Bakmaktan sıkılanlara: Filistin’i Görme Biçimleri

KİTAPLIK

Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğe göre “görmek” kelimesinin bir anlamı da “anlamak, kavramak, sezmek”. Dünyadaki gelişmelerden, çevremizdeki alışagelmiş duruma kadar her şeyi katkısız idrak etmek için öncelikle görmek iktiza ediyor. Bazen de bir yanılgı ile her gördüğümüzü anladık sanarız. Şair Muzaffer Serkan Aydın’ın Gerçek Rüya’sında geçen dizelerle anlatacak olursak: “gördüğümüz şeyleri gördük mü gerçekten”. Bunun cevabını biliyorum; hayır. Gerçekten görseydik bu kadar mezalim gerçekleşir miydi? Yahut bu kadar gösterişli ve artarak gerçekleşir miydi? Cevap aynı; hayır. Belli ki birileri de bu konuya kafa yormuş. Bunu sonucu olarak Filistin’i Görme Biçimleri kitabı ortaya çıkmış. Birileri dedik; çünkü bu kitabın içinde birden fazla entellektüelin yazısı yer alıyor. Filistin konusunda titizlikle böylesi kaynak bir kitap hazırlayan Neslihan Demirci Hanımefendi’ye en başta teşekkür etmek gerekir. 2025 yılının Ocak ayında Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan kitap içerisinde bilinmeyen, merak edilen, üzerine düşünülmeyen birçok konunun cevabı yer alıyor.

Kısır döngü yok

Akademik yazılarda kullanılan ağdalık yok. Yavan yazarların farklı cümleler aynı aynı şeyleri değindiği bir kısır döngü hiç mi yok. Anlaşılacağı üzere kitabın ismi John Berger’in Görme Biçimleri kitabından geliyor. Demirci, takdim yazısında bunun hakkında şu açıklamayı yapıyor: “76 yıllık süren işgali görmezden gelmeden, acıyı estetize etmeden, ölümü yüceltmeden, Filistinli yazar ve sanatçıların seslerine kulak veriyor, söylediklerini ve gösterdiklerini anlamaya çabalıyor ve eserlerini ‘görebiliyor’ muyuz?” Bu kitap belki dünyayı değiştirmeyecek. Yalnız, ilerde an ve anılar arasında farklı bir pencereden, farklı bir ses duymak isteyenlere çok şey söyleyecek. Yaşadığı çağın en büyük soykırımlarına tanıklık eden sanatçıların ve akademisyenlerin bu olay ve kavramlar üzerine bakışı açısını geleceğe miras bırakacak. İçinde bulunduğu dönemde yaşayanları ise bilinçlendirecek. En önemlisi farklı mecralarda yer alan böylesi yazıların tasnif edilip iki kitap arasına getirilmesiydi.

İçeriğine dair

Kitap dört bölümden oluşuyor: “Filistin’i Yazmak”, “Beyazperdede Filistin”, “Filistin’i Görmek: Temsil Biçimleri”, “Filistin’i Yaşatmak: Toplum, Hafıza ve Kültürel Miras”.

Kitapta yazıları-konuşmaları yer alan sanatçılar ve yazarlar ise şöyle: Mehmet Fatih Uslu, Neslihan Demirci, Enes Ateş, Hanife Öz, Ayşe Yılmaz, Ökkeş Hengil, Murat Pay, Tuba Deniz, Yusuf Ziya Gökçek, Yıldız Ramazanoğlu, Zeynep Turan, Nagihan Haliloğlu, Zeynep Gökgöz, Esra Bulut, Ömer Faruk Önenç, Ümit Yaşar Özkan, Fatıma Tuba Yaylacı, Ahmet Gün, Kübra Turangil, Ali Ayçil, Peren Birsaygılı Mut, Laila el-Haddad.    

“Gazze Cevap Yazıyor” yeniden okurla buluşmalı

Demirci’nin takdim bölümünü ithaf ettiği “Rifat el-Arîr”e dair yazı okuru selamlıyor. Mehmet Fatih Uslu’nun kaleminden. Onun filmlere konu olacak hayatını yazarımız en net ve etkileyici biçimde yazmış. Eserlerinden, makalelerinden alıntılar yapıp… Kitabı okuyanlar ve okuyacaklar bunu anlayacaktır. Onu bilmeyenler, ismini Google’dan aratıp öğrenebilir. Buradaki mesel sadece onun ismini öğrenmek de değil. Mücadelesini bilmek. Uslu, “Gazze Cevap Yazıyor” isimli kolektif kitapta yer alan editör yazısı ve hikâyeleri ekseninde onun duyurmak istediklerini, onun hayatı özelinde yorumlayıp; okurların Gazze trajedisi genelinde bir çıkarım sağlamasına yardımcı oluyor. Bu yazının sonuda, Rifât el-Arîr’in emeği olan “Gazze Cevap Yazıyor” isimli Gazze’ye hikâyelerden oluşan kitabın 2016 yılında Türkçeye, Emrah Saraçoğlu çevirisiyle kazandırıldığını öneriyoruz. Bu, birilerinin Gazze’yi ve Gazze’deki gelişmelere kayıtsız kalmadığını gösteriyordu. Yaşanan trajedi karşısında, böylesi ufak bir olay için sevinç kelimesini kullanmaya imtina ederim ama vicdan ve sorumluluk sahibi olanların varlığı her daim sevindiricidir. Lâkin Uslu’nun değindiği üzere; bu kitap hakkında küçük tanıtım notları dışında bir şey yazılmamıştı. Hatta kitabın artık satışı da yoktu (Uslu’nun bu yazısından sonra geçen zamanda bir değişiklik olup olmadığını kontrol etmek-tabii ki temin etmek- maksatlı araştırdım, hâlâ yeni baskısı, satışı bulunmuyor). Bu üzücü bir durum. Uslu, “İşin özünde koskocaman yedi yıl boyunca el-Arîr bize bakmıktı ama onu görmemiştik” diyor. Evet. Hâlâ görmemeye devam ediyoruz maalesef. Bu vesileyle bu kitabı tekrardan yayınlayacak gözüpek yayınevlerini harekete çağıyorum. 

İkinci bölümün ilk yazısı, yakın dönem Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden birine ait: Murat Pay’a. “Beş Kırık Kamera” belgeseline “Gerçeğin Neresine Ayna Tutar?” diye soruyor. Özel gibi duran bu soruyla Gazze’deki acıya dair dolaylı bir göndermede bulunurken, belgeselde bulduğu izlerin peşinden gidiyor. Bir işi yine o işin erbanı en iyi bilir; yönetmen olması hasebiyle belgeseldeki parçaları teferruatlı şekilde birleştirerek okursa sunuyor. Yazının sonunda eklediği şu kısım, bölgedeki acı gerçeklerle yüzleşek için, bu belgeselin seyredilmesi gerektiğine dair önemli bir not: “Filistin halkının sıradan gündelik hayatlarında maruz kaldıkları, zamana yayılmış şiddeti, beş kırık kamera üzerinden anlatan belgesel, hiç şüphesiz bugün Gazze’de yaşanan katliama dair de önemli ipuçları sunuyor.”

Resim ağırlıklı üçüncü bölümü: “Filistin’i Görmek: Temsil Biçimleri”. Şimdiye kadar pek değinilmemiş bir konuyu irdeliyor. Görsel sanatlarda Gazze’yi. Bu bölümde perde arkasında kalmış konulara ilişkin ilginç ve Avrupa’nın iki yüzlülüğünü ortaya koyam bilgileri bulmak mümkün. Zeynep Gökgöz’ün kaleme aldığı “Herkes Eşittir Ama Bazıları Daha Eşit” bölümünde olduğu gibi. Venedik Bienali’nde tüm protestolara rağmen, İsrail pavyonu kuruluyor. Bu ve bunun gibi bilgileri bu bienal üzerinden değerlendirmiş yazar. Aynı bölümde Banksy’den, Batı Şeria Duvarı’na, Filistin Duvar resimlerine, çağdaş sanatın dilsizleşme ve körleşme karşısındaki sesizzce haykırmasına, karikatürist Joe Sacco’nun Filistini’ne ve Fatıma Tuba Yaylacı ile çocuk ve savaş üzerine yapılmış söyleşiye rastlamak mümkün.

“Çizgili Uzam” ve “Yumuşak Uzam” bilinmeli 

Kapanışın ilkinde; “Toplumsal Sorunlara Çözüm Arayışında Sanat ve Mimarlığın İmkânları: Filistin Örneği” başlıklı yazının müellifi Ahmet Gün akademik bakış açısıyla Filistin sorunu irdeliyor. Adorno’nun kültür endüstirisinden mülhem, yaşanan zulüm karşısında sanatın ve mimarinin rolünü açığa çıkarıyor. Filistin’de yaşananların tarihini anlattıktan sonra esas noktaya değiniyor. Bunu okurun zihninde eksik kısım kalmasın diye yapmış olmalı. Bilinenleri hatırlatmıyor, bilinenleri bir yere bağlıyor. Naci el-Ali’nin öldürülmesi suikastı, Arap ve İsrailli genç müzisyenlerin Doğu-Batı Divan Orkestrası, APJP gibi gelişmeler nasıl bir süreçte ortaya çıkmış ele alınmış. Yalnız, “çizgili uzam” ve “yumuşak uzam” kavramlarının Filistin’de uygulanması ve buna karşı sosyal tepkilerin; amaca ulaşma-ulaşamama ekseninde değerlendirilmesi daha kıymetli. Zira bu karmaşık konuyu, belli sayfa sayısında böyle basit anlatabilmek önemliydi. Bölgedenin sınırları hakkında fikir sahibi olmak isteyenler istifade edecektir.

Kitapta yer alan 26 yazının hepsine ayrı ayrı değinmek, kolay bitmezdi. Bu sebeple her bölümün ilk yazısını değerlendirdim. Umarım Filistin’i Görme Biçimleri gibi kitapların ve işlerin sayısı hem Türkiye’de hem dünyada artar. Yazımızı, Neslihan Demirci’nin kaleminden çıkan satırlar ile bitirelim: “Filistin, Rafeef Ziadah’nin şiirindeki gibi ‘her gün bize hayatı öğretmeye’ devam ediyor, bizi modern dünyanın samimiyet yoksunluğu ve acziyeti üzerine düşünmeye davet ediyor. Kulak veriyor muyuz?”    

Yorum Yaz