Hâfızanın Estetik Müdâhalesi: 12 Mart Romanlarında Toplumsal Sınıfların Karşılaşması

KİTAPLIK

Tarihsel kırılmalar, resmî kronolojilerin soğuk ve doğrusal çizgilerinde ekseriyetle siyasî iktidâr değişimleri olarak kayda geçer. Ancak toplumsal sarsıntıların bireyin iç dünyasındaki yansımaları, gündelik hayatın kılcal damarlarına sızan güvensizlik iklimi ve sınıfsal tabakaların sismik sarsıntıları resmî tarih yazımının her zaman dışarıda bıraktığı amorf alanlar. Tam da bu noktada, edebiyatın kendi doğasında barındırdığı kurgu evrenleri, tarihin boşluklarını ve suskunluklarını ifşâ eden alternatif birer bilgi kaynağı olarak karşımıza çıkar.

Ali Ramazan Tokalı’nın akademinin sınırlarını aşan derinlikli çalışması 12 Mart Romanlarında Toplumsal Sınıfların Karşılaşması, 1971 Muhtırası’nın Türk toplum mimârîsinde yarattığı sarsıntıları, edebî metnin can cana, et ete dokunan hakîkati üzerinden irdeliyor; kuramsal tarih belgelerinin soğukluğuna başvurmuyor. Matbu Yayınları’ndan çıkan bu nitelikli çalışma, 12 Mart 1971 Muhtırası’nı mercek altına alıyor. Bu muhtıra, 1960 ve 1980 askerî müdâhalelerinin ortasında ve gölgesinde kalmış, görece daha yumuşak görünen bir kırılma. Çalışma, muhtıranın iktisadî, kültürel ve sosyolojik analizini dönemin temsîl gücü yüksek üç dönem romanı üzerinden yapıyor; edebiyat ile sosyolojiyi ustalıkla birleştiriyor.
Edebiyat ile sosyolojiyi bu denli ustalıkla buluşturması, çalışmayı salt bir roman tahlîlinin ötesine taşıyor. Bu yönüyle kitap, 1970’ler Türkiye’sinin toplumsal ve siyasî arka planını anlamak isteyen tüm okurlar için mutlaka incelenmesi gereken temel bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Tektonik Sarsıntılar ve Bir Kanonun İnşâsı

Türkiye’de geleneksel tarihyazımı, sosyal ve kültür tarihçiliğini uzun süre gölgede bırakmış, hâdiselerin bireysel ve toplumsal katmanlarını değerlendirme dışı bırakmıştır. Tokalı’nın bu özgün eseri, yakın tarihimizin sosyolojik bir meselesini incelerken merkeze edebî metinleri koyarak yöntemsel bir yenilik sunuyor. Berna Moran’ın tespitiyle, bu dönem romanları yapıca kendilerinden önceki köy romanlarının birer devâmı niteliğindedir. Köy edebiyatındaki ağa-köylü-kurtarıcı üçlemesi, sanâyileşme ve kentleşme olgusuyla birlikte şehre taşınmış; sömüren sermâyedâr, ezilen emekçi ve kurtarıcı devrimci gençlik formülüne tahvil edilmiştir.

Murat Belge’nin erken dönem tahlîllerinde oyunun kurallarını ortaya koyduğu "içeridekiler ve dışarıdakiler" ayrımı, yazarların dönemin politik ve iktisadî güç ilişkilerini ne ölçüde kavrayabildikleriyle doğrudan ilintilidir. Belge’ye göre, yaşananları Marksist bir eleştiri süzgecinden geçirerek iktidâr ilişkilerini doğru çözümleyenler içeride, meseleyi kaba bir devrimci romantizm veya ağıt anlatısına indirgeyenler ise dışarıda kalmıştır. Kitap, bu kuramsal tartışmaların şirâzesini saptadıktan sonra, Ankara eksenli, akran ve üst-orta sınıf müktesebâtına sahip üç kadın yazarın eserlerine odaklanır: Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal ve Emine Işınsu.

Üç Dönem Romanında Toplumsal Tabakalaşmanın ve İdeolojik Yarılmaların Edebî Yansımaları

Ali Ramazan Tokalı, incelenen dönemi temsîl eden üç farklı duyarlılığı yan yana getirerek toplumsal tabakalaşmanın edebiyattaki izlerini derinlemesine sürer. Bu doğrultuda ele alınan ilk eser olan Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanı, 26 Kasım 1972 tarihindeki bir düğün üzerinden panoramik bir Türkiye fotoğrafı sunar. Tüm toplumu Ankara’nın seçkin mekânı Anadolu Kulübü’nün beşinci katında toplayan yazar, tabakalaşmayı kurarken Weberci statü ve prestij modeline yaklaşır. Romandaki zengin burjuvazi ile askerî-bürokratik elitlerin zoraki ittifâkı, militarist ikliminin sivil alana dayatılışını belgeler. Aydın karakterler Tezel ve Ömer burjuva kökenlerinden sıyrılamazken, sol hareketin iç çatışmaları büyük bir soğukkanlılıkla sahnelenir. Ancak yazar, ilerici karakterleri derinleştirirken egemen sınıfı ve dindâr davetlileri karikatürize etmekten, işçi sınıfını temsîl eden Ali Usta'yı ise yapay ve aşırı entelektüel bir figür olarak imâl etmekten kaçınamaz.

Söz konusu toplumsal karşılaşmaların Ankara’daki bir diğer mekânsal izdüşümü, Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanıdır. Kızılay’da devrilen bir kavak ağacı etrafında donan kalabalık, akışkan bir sınıf mobilizasyonunu ve itibâr kaybını yansıtır. Alt sınıftan Ahmet ve Şükran biçimsel taklit ve popüler kültürle avunurken; eski bürokratik elitlerin yükselen kapitalist düzen karşısında mevzî kaybetmesi sınıfsal bir devir teslîmi simgeler. Soysal, küçük burjuva çocukları Doğan ve Olcay'ın sistemle hesaplaşmasını işçi Ali'nin kılavuzluğuyla birleştirir. Ancak o da cumhuriyet elitlerinin dindârlara yönelik indirgemeci bakışını sürdürerek, hilekâr bakkal tiplemesiyle ideolojik bir tarafgîrlik sergiler ve bu durum, romanın şirâzeye kavuşan yapısına gölge düşürür.

Ali Ramazan Tokalı'nın çalışmasında bu iki sol-liberal perspektifin karşısına konumlandırdığı üçüncü odak ise Emine Işınsu’nun milliyetçi bir bakış açısıyla kaleme aldığı Sancı romanıdır. Ülkücü öğrenci Ertuğrul Dursun Önkuzu’nun katledilmesini konu edinen eser, sağ-sol kavgasının arka planındaki sınıfsal ve kültürel yarılmayı iddiâ eder. Romanda sol eylemciler büyükşehirlerin konforlu burjuva çocuklarıyken; milliyetçiler taşralı, yoksul ve dindâr halk çocuklarıdır. Işınsu, taşralı ülkücü tipini millî bir direnç odağı olarak konumlandırıp karşı kampı ahlâken düşük çizerek karşı taraftan bir tarafgîrlik tuzağına düşse de; eser, sol aydınların egemen anlatısına karşı mazlûm taşra çocuklarının sesini duyurmasıyla, Tokalı'nın da belirttiği gibi, değerli bir sosyolojik belgedir.

Sınıf Romanı mı, Zümre Romanı mı?

Ali Ramazan Tokalı’nın titiz tahlîlleriyle görünürlük kazanan bu üç dönem romanı, 12 Mart Muhtırası’nın Türk toplum yapısında yol açtığı sınıfsal kırılmaları tam bir netlikle ortaya koymaktan uzaktır. Bu yetersizlik, incelenen dönemde Türk toplumunda sınıfların ontolojik oluşum süreçlerini henüz tamamlamamış olmasından kaynaklanır; yazarların artistik becerileriyle ilgili değildir. Eserlerde merkezi yeri, geleneksel devlet-toplum ilişkisinin bâkiyesi olan meslekî, idarî ve kültürel zümrelerin karşılaşmaları ve çatışmaları tutar; saf ekonomik anlamda keskinleşmiş bir sınıf yapısı görünmez. Bu bağlamda 12 Mart romanları, sosyolojik gerçekliğe en uygun ifadeyle, birer zümreler romanıdır.

İncelenen üç kadın yazar da bireysel ideolojik angajmanlarının estetik özerkliklerini yer yer gölgelemesine tamamen engel olamasalar da, yerleşik iktidâr yapılarının ve militarist devlet aklının kadını kıstırdığı çemberi deşifre ederken ideolojiler üstü, müşterek bir edebî zeminde buluşurlar. Tıpkı Bir Düğün Gecesi'nin o ucu açık, asılı kalmış tekinsiz finali gibi, bu romanlar da Türkiye’nin bitmemiş modernleşme sancılarını ve sınıfsal krizlerini röntgenleyen kurgusal birer laboratuvardır. Dönemin dogmatik kavgaları ve ideolojik illüzyonları bugün çoktan sönümlenmiş olsa da, bu metinlerin toplumsal hafızamızda tetiklediği sismik sarsıntı ve insan ruhuna dair sorduğu can yakıcı sorular varlığını hâlâ güçlü bir şekilde muhâfaza etmektedir. Sınıf bir iktisat meselesidir belki; ama zümre, her dâim bir hâfıza meselesidir. O hâlde gerçekten geçmişi mi konuşuyoruz yoksa kılık değiştirmiş bugünü mü?

Mehmet KIRTORUN
Mehmet KIRTORUN

Mehmet Kırtorun, İstanbul’da yaşayan bir yazar ve yöneticidir. İlgi alanları düşünce, kültür ve sivil toplum ekseninde şekillenir; çalışmalarını bu alanlarda üretmeye gayret eder. Sivil toplum alanın ...

Yorum Yaz