Kabil'i Yetiştirmek: Oğlanların duygusal yaşamını korumak

KİTAPLIK

Yazan: Mehmet Kırtorun

Kabil’in kardeşi Habil’i katletmesi sizce yalnızca bir ilk cinayet anlatısı mı, yoksa duygusal donanımsızlığın ontolojik bir felakete evrilme hikayesi mi? Dr. Dan Kindlon ve Dr. Michael Thompson, Kabil’i Yetiştirmek isimli eserlerinde bize ifade imkanı bulamamış acıların, yönetilmesi imkansızlaşan bir hasedin ve en nihayetinde bir duygusal lisan yoksunluğunun neticesi olduğunu anlatıyorlar.

Aynadaki Yaralı Suret

Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak romanında, toplumsal beklentilerin ve ideolojik cenderelerin arasında kendi sesini arayan modern kadının o sarsıcı mücadelesini belki hatırlarsınız. Kindlon ve Thompson, işte o tablonun eksik kalan yarısını, yani oğlan çocuklarının sessiz çığlığını tamamlıyorlar. Sizce de kız çocukları kendi seslerini kaybetme tehlikesiyle kuşatılmışken, oğlan çocukları bu sese en baştan itibaren sahip olamamanın yarattığı bir duygusal dilsizlik sarmalına hapsolmuş vaziyette bulunmuyorlar mı? Bu durumu bireysel bir gelişim kusuru olarak nitelemek hata olur; karşımızdaki tablo bütünüyle kültürel bir inşanın, sistematik bir duygusal yanlış eğitimin ürünü. Toplum, oğlan çocuğuna daha kundağındayken dünyayı fethetmeyi vadetmekte, ancak bunun bedeli olarak kendi iç dünyasının kapılarını sonsuza dek kilitlemesini şart koşmaktadır.

Yalnızlık Kalesi ve Zalimlik Kültürü

Oğlan çocuklarının dünyasında yükselen o meşhur "Yalnızlık Kalesi"ne bir de bu gözle bakın. Superman’in sığınağı kadar görkemli duran bu yapı, aslında bir o kadar soğuk ve tekinsizdir. Bu kale, dış dünyanın yargılayıcı, alaycı ve zalimlik kültürü ile örülü saldırılarından korunmak adına inşa edilen bir savunma hattı. Erkeklik ideolojisi, bu kalenin burçlarına sertliği ve kırılganlığın mutlak reddini birer bayrak gibi asar. Medya ise bu bayrağı dalgalandıran ana rüzgardır; ekranlarda sürekli duygusal içgörüden mahrum, en ufak sarsıntıda yumruğuna sarılan sporcu figürleri veya hiper-şiddet yanlısı kahramanlar görürüz. Genç dimağlar, saygının ancak korkuyla ve tahakkümle kazanılabileceği illüzyonuna bu imgeler vasıtasıyla ikna edilirler.

Okulda Bir "Yabancı": Hareketin Tıbbileştirilmesi

Eğitim sisteminin, oğlan çocuklarının yüksek fiziksel enerji seviyeleri ve dürtüsel doğalarıyla karşılaştığındaki o şaşkınlığını hiç gözlemlediniz mi? Modern sınıflar; sessizliğin, itaatkar duruşun ve ince motor becerilerin ödüllendirildiği dişil kuralların egemenliğindeki mekanlardır. Bu yapısal uyumsuzluk, oğlan çocuklarının doğal öğrenme biçimlerini bir disiplin suçu seviyesine indirgemektedir. Nitekim, hareket etme ihtiyacı duyan her çocuk, aceleci bir yaklaşımla "tıbbileştirilerek" DEHB etiketiyle sistemin dışına itilmekte. Oysa bu vaziyet, çocuğun nörolojik bir arızasından ziyade, sistemin onun biyolojik gerçekliğine sunduğu dar gömleğin bir yırtılmasıdır.

Aile İçi Gerilimler: Şefkat ve Bağımsızlık Arasında

Anne figürünün, oğlunun dünyasında şefkat ile bağımsızlık arasındaki o ince ipte yürüyen bir akrobat olduğunu fark etmişsinizdir. Toplumun ana kuzusu yaftasından duyulan derin korku, anneleri evlatlarına sundukları duygusal desteği erkenden geri çekmeye mecbur bırakır. Babalar ise, kendi babalarından miras kalan o meşhur sert sevgi yanılgısının kurbanı olurlar. Duygusal mesafenin disiplinle eş tutulduğu bu evlerde, çocuk babasını bir rol model olarak değil, yalnızca bir kural koyucu olarak tanımaktadır. Oysa bir babanın oğluna verebileceği en asil ders, kendi kırılganlığını paylaşarak duygusal cesaretin fiziksel kuvvetten çok daha kıymetli bir erdem olduğunu göstermesidir.

İyileşme Manifestosu: Yeni Bir Lisan İnşası

Peki, bu tabloyu nasıl değiştirebiliriz? Kindlon ve Thompson, bu karanlık manzarayı bir iyileşme manifestosu ile aydınlatıyorlar. Yazarların sunduğu yedi stratejik yol, kuru birer teknik olmanın çok ötesinde, çocuğun içsel yaşamını onurlandıran birer felsefedir. Bir oğlan çocuğunun duygusal okuryazarlığını geliştirmek; ona sadece hislerini tanımlayacak kelimeleri kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda başkalarının acısına ortak olabileceği bir empati köprüsü kurar. Disiplini bir intikam aracına dönüştürmeden, karakter inşasının bir parçası kılmak; ona erkek olmanın binbir farklı ve onurlu yolu olduğunu hatırlatmak, modern pedagojinin en hayati mesuliyetidir.

Kabil’in Sükûtundan Merhametin Kelamına

Türkiye’deki ataerkil doku içerisinde Görünmez Adam Yayıncılık tarafından literatürümüze kazandırılan bu eser, ebeveynler için bir rehber olduğu kadar, toplumun geneli için bir vicdan muhasebesi niteliği taşıyor. Jose Saramago’nun Kabil’inde Tanrı ile hesaplaşan o yalnız figür gibi, biz de bugün modern oğullarımızın içindeki o sessiz, kırgın ve öfkeli Kabil ile yüzleşmek zorundayız. Şiddetin bir yazgı olduğu yanılgısını terk ederek, çocuklarımıza kendi "Yalnızlık Kaleleri"nin kapılarını aralayacak anahtarı uzatmalıyız. Zira bir çocuğun ağlamasına izin vermek, onun bir gün bir başkasını ağlatmasına mani olmanın ilk adımıdır.

Yeni Kabiller yetiştirmemek, ancak onların kalplerindeki o derin sessizliği dinleyecek kadar cesur olmamızla mümkündür. Belki de asıl mesele, onları erkek yapma gayretindeyken insan kalmalarını sağlamayı ihmal etmemektir.

Yorum Yaz