Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

"Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
Ben yaşarken koptu tufan
Ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat
Her şeyi gördüm, içim rahat "
Şairin sözlerinin üstünden kırk yıl geçti ve artık İsmet Özel, şair, seksen yaşında. Tufan bir değil, sayısız kez koptu, kâinat yeniden yaratıldı çünkü defalarca yerle bir edildi. Biz de her şeyi gördük ama ne yazık ki hiçbirimizin içi rahat değil artık…
İsmet Özel’i bir şair olarak düşünmeyi bir kenara bırakırsak ona sayısız sıfat verebiliriz. O her şeyden önce çağının keskin bir tanığı. Şiirlerine geniş açıdan baktığımızda bir dönem panoramasının ortaya çıktığını görebiliriz. Çünkü her büyük sanatçı gibi dünyada ve kendi topraklarında olan biten hiçbir siyasi ve tarihî olaya duyarsız kalmamıştır. Kalmadığı gibi de onun şiirden abidelerini dikmiştir. Böylece insanlık var oldukça sözleriyle o dönemler de var olacaktır.
İsmet Özel duyarlı ve hassas bir vicdandır aynı zamanda. Hem millet hem ümmet olma bilinciyle baktığı dünyada haksızlığa uğrayan halkları gördüğü gibi onları ezen sisteme karşı da kelimeleriyle baş kaldırmıştır. Hıncını, öfkesini ve bundan dolayı gözlerine hücum eden yaşı görmemek mümkün değildir. Nitekim haklı bir isyana “evet” demeyi, mataramızdaki suya tuz koymayı ondan öğrendik.
Bir sihirbazdır kimi zaman. O nedenle kelimeleri büyülüdür. Yıllar önce şiirleriyle ilk kez karşılaştığımda zihnimde ilginç ve orada olduğunu bilmediğim bir geçit açtı. Geçitten adımımı atınca aşina olduğumu, tanıdığımı sandığım katı kelimelerin canlı olduğunu gördüm. Hareketlendiler ve çokça şey söylemek için dirildiler. İsmet Özel’in mısralarını okudukça zihnimde uçuşmaya başladı sözcükler. Şairin her bir kelimesi, hayal dünyamdaki bir kelimeye dokundu ve zincir gitgide uzadı.
Bir kâhindir bazı zamanlarda. Yıllar önce yaptığı bazı açıklamaların, günümüzde meydana geldiğini gördükçe hâlâ şaşırırız çünkü açıklamaları bazen akıldışı bazen imkânsız bazen de abartılı görünmüştür bize. Ama yine her büyük sanatçı gibi keskin bir göze, ferasete ve dünyayı doğru okuyup yorumlama kabiliyetine sahiptir. Olayların muhtemel sonuçlarını doğru tartıp biçtiğinden haklı çıkmıştır çoğu kez. Hangimiz kendimizi sıkça “İsmet Özel haklıymış.” derken bulmadık ki…
Buraya kadar saydıklarım, birçok kişi için de geçerlidir ama bundan sonraki kısım İsmet Özel’in bana kattıklarıyla ilgili olacak. Şiir yazmadım, yazmayı ne düşündüm ne de arzuladım ama şiir, hayatımın önemli bir parçası; özellikle de kendimi yorgun ve hüzünlü hissettiğim zamanlarda.
Türlü acılarla karşılaşıyoruz. Bunlar bazen milletçe yaşadığımız acılar bazen de bireysel olarak yaşadığımız acılardır. Örneğin gün gelir sevdiğimiz birini kaybederiz. Yıllarca varlığına alıştığımız insanın bir anda gözümüzün önünden kaybolması, aklımızın kolayca kabulleneceği bir şey değildir; gönlümüzün hiç değildir. “Ölüyoruz demek ki yaşanılacak” demişti şair diye aklımıza gelince güneşin karanlık bulutların arasından ısıtıcı yüzünü görürüz azıcık da olsa. Zaten bu mısrayı ihtiva eden şiirin ismi, başlı başına bir umuttur: “Yıkılma Sakın.” Yıkılmama uyarısını herkes yapabilir, herkes bunu bize söyleyebilir ancak türlü sıkıntılardan, acılı dönemlerden, ihanet ve hayal kırıklığından geçtiğine kani olduğumuz bir şairin söylemesi iman derecesinde inandırıcıdır çünkü o görmüştür ötesini. O görmüştür yıkılmazsak kavuşacağımız mutlu günleri. Yıkılmaya sebebiyet verecek hiçbir acı yok yeryüzünde diye taahhüt etmiştir sanki.
Kendimi güçsüz ve yorgun hissettiğimde yine yetişir imdadıma şair. Çok iyi değildir aslında ruh hâlim fakat hayat ve sorumluluklar dağılıp gitmeye, kendi kabuğuma çekilmeye izin vermez. Beni görenler hep iyi görecek ancak gerçekte olan biten, şairle aramızdaki sırdır. Şairin kulağına fısıldarım böyle zamanlarda onun kelimelerini: “Cesur ve onurlu diyecekler / Halbuki suskun ve kederliyim.”
Bazen pes etmek, her şeyden vazg
eçmek geçer aklımdan. Çünkü insanlar yormuştur ya da ben yormalarına izin vermişimdir ancak bazen de mecbur bırakıldığım durumlarda yaşamak zorunda kalmışımdır. İmtihan deyip hafifletsem de durumu yorgun düşmemek zordur. Bireysel meselelere bir de seyirci kaldığımız çeşit çeşit acı ve vahşet hazırlar dünya bize. “Öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan.” mısrası yankılanır zihnimde.
İnsanın zayıflığını kabul etmez şair. Nitekim mısralarında gümbür gümbür bir metanet ve başkaldırı vardır acze düşürmeye çalışan her tür sisteme ve oluşuma karşı. İsmet Özel’in şiirlerindeki insan, özellikle de erkek profili böylece ortaya çıkmış olur. Onurlu bir şekilde seven, yeri geldiğinde hayatın kuralları karşısında sevdasından vazgeçen ama asla sevgisinden vazgeçmeyen bir erkek saklıdır bütün şiirlerin altında. Gömülür bir yerden sonra gönlün arzuları da dava kalır geride. Sevginin tutkusu davaya gösterilir bir vakitten sonra. Şair bu sefer de kendi sözleriyle kendisine teselli verir belki de: “Sen o baygın sevgilerin adamı değilsin / Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde.”
Biraz daha çemberi daraltacak olursam üç şiirinde elmas gibi parlayan birkaç mısrasının yeri bende bambaşkadır. “Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı” mısrası tek başına bir hikâyedir, bir destan, ağıttır benim için. Karşısında oturup uzun uzun ağlamayı hak eden büyüklüktedir bu mısra ama yıkılma sakın, demişti şair. Ayağa kalkıp hayata devam etmeli bir şekilde. Dünyanın nimetleriyle teselli bulmalıdır. Mesela ansızın başlayan ve gece boyu dinmeyen kar yağışıyla mutlu olmaya çalışmalı insan. Hatta ruh, sevinçten coşunca da dostun kapısına varmalı heyecanın sebebini bilemeden. Şair de bilmemiştir sebebini ve belki de o yüzden sormuştur soruyu hepimiz adına: “Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı / Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.”
Ve son olarak “Münacaat” şiiri benim için bir iç çekiş, bir ömürlük hüzündür. “My Way” şarkısı -özellikle de Elvis Presley’den dinlemek- nasıl acıtırsa içimi, bu şiir de öyle acıtır çünkü insanın gençliğinde kaldırabileceği sıkıntılarla ilerlemiş yaşında kaldırabileceklerinin bir olmadığını gördüm. Hele de bunlar geç geldiğini düşündüğümüz sevdalar ya da pişmanlıklarsa…
"Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
Kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
Tütmesi gereken ocak nerede"
İsmet Özel, şair, artık seksen yaşında. İyi ki…
Yorum Yaz