Edebiyatın sıfır noktası: Masal eve döndü mü?

KİTAPLIK

İnsanın ve insana dair olan her şeyin keskin dönüşümü teknolojinin devrim niteliğinde hızla gelişimiyle beraber gerçekleşti. Dönüşüm hâlâ devam ediyor ve bizler çağın nereye varacağını tam anlamıyla öngöremiyoruz. Radyo- televizyon ile hayatımıza giriş yapan teknoloji, bugün yapay zekânın cebimizdeki ekrana yuva yaparak kolaylıkla kullanılır hâle gelmesiyle beraber dijital çağın soğuk taraflarını fazlasıyla gözle görünür kıldı. Bu karanlık dünya en mahrem alanımıza dahi müdahil olduğundan bu yana onun boğucu ağına takılmamak için çabalayanlar var. Bu âlem bize yeniliğin, gelişimin ve „modernitenin" anahtarını avucumuzun içine kolay lokma gibi bırakmış olsa da kadim ve değerli olan güvenli limanlarımıza da aynı zamanda yavaş yavaş kilit vurdu. Bu kilidin bir tanesi insanın masal dünyasına açtığı kapıya vuruldu. Bunun sonucunu Mustafa Ruhi Şirin'in deyimiyle söylersek, masal evden çıktı. Bu çıkışın bir geri dönüşü olacak masal eve dönecek mi? İnsan ve masal arasındaki köprü geri dönülmez biçimde yıkıldı mı yoksa o bağı yeniden kurmak adına yeni düğümler atmak mümkün mü? Şirin’in Masal Atlas’ıyla beraber masalın insan hayatındaki yerinin teknolojiyle beraber nasıl adım adım silikleştiğini görüyoruz. Yalnız masal değil insan ve insan hikâyesi de evden çıktı. Bugün çocuğun dahi evde olmadığını gözlemliyoruz. Bedeni dört duvar arasına hapsolmuş ancak zihni teknoloji ve dijital dünyanın ağlarına takılı kalmış insanlar ve çocukların zamanındayız. Masalı ve çocuğu evine, yuvasına nasıl geri getireceğiz sorusunun cevabını Mustafa Ruhi Şirin yıllar önce aramaya koyulan önemli bir isim.

Masalın sıfır noktasına yolculuk

Mustafa Ruhi Şirin henüz altı yaşındayken babasının yokluğuyla yüzleşti. Annesi altı evladının bakımını ve sorumluluğunu tek başına omuzladı. Bu yüzden Şirin’in masalların büyüsüyle hayata hazırlanması gibi bir şansı olmadı hiç. Annesinin narin sesinden masal dünyasının kapısı aralanmadı onun için. Ancak doğup büyüdüğü Karadeniz ikliminde kurduğu arkadaşlıkları, tekerlemeler ve farklı oyunlarıyla inşa ettiği çocuk dünyası, ona masal gibi yaşanan bir çocukluk sundu. Buradan yola devam ederek yıllar içinde masal'ın sıfır noktasına, bugün evrildiği konumlandığı yere ve masalın çocuğun dünyasındaki karşılığına kadar titiz bir çalışma yürüttü. Yalnız bu çalışmasıyla da değil, Mustafa Ruhi Şirin çocuğa göre edebiyatın önemini vurgulayan ve edebiyatın çocuk dünyasındaki yerini önemseyen değerli isimlerden bir tanesi. Masal Atlası, masalın klasikten moderne olan yolculuğunu, masal ve öykünün ayrımını, kadim anlatının önemini, masalın çocuk pedagojisindeki yerine kadar geniş yelpazede her zaman başvurabileceğimiz bir başucu kitabı olarak edebiyat dünyasına kazandırdı. Bu geniş yelpazenin karşılığını dünya isimlerini ve Türk üstatların dilinde karşılık bulduğunu da söylemek mümkün. Zira Şirin’in Masal Atlas’ında Cemil Meriç’ten Behçet Necatigil’e, Goethe’den Sartre’a kadar farklı isimlerin masal üzerine inşa ettikleri düşünce dünyaları kitaba aralıklarla eşlik ediyor. Bu da bize geçmişten günümüze masal üzerine oluşan yazılı kaynakların önemini gösteriyor.

Masal için her şeyin başlangıcı demek sadece romantik bir cümle değil bu antropolojik bir gerçek. Henüz yazı keşfedilmemişken anlatı vardı. Anlatı insanlık tarihi kadar yaşlı. Bir tecrübeyi aktarmak, bir korkuyu dile getirmek, dahası yaşamı ve insanı anlamlandırmak için söz vardı. Bu yüzden sözün büyüsü de önemliydi. Masal anlatılırken içinde dinleyeni kendine çeken bir ritim, bir tını vardı. Ve bu anlatının ruhu yazının keşfedilmesiyle beraber bir parça eksildi. Daha sonra dijital dünya ile anlatı bir kez daha ancak bu sefer daha büyük bir kayıp yaşadı. Görsel çağ derinlikli bir anlatının yerini daralttı. Bundan dolayı edebiyat işçileri yazıda o ritmik ruhu, ruha dokunan tınıyı yeniden keşfetmek adına yazıda çırpınıyor diyebiliriz. Peki söz ile aralanan hayal dünyasında önce neler vardı? Masalla insanların dünyasında tılsımlı bir dünyanın kapısı aralandı. Burada klasik masal kendine bir zemin oluşturdu. Günümüzde her ne kadar masal evden çıkmış olsa da edebiyat daima sırtına o kadim anlatılara yaslar ve arada bir onun gölgesinde gölgelenir. Klasik masalda her şeyden önce diz dize anlatı merkezde. Burada yalnız sözde değil ten tene ve göz temasıyla da anlatıcı ve dinleyici arasında sağlam bir köprü kuruluyordu. Sesin ritmik tonlamasından, göz kapakçıklarının hızla açıp kapanmasına kadar masala eşlik eden insanlar vardı bir zamanlar. Eflatun Cem Güney’in, masalın tadı anlatışındadır, demesinin sebebi de bu olabilir.

Masalın dönüşümünü göz önünde bulundurmalıyız

Klasik masal edebiyatın ilk durağı yani çıkış noktası demek yanlış olmaz. Kaf Dağı masalları, Anka Kuşu, Kelile ve Dimne ile Binbir Gece Masallarına selâm olsun. Hepimiz Şehrazat’ın tüm kızları kurtarmak adına kendini feda ettiğini, kral ile evlenip ona arkası yarın diyerek her gece masallar anlattığını, bu masallar sayesinde kralın Şehrazat’a karşı içinde sevgi büyüttüğünü ve nihayetinde tüm kızların kurtuluşunun Şehrazat’ın masal dünyasından geçtiğini biliyoruz. Masal coğrafi sınırlara sıkıştırılamayacak kadar muhtevası derin bir anlatı. Elbette gelenekten bahsediyor fakat her şey içinden çıkarılsa da geriye insan kalıyor. Burada modern masalın kapısını aralayabiliriz. La Fontaine’in hayvanlar aleminden seslenen fablları ve Andersen'in modern masalları hâlâ uğrak yerimiz. Geriye insan kalıyor dediğimiz yerdeyse en güçlü örneklerden bir tanesi Andersen’in Küçük Kibritçi Kız masalı, ki herkesi etkileyen bir masaldır bu. Masallar insan meselelerini ele alıyor. Yargı ve hüküm vermeden ve bu olacaksa da eğer, okurun ya da dinleyicinin masaldan kendine bir pay çıkarmasını yeğliyor. Klasik masaldan modern masala geçişte sözlü anlatının yazılan ve okunan masala dönüşümünü de göz önünde bulundurmalıyız. Bugün bulunduğumuz yerdeyse bizi daha vahim bir tablo karşılıyor. Yapay zekâ ile yaşanan değişimi insanın ve çocuğun masalı hayatından tamamen çıkarmasına mı sebep oldu? Ve tam bu düşüncenin içinde masal hala çocuğun dünyasına açılan bir kapı mı diye de soralım.

Klasik masalı aklımızda daha anlaşılır bir yere konumlandırabilmek için klasik masalın yapı iskeletine bakabiliriz. Klasik masalda ilk önce denge bozulur ve olağan dışı bir şeyler yaşanır, bir şeyler kaybolur ya da eksilir. Ve burada masalın kahramanı yola çıkar. Evden bir uzaklaşma gerçekleşir. Bu yolculuk esnasında kahramanın başına farklı olaylar gelebilir, engeller, maceralar ve imtihanlar. Masalın kahramanın en zor engeli de masaldaki düşmanla yüzleşerek yaşanır. Nihayetinde bu yüzleşme kahramanın eksiği gidermesiyle ve eve geri dönmesiyle dengeler yeniden kurulur ve masal sona erer. Klasik masalda zamana dair bir kesinlik yoktur. Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içindedir o. Karakterlere örneğin keloğlandır. Keloğlan'ın belirli bir görevi vardır. Dolayısıyla karakterin gelişiminden ziyade görev ön plandadır. Ve bir olağanüstülük hali mevcuttur. Nihai olarak verilen mesaj iyiliğin er ya da geç kazanacağıdır. Bu noktada klasik masalı öyküden ayıran bazı farklar dikkat çekiyor. Örneğin bir öyküde zaman daha keskindir, hatta denebilir ki öykü bir andır. Karakteri insanın kendisidir ve kendisiyle yaşadığı içi çatışmalar ve pişmanlıklar öndedir. Ayrıca bir öyküde mantığa veya psikolojiye yakın alt metinler bulabiliriz. Öykünün sonunda okura hissedilen bir dert vardır ama açıkça bir mesaj barındırmaz.

Mustafa Ruhi Şirin klasik masalla birlikte modern masal ve günümüzdeki dijital çağın masala yer bırakmamasına değindiği bu büyük çalışmada nihai olarak bir umut ışığı da bırakıyor. Masal yeniden yazımla açtığı patikada eve dönüş yolunu nihayet buldu.

Yorum Yaz