söyleyen güvenlik görevlilerinin hapishane gardiyanlarını çağrıştırdığını düşünüyorum. Kimi müzelere hava alanına girer gibi giriyoruz. Güvenlik görevlilerinin daha sempatik, güler yüzlü ve davetkâr olmaları lazım. 

Prof. Dr. Aygül Aykut: Bir müzeyi korumak, sadece alarm sistemleri kurmak değildir; öncelikle “koruma kültürü” inşa etmektir. Güvenlik, eğitimli insanla başlar. Kurum içinde etik duyarlılığı, mesleki aidiyeti ve tarih bilincini canlı tutmayan hiçbir önlem kalıcı olamaz. Ayrıca müze mekânlarının fiziksel güvenliği kadar dijital arşivlerinin, envanter sistemlerinin ve sergileme politikalarının da bütüncül düşünülmesi gerekir. Ayrıca sergileme tasarımı estetiği önceleyip güvenliği ikinci plana atıyorsa, bu da kurum vizyonunun parçalanmış olduğunu gösterir. Sanat emanet edilendir; emanetin kıymeti, onu taşıyan zihnin düzeyiyle ölçülür. Bir müze, kendi iç disipliniyle topluma örnek olur; çünkü müzeyi koruyan sistem değil, zihniyettir.

Ahmet Başalan: Tekrar belirtmek gerek ki müze güvenliği sadece kameralar ve alarm sistemlerinden ibaret değildir; aslında bir bütün olarak ele alınması gereken çok katmanlı bir bilinç meselesidir. Kültürel mirasın korunmasına ilişkin bir anlayış topluma sirayet etmezse hiçbir güvenlik sistemi tek başına mutlak koruma sağlayamaz. Öncelikle fiziksel güvenlik önlemleri kadar, kurumsal reflekslerin ve personel farkındalığının da güçlü olması gerekir. Çünkü en ileri teknoloji bile, insan faktörü zayıfsa eksik kalır.  Ayrıca güvenlik kavramını yalnızca ‘koruma’ olarak değil, ‘önleme’ yaklaşımıyla değerlendirmek gerekir. Risk analizleri, ziyaretçi akışının doğru yönetilmesi, sergileme alanlarının planlaması, sergileme biçimi, hatta aydınlatma ve yönlendirme detayları bile bu sistemin parçasıdır. Bununla birlikte müze güvenliğini sadece kurum içi bir mesele olarak görmek de eksik olur. Dolayısıyla müzelerin güvenliği sadece içeriden sağlanmaz; toplumun kültürel mirasa sahip çıkma bilinci de bu zincirin önemli bir halkasıdır. Bir toplum kendi tarihini koruma sorumluluğunu içselleştirirse, o bilinç hırsızlıktan tahribata kadar her riski azaltır. Yani müzelerde güvenlik, teknolojiyle başlayan ama insanla tamamlanan bir sistemdir. Eserleri korumak için sadece müzeleri değil, farkındalığı da güçlendirmek gerekir.

Tarihi müzeler aracılığıyla öğrendiğimiz için…

Sizce müzelerin güvenli bir şekilde korunması neden önemlidir?

Dr. Cem Bülent Ünal: Müzelerin korunması öncellikle miras değeri olan kültür ve sanat eserlerinin varlıklarının yaşatılması için önemlidir. Tarihsel süreçleri kuşaklara aktarılması geçmiş ve gelecek arasında köprü oluşturması. İçerik olarak arşiv niteliğinde değerlerin korunması çok önemlidir. Özellikle nesiller arası iletişimin böylesi tarihsel nesneler, olgular, görsel ve yazılı kaynaklar ile yaşatılması için önemlidir. Kültürel miras ve tarihsel deneyimler insanlığın gelişimini sağlamaktadır.

Kenan Yavuz: Bakanlığımızın çalınan veya kayıp olan eserlerin takibi için kurduğu sistem oldukça iyi. Ancak bu konuda daha yakın bir işbirliği gelişmeli ve bürokratik mekanizmalar müzelerin güvenliği konusunda alınması gereken tedbirlere daha aktif destek vermelidirler.

Ferhat Özgür: Birincisi kültür ve sanat varlıklarının en güvenli alanı müze. Tarihi müzeler aracılığıyla öğrendiğimiz için bir belleği koruma ve geleceğe aktarmak en yüksek düzeydeki güvenlik önlemleriyle sağlanabilir.

Prof. Dr. Aygül Aykut: Müzeler yalnızca geçmişi değil, geleceği de korur. Çünkü eserleri korumak, nostalji romantizmi değildir; geleceğin düşünce ve bilinç mimarisini ayakta tutmaktır. Bir müze soyulduğunda kaybolan sadece eser değildir; kamusal hafızanın onuru zedelenir. Eserin yokluğu, entelektüel güvenliğin sarsılmasıdır. Eserleri güvence altına almak, toplumun belleğini, aidiyet duygusunu ve özgüvenini diri tutmaktır. Korunmayan eser, unutulan kimliktir. Güvenli bir müze, yalnızca hırsızlığa karşı değil, zihinsel erozyona karşı da bir savunmadır. Bu nedenle müze güvenliği, kültürel sürdürülebilirliğin omurgasıdır. Toplum, kendi sanatına sahip çıktığı ölçüde özgürleşir. Koruma, bir teknik değil; bir bilinç, hatta bir varoluş sorumluluğudur.

Ahmet Başalan: Çünkü müzeler yalnızca geçmişin sergilendiği alanlar değil, kolektif hafızanın yaşadığı yerlerdir. Orada korunan her eser, bir toplumun kimliğine, belleğine ve ortak tarihine dair sessiz bir tanıktır. Bu nedenle müzelerin güvenliği, sadece fiziksel koruma değil, kültürel sürekliliğin korunması anlamına gelir. Bir eserin zarar görmesi ya da kaybolması, aslında bir dönemin sesinin kısılması demektir. Bu da sadece sanat tarihine değil, insanlığın ortak hikâyesine bir boşluk bırakır. Çünkü müzeler, geçmişle bugün arasında kurulan o anlam zincirinin en güçlü halkalarından biridir. Dolayısıyla müzeleri korumak, yalnızca eserleri değil, insanın kendini anlama çabasını da korumaktır. Güvenlik burada teknik bir mesele olmaktan çıkar; kültürel bilincin ve sorumluluğun bir yansımasına dönüşür.

Kültür politikasi, sergilemeden önce korumayı öğretmeli

Ülkemiz müzelerin güvenliği konusunda sizce ne durumda, gözlemlerinizi paylaşır mısınız?

Dr. Cem Bülent Ünal: Ülkemizde müzelerin özellikle büyük şehirlerde, kent toplumunun ve bilincinin güçlü olduğu yerleşkelerde en sağlam şekilde ve geleneksel yöntemler ile korunduğu gözlenmektedir. Velakin, daha ücra ve mecra yerleşkelerde, maddi ve manevi kısıtlar olduğundan dolayı istenilen ve beklenen seviyede olmadığına inanmaktayım. Velhasıl, mekân yapılar, içerikler ve maddi kaynakların sağlanması ile müzelerin güvenliği çok daha güçlü olacaktır. Güçlü sermaye gruplarının, sponsorların ve markaların, kültür ve sanat ile marka yönetimi yapmaları ve beklentileri oluşturması, güvenlik altyapılarının yenilenmesi ile yenilikçi alt yapıların kurulmasını sağlayacaktır. 

Kenan Yavuz: Kamera sistemlerinin gelişmiş olması en önemli caydırıcı unsur olarak ortaya çıkıyor. Özellikle özel müzelerin güvenlik konusunda almaları gereken ilave önlemler daha fazla. Ancak maliyet konusu öne çıkıyor ve bakanlık bu konuda daha aktif rol almalıdır.

Ferhat Özgür: Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde Türk resim sanatına ait yüzlerce tablonun kaybolduğu olayları düşününce, müzelerin aslında dışarıdan gelecek tehditten ziyade içerdeki envanter takibine yönelik güvenlik önlemlerini arttırmaları gerektiğine inanıyorum. 

Prof. Dr. Aygül Aykut: Türkiye’de son yıllarda ciddi çabalar var ama hâlâ güvenlik politikaları parça parça yürütülüyor. Yani yapı var ama ruh tam yerleşmiş değil. Bizde genellikle müze yönetimi, “eser sergileme” odaklıdır; oysa kültür politikası, sergilemeden önce korumayı öğretmelidir. Personel devri, bütçe yetersizliği, konservasyon birimlerinin zayıf konumlanışı ve liyakat sorunu hâlâ çözülmesi gereken temel meselelerdir. Bunun yanında, umut verici gelişmeler de var: bazı yerel müzelerde toplumsal katılım artıyor, eğitim programları çoğalıyor. Fakat kalıcı dönüşüm için kültür politikalarının sürekliliğe, vizyona ve duygusal bir sahiplenmeye ihtiyacı var. Kısaca Müze, yalnızca bir binanın adı değil; bir toplumun kendine gösterdiği özenin aynasıdır. Biz o aynaya biraz daha dikkatle bakmayı öğrenmeliyiz.

Ahmet Başalan: Ülkemizde müze güvenliği konusunda son yıllarda belirli bir farkındalık ve iyileşme gözlemliyoruz. Özellikle yeni kurulan ya da yenilenen müzelerde teknolojik güvenlik sistemlerine daha fazla yatırım yapılıyor. Ancak yine de bu alanda asıl gelişimin yalnızca teknik ekipmanla değil, sürdürülebilir bir bilinçle mümkün olabileceğini önemi sebebiyle tekrar belirtmek istiyorum. Türkiye, çok katmanlı bir tarih ve kültürel miras barındırıyor. Bu kadar zengin bir geçmişe sahip bir coğrafyada, müzelerin güvenliği yalnızca fiziksel koruma değil, aynı zamanda kimliğimizi ve belleğimizi koruma meselesidir. Bu yüzden güvenlik politikalarının sadece ‘önlem almak’ değil, ‘değer bilincini güçlendirmek’ yönünde evrilmesi önemli. Kısacası, ülkemizdeki müze güvenliği teknik açıdan gelişme gösteriyor olsa da, bu sürecin kalıcı hale gelmesi için kültürel mirasın toplum genelinde sahiplenilmesi gerekiyor.

Ali DEMİRTAŞ
Ali DEMİRTAŞ

Gazeteci, TV yapımcısı, moderatör ve yönetmen. 10 Nisan 1996 tarihinde Niğde’de doğdu. 1999 yılından beri İstanbul’da yaşıyor. Lisansını İstanbul Arel Üniversitesi’nde yüzde 100 başarı bursu ile gazet ...

Yorum Yaz